(Pınar Öğünç/Radikal – 14 Nisan 2014)

Anaerkil göçer Yörüklerin başı Pervin Çoban Savran’a Ahmet Davutoğlu demiş ki ‘Erkekleriniz nerede?’ Sarıkeçililere sorulacak soru mu bu?

Telefonun diğer tarafında kuş sesleri… Hazırlık zamanı. Çadırlar yıkanıyor, tekneler toplanıyor, devesi olanlar çul örüyor. Bu yıl havalar sıcak gittiğinden hayvanlar huysuzlanmaya başlamış. Mersin’den birkaç aile iki gün evvel Konya’ya, yaz yurdu için 500 km’lik yola çıkmış bile. 20 Nisan’a kadar diğer aileler onları izleyecek. Binlerce yıldır böyle.

Pervin Çoban Savran, Anadolu’nun göçebe yaşayan son Yörük topluluğu Sarıkeçililer’i temsil eden derneğin başkanı. Akdeniz bölgesinden, Sarikeçililer hakkında da çok haber yapan Yusuf Yavuz’dan okudum. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun seçim öncesi Çumra ziyaretinde, Pervin Abla aradan sıyrılıp bir dosya uzatıyor. Yıllardır UNESCO’nun Somut Olmayan Kültürel Miras Projesi’ne dahil edilsinler diye uğraşıyorlar. Neden? Bu, yaşayan kültür varlığı olarak mezar taşlarını, yurt yerlerini, sarnıçlarını, inlerini, keçi isimlerini, Şaman döneminden kalma ocak taşlarını koruma altına alacak. Başta yapılan alan araştırmasında ‘kayda değer’ bulunmamışlar; ısrar sayesinde 2011’de Kültür Bakanlığı kabul etmiş. Fakat orada tıkanmış süreç. Pervin Abla, ülkelerin her yıl tek dosya hakkı olduğunu, onlara niyeyse sıra gelmediğini söylüyor. “Mesir macunu bizden daha mı önemli?” diye soruyor. Evet, rakipleri mesir macunu!

‘Sizin erkekleriniz nerede?’
Dışişleri bakanıyla buluşmada mühim bir detay daha var. Dosyayı verip derdini anlatınca Davutoğlu’ndan şu cümleyi duyuyor Pervin Abla: “Sizin erkekleriniz nerede?”

Bu Sarıkeçililer’e sorulacak soru mu? “Erkeklerimiz de vardır ama bu görev bize düşmüş işte” diye cevaplamış orada. Kadın-erkek diye bir ayrımı şehirlerde duymuş çünkü. Savran, bu anaerkil göçer topluluğun ‘modern’ hayatla meselelerini çözmek üzere kurulmuş derneğin başkanlığını 11 yıldır yapıyor. “Bizde seçimler şeffafın da şeffafıdır. Ne yapayım beni bırakmıyorlar. Keçinin de dişisi makbuldür” diyor gülerek. Ama daha önce Orman Genel Müdürü’nden de duyduğu benzer cümlelere kırıldığını da söylüyor.

Dört yıl evvel Su Meclisi’nin Rize toplantısında tanıştığımızda yaşı için “Benim hesabımla 100’ün üzerindeyim” demişti. ‘Yüksek ilkokul diplomasını’, ilk kez merdiven görüşünü, yama denilen şeyin unutuluşunu, hayattaki en hakiki başarının misal keçi otlatmak olduğunu anlatmıştı.

Bugün iki bin kişi kadar kalan Sarıkeçililer’in kadim kültür hazineleri ne kadar etkiliyorsa, normalleştirilmiş düzenle çakıştıkları noktalar çağın kültürüne dair o kadar içini acıtıyor insanın. Onlardan daha fazla tabiat bilgisine sahiplermiş gibi, birtakım masalardan keçilerinin ormanlara zarar verdiği kararı çıkabiliyor örneğin. Doğa dinlensin diye her yıl aynı yerde konaklamaktan imtina eden bu insanlar otlatacak yer bulamıyorlar. Defalarca ceza ödüyorlar. Takılan küpeler keçileri delirtiyor, kimi zaman gereksiz aşılarla yavrular ölüyor, gri süt geliyor memelerden. Sanki yerleşik hayata geçsinler diye şartlar bilhassa zorlaştırılıyor. Sanki hatırlattıklarıyla, direttikleriyle ‘düzeni’ bozuyorlar.

Suları satılan dereler, HES’ler onları anında etkiliyor. Büyükşehir Yasası’yla zaten meralar azaldı. 2012’de otlatma planı çıkmış. Fakat kimi yerli hayvancıların hırsları yüzünden “Bu dağ benim” diyen biriyle karşılaşabiliyorlar. Ya da şirketler devasa bir alanı kiralayabiliyor. Bu yıl bu sebepten 17 aile açıktaymış örneğin.

Yerel seçimler hayatlarını çok alâkadar ettiğinden Pervin Abla oy kullanmış, ama çoğu Sarıkeçili ‘Al birini, vur ötekine’ demiş. “Doğayla baş başa kalan, yağmuru, kuşu bilen insan yolsuzluk düşünemez” diyor. “Kendini varoluşun, tabiatın parçası hissettiğinde ihtiyacın kadar kazanmayı, kazandığını da paylaşmayı öğrenirsin. Aklına bile gelmez fazlası…”

Her şeyin ‘milli’sinin konuşulduğu bu günleri, milli iradeyi sordum Pervin Abla’ya bir de kapatmadan. “Milli iradeden önce doğa ananın, toprak ananın iradesi gelir” gelir dedi.