(Tülin Turan/sendika.org – 1 Nisan 2014)

Tayyip’in Mersin’e geleceği gün protesto etmek için yürüyüş yapmak istediğimizde polis çok sert bir şekilde saldırdı ve Mehmet’in ağzından boğazının içine kadar çok yakın bir mesafeden biber gazı sıktı

Geçtiğimiz Mayıs ayının sonu hepimiz için yeni bir isyanın, yeni bir direnişin başlangıcı oldu. Ve bu öyle bir isyan oldu ki aynı anda Türkiye’nin birçok yerine hızla yayıldı. Nihayetinde neredeyse her yer direnişin birer kalesi olmaya, 11 yıldır istediği gibi hüküm sürerek korku imparatorluğu yaratmaya çalışan AKP iktidarına başkaldırmaya başladı. Bu isyanın sonucunda ise birçok yerde; Tayyip Erdoğan’ın “Emri ben verdim”, “Polisim destan yazdı” sözlerini hakkını vermek için gözünü kan bürümüş şekilde polisin saldırması sonucunda birçok arkadaşımız gözünü, kulağını kaybetti, cildinde yanıklar oluştu, Ali İsmail sokak ortasında dövülerek öldürüldü, Ethem, Abdocan, Medeni, Hasan Ferit, Mehmet, Ahmet ve Berkin yaşamını yitirdi. Tarihi katliamlarla dolu olan bu ülkenin tarihine 8 tane canı katlederek “destan” yazdılar.

image

Mersin’de ise 20 Haziran’da Akdeniz Oyunları’nın açılışına katılmak için Mersin’e gelecek olan, emri aldıkları Tayyip Erdoğan için ayrı bir destan da yazmak istediler ve kısmen de olsa başardılar.

Tayyip’in Mersin’e geleceği gün protesto etmek için yürüyüş yapmak istediğimizde polis çok sert bir şekilde saldırdı ve Mehmet’in ağzından boğazının içine kadar çok yakın bir mesafeden biber gazı sıktı. Mehmet o gün gözaltına alınırım çekincesiyle hastaneye gitmiyor. Zaten herkeste de gazın etkisiyle yanmalar var diye düşünerek normal olacağını düşünüyor bir taraftan. Ancak sonraki günler de ağzında ciddi anlamda yanmalar oluşup acı vermeye başlayınca doktora gidiyor ve öğreniyor ki dil kökünde iltihaplanma ve yaralar oluşmaya başlamış. Doktorun yazdığı ilaçları kısa zamanda iyileşmek umuduyla kullanırken ağzındaki yaralar daha fazla büyümeye başlıyor ve Mehmet’in yemek yemesine dahi engel oluyor. Mehmet bu sefer Adli Tıbba muayene olmaya gidince, ağzında ve dilinde kanamalar oluşmaya başlıyor. Bu kanamalar durdurulamayınca Mehmet hemen ameliyata alınıyor ve o günden itibaren Mehmet’in hastaneye yatış süreci başlıyor. İlk yattığı ve 37 gün kaldığı üniversite hastanesi tedavi yöntemini bulamadığı için Adana’daki Ç.Ü Balcalı Tıp Fakültesinde 6 aya yakın yatıyor ve oradaki biyopsi sonucunda dil kökündeki yaranın artık dil kökü kanserine neden olduğu anlaşılarak ve acilen ışın tedavisine başlanmasının gerektiği söyleniyor, kemoterapiye başlanıyor. Bu süreç hem Mehmet için hem ailesi için oldukça sancılı geçiyor. Mehmet hastaneye yattığı süre zarfında polisler tarafından nerdeyse her gün polislerin tacizine maruz kalıyor. Bir de Mehmet’i ziyarete gittiğimizde sohbet ederken öğreniyorum ki Mehmet hastanede yatarken eski Güvenlik Şube amiri (17 Aralık operasyonundan sonra yeri değiştirildi ve şimdi çevik kuvvet amiri) Mehmet’e para teklif ediyor, şikayetçi olmamasını istiyor. Hastane başhekimine gelince ise kendisinin AKP’li olmasından olsa gerek ısrarla Mehmet’in hastalığına biber gazının neden olabileceğini kabul etmiyor. Mehmet aylarca yattığı hastanede tedavi süreci boyunca bebe mamalarıyla hortumdan besleniyor ve gün geçtikçe kilo veriyor. Sosyal güvencesi olmadığı için de tedavi masraflarında oldukça zorluk çekiyor. Tüm bunlara rağmen Mehmet direngenliğini, mücadeleciliğini hiç bırakmıyor ve ne kadar süre alırsa alsın tedavisi bir gün bir şekilde iyileşeceğine inanıyor. Aslında bu kadar zaman Mehmet’i dinç ve kararlı bir şekilde ayakta tutan şey de zaten bu, inancı.

Uzun bir süre Balcalı Tıp Fakültesinde yatmasının ardından Mehmet taburcu oluyor ve iyileşme sürecinin başlayacağını düşünürken durumu tekrar kötüye gitmeye başlıyor. Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi hastanesine tekrar yatış yapıyor. Zaten dilinin dörtte biri alınmış olan Mehmet kemoterapi ve ışın tedavisi gördüğü için çenek eklemleri yerinden oynamış ve hareket ettiremiyor. Boğazında ve boğazından geçen 3 damar tıkalı olduğu için nefes alamıyor ve her an ameliyata alınabilir. Dili de şu an damağına yapışmış durumda ve kullanımı %0. Ayrıca çenesinin sol altında oluşmaya başlayan üç delik sürekli akıntı yaptığı için kanser oraya da yayılmış durumda.

Mersin Emniyeti, doktorların biber gazının Mehmet’in kanser olmasında tetikleyici etken olduğunu söylemelerini duymuş olsalar gerek ki burada da Mehmet’i yalnız bırakmamış ve doktorlara kullandığımız biber gaz “organik” demiş. Organik biber gazını şahsen ilk defa duydum Mersin Emniyeti bu insana nasıl bir şey yaptığının farkında olsa gerek ki kendilerini aklamak için ne yapacağını şaşırmış durumda. Mehmet şimdi şikayetçi olarak hukuki süreci başlattı ve kendisinden dilini, konuşma yetisini, zamanını, hayatının 8 ayını çalanlardan hesap soruyor. Bu 8 aylık süre zarfında Mehmet’i birçok dostu arkadaşı bizler de dahil olmak üzere yeterince destek olmadık, yalnız bıraktık.

Sanırım birçoğumuz yeterince zaman kaybetmiş bulunuyoruz. Gezi direnişi nasıl bizim birbirimize ihtiyacımızın olduğunu gösterdiyse, şimdi hiç olmadığı kadar birbirimize destek olmaya ihtiyacımız var. Artık vakit Gezi ruhunun bize öğrettiği en büyük dersi; kardeşlik, yoldaşlık, ve dayanışma ruhunu tekrar yaratma vakti, Mehmet’e ve yaşamını yitiren tüm yoldaşlarımıza borcumuzu ödeme, onlara sahip çıkma vakti artık. Gezi’de en çok kullandığımız slogan “Kurtuluş Yok Tek Başına Ya Hep Beraber Ya Hiçbirimiz”di ya hani. İşte şimdi onun altını doldurma zamanı. Hem tedavi sürecinde hem hukuki sürecinde Mehmet’in yanında olmak için daha fazla geç kalamayız.