(Mehveş Evin/Diken – 10 Nisan 2014)

Aklını parayla en çok bozmuş insan bile“Saçmalamayın, para içilir mi hiç?”diyecektir. Para harcanır, stoklanır, oynanır, güç verir…  Ancak anlaşılan hükümet, paranın içilebileceğine de inanıyor!

Yoksa memleketin tüm derelerini satar, suya hayat değil de enerji ya da para getiren bir şey olarak bakar mıydı? Yanlış su ve tarım politikalarından vazgeçmeyip göllerin ve sulak alanların kurumasına seyirci kalır mıydı? İstanbul projeleri başta olmak üzere, hukuka, vicdana, kent bilincine aykırı mega projeler için ‘sulak alanlar yönetmeliği’ni değiştirmeye kalkar mıydı?

Müjdeler olsun, siyasi karambolde bunu da başardılar: Sulak alanları besleyen akarsular ile yüzey sularınınyönlerinin değiştirilmesinin önü açıldı… Sulak alan,ulusal ve mahalli olarak ikiye ayrılacak…

Buna göre Orman ve Su İşleri Bakanlığı rapor hazırlayacak, atanmış bürokratlar –haşa, biliminsanları değil!- onay verecek. Bakanlık, ‘Sulak alan mı değil mi’ diye son kararı verecek. Sanki bunun dünya genelinde kabul görmüş evrensel bir tanımı yokmuş gibi…

Bitmedi: Uluslararası sözleşmelerle tescillenen, nesli tehlike altındaki kuşların barındığı mutlak koruma alanlarının ‘özel mülkiyet’e konu olmasının da yolu açıldı! İleride bu uygulamanın ucu İstanbul Boğazı’nın bugüne kadar korunabilmiş son bakir alanlarına kadar uzanacak.

Susuz yaz

Yalanın bile raconu vardır, o da kalmadı… ‘Koruma, yönetim, gelişme’  gibi süslü kelimelerle kılıfı hazırlanan yönetmelik, hiçbir bağımsız kuruluşa, bilime, vicdana ve hukuki altyapıya dayanmıyor.

İstanbul’un ve bölgenin içme ve sulama suyunun sağlandığı 70 sulak alanı ve sekiz dereyi barındıran üçüncü havalimanı projesinin önü, böylelikle açılabilecek… Orman Bakanlığı’na göre buralar zaten ‘su birikintisi!’

Üçüncü havalimanının sulak alanlara tehdidi, sadece göl ve göletleri yok etmekten ibaret değil. Ekosistem denen şey, artık ilkokul öğrencisinin bile bildiği gibi, bir bütün.

İstanbul’un en önemli su kaynaklarından Terkos Gölü(proje sınırının 2.5 km batısında), Alibeyköy ve Pirinççi barajlarında su toplama kapasitesinin nasıl azalacağından, kirliliğin nasıl artacağından bahseden yok!

Henüz bu projeler tamamlanmadı; ama İstanbul şimdidensusuz bir yaza hazırlanıyor. Barajlarda tehlike çanları çalıyor. İklim değişikliğiyle birlikte Türkiye’nin susuzluk yaşayacağı, bilimsel bir gerçek.

Gezi’den sonra…

Sulak alan yönetmeliği değişikliği, şüphesiz sadece üçüncü havalimanının önünü açmak için yapılmadı. Malum, Kanalistanbul yolda.  İstanbul’a vurulacak son ve en ölümcül darbe de bu olacak.

Burada dikkatlerden kaçan asıl mevzu şu: Geçen yıl ‘Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Yasası’ adıyla çıkarılmaya çalışılan yasa, büyük tepki toplamıştı. VeGezi protestoları sırasında Meclis’e gelmeden rafa kaldırılmıştı.

Hükümet, daha az tepkiye maruz kalarak istediğini yapmak için, peyderpey yönetmelikler vasıtasıyla bu kanunu yavaş yavaş hayata geçiriyor.

İlk adım, milli parklardı. Seçim fırtınasında kim umursadı? Evet, ‘milli park’larımız 18 Mart’ta yine Resmi Gazete’de yayınlanan bir yönetmelik değişikliğiyle yeni yatırımlara açıldı. Artık kamu yararı görülen yeni yatırımlarda ‘gelişme planı’ şartı aranmayacak!

Şimdi de sulak alanlara el atıldı. Sıradaki ne?

Facia geliyorum diyor

Üçüncü havalimanı ve üçüncü köprü için doğrudan kesilecek orman alanı, yaklaşık 8 bin futbol sahasıbüyüklüğünde.

İstanbul ormanları, Avrupa’da acil korunması gereken100 ormandan biri. Kuzey ormanları, su havzaları ve kuzey rüzgarları, kente temiz hava getirmesi açısından büyük öneme sahip.

Üçüncü köprü ve bağlantı yolları kapsamında, Kınalı-Gebze arasında yaklaşık 26 adet kavşak planı var. Bu kavşaklarla su havzaları, orman-tarım alanları ve meraların bulunduğu İstanbul’un kuzeyinde yeni yerleşme alanları açılacak. (TEMA- İstanbul Projeleri Raporu’ndan)