(KOS/Medya – 18 Nisan 2014)

Kuzey Ormanları Savunması, Ağva’dan sonra geçtiğimiz hafta sonu Marmara Bölge Forumu örgütleme çalışmaları kapsamında  Tekirdağ ilçesi Saray’daydı. Saray Dayanışması’ndan ve Saray Doğayı Koruma Derneği’nden dostlarımız Demet Karpat ve Ercan Dedeoğlu ile bir araya gelerek, Marmara Bölgesi için yazılan ölüm fermanının bir diğer başlığı Saray’ı bekleyen felaketi durdurmak için yapabileceklerimizi konuştuk. Yakınındaki diğer Tekirdağ ilçeleri Çorlu ve Çerkezköy’ün aksine sanayileşmemiş olan ilçe, şimdiye dek doğaya karşı işlenen suçları tanımlamak için kullandığımız tahribat, katliam gibi kelimelere farklı bir boyut katacak bir süreçle karşı karşıya.

“Ben yasak diyorsam yasak”

Son yıllarda günlük hayatı tasarlamanın ve milyonlarca insanın geleceği üzerinde etkide bulunacak kararların altında yatan düstur bu. Sokağın devleti takip edişinin bir başka tezahürüyle bu sefer de Saray yolunda karşılaştık.
Çatalca’dan Saray’a giden yolda iş makineleri tarafından kesile kesile garabete dönmüş sıra sıra irili ufaklı tepeler yükseliyordu. Yok edilene dek yüksekliği kademe kademe azaltılan tepeler, taş ocakları tarafından adeta ısırılarak yeniyordu. Bu taş ocaklarından, atıkları hemen dibinde bulunan derenin suyunu bulandıran birini görüntülemek için araçtan çıktık. Kısa bir süre sonra bir arabanın içinde iş yeleği giymiş bir görevli belirdi ve bize ne yaptığımızı sordu. Çevreyi görüntülediğimizi söyledik. Görüntüleyemeyeceğimizi belirtti; “yasak”tı. Sebebi ise tepenin özel mülk oluşuydu! Evet; yerle gök arasındaki bir tepe, bir şirkete; bir ya da bir kaç insana aitti. Biz bunun mantıksızlığını dile getirince, iş yeleği giymiş görevli bekçiliğini yaptığı sermayenin dili ile konuştu: “Ben yasak diyorsam yasak”. Kaçınılmaz ağız dalaşının ve bir takım tehditlerin eşliğinde Saray’a doğru yolumuza devam ettik. Bir tepenin fotoğraflanmasının bir anda sermaye gladyatörü küçük bir grubu bir araya getirmesi şaşırtıcı değildi.

ocak1
Saray’a giderken görüntülediğimiz taş ocağı

“Bu sürecin sonu ölüm”

625 hektar. Yani 6,25 km2. Yani 6 milyon 250 bin m2. Yani 38 bin m2 alana sahip Gezi Parkı’nın 164,5 katı. Yani 7 bin 140m2 alana sahip TT Arena çim sahasının yaklaşık 875 katı. Bu değerler yeşil zengini Saray’da tek bir kuvarsit ocağı için ruhsat istenen doğal alana ait. Trakya’nın yüzde beşine tekabül eden bu alanın yok olması bu ocaklar için istenen ruhsata bağlı.

saray1
“Bu sürecin sonu ölüm”

 Sistemli doğa katliamının yürütüldüğü her bir bölgenin kendine has akıl kaçırıcılığı Saray’da da kendini böyle gösteriyor. Saray Dayanışması’ndan ve Saray Doğayı Koruma Derneği’nden dostlarımızın anlattıkları, kuvarsit ve taş ocaklarının kapsadığı alan özelinde yukarıdaki şekilde özetlenebilirken, işin asıl tehlikesi ise insanın kanını donduruyor. Saray ilçe merkezine 16 km. mesafede bulunan Bahçeköy’de yaşayan Yüksek Mühendis Haldun Okuroğulları, ilçeyi bekleyen akıbetin adını en net şekilde koyuyor: “Bu sürecin sonu ölüm”.

Kuvarsit, geçtiğimiz yıllarda kot taşlama işçilerinin ölümüyle ülke gündemine oturan silikozis hastalığının önünü açan kanserojen bir maden. Cam üretiminde hammadde olarak kullanılabilen (bölgede Şişecam’ın fabrikası var), direnci yüksek, sağlam ve aşındırıcı bir kayaç olan kuvarsit, üretim biçiminde kullanılan patlatma yönteminden ötürü, bulunduğu bölgede tozlaşıyor ve içeriği bu yolla doğaya yayılıyor. Bu alanlara ruhsat verildiği takdirde, kuvarsit tozları bölgenin hakim rüzgarları Lodos ile Bahçeköy’e, Poyraz ile de Güngörmez Köyü ve Saray’a taşınacak. Bu doğal sürece Okuroğulları’nın getirdiği yorum ise açık: “Bu kanser demek.” Kuvarsit ocaklarının açılması, kanser vakaları açısından yeni bir Dilovası felaketi yaratma riskini de beraberinde getiriyor.

dinamit
Dinamitle patlatma faaliyeti.

Halkın içme suyu kaynaklarını kim zehirler?

Bölgede DSİ’nin programa aldığı; Saray, Çerkezköy ve Kapaklı’ya da içme suyu temin edecek bir de baraj projesi bulunuyor. Kuvarsit kaynakları ise bu barajın yapılacağı alana da oldukça yakın. Ruhsatın verilmesi, doğal olarak bu tehlikeli madenin bölgede yaşayan insanların içme suyuna da karışacağı anlamına geliyor. Devlet ise gerekli değerlendirme ve hesaplamaları yapmıyor. Bahçeköy’e içme suyu sağlayan derelerin kaynakları, maden çıkarılacak bölgenin 500 metre kadar altında. Bu da köyün içme sularının direk olarak zehirlenmesi anlamına geliyor.

Tehlike sadece Saray ile sınırlı değil. Bahçeköy Muhtarı Erdoğan Orhan’dan, Saray’ın ormanlık bölgelerinin içinde İSKİ’nin ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin küçük su göletleri ve içme suyu temin kaynakları olduğunu da öğreniyoruz. Kuzeyindeki su havzaları aklın çözmekte zorlandığı tasarruflarla mega projelerin altına gömülmekte olan ve gelecekte ciddi bir kuraklık tehlikesiyle karşı karşıya olan istanbul’u, Trakya’dan besleyecek su kaynakları da kuvarsitten zehirlenme riskiyle karşı karşıya.

Proje kapsamında hazırlanan ÇED raporu ise 3. havalimanındaki filmin devamı niteliğinde. İğneada’dan İstanbul-Fatih’e kadar uzanan Marmara orman hattının merkezinde yer alan bölgede vahşi hayat çeşitliliği yüksek. Saray; geyiklere, su samurlarına, vaşaklara, karacalara, kurtlara, tilkilere, yaban domuzlarına yaşam verirken, ÇED raporundaki kurnazlık canlı yaşamını kara kurbağalarına ve ev yılanlarına indirgiyor.

Elektrik tellerinin altında dinamit kamyonları

Ruhsat verildiği takdirde, projede yer alan ek bölgelere de dinamit depoları inşa edilmesinin önü açılacak. Ruhsat için başvuran şirket aynı zamanda dinamit üreticisi ve ilçe içinde dinamit depolarından civardaki taş ocaklarına dinamit temin ediyor. Dinamitin taşınmasında gerekli hiç bir önlem ve denetim uygulanmıyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nca hazırlanan “YERALTI VE YERÜSTÜ MADEN İŞLETMELERİNDE İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ REHBERİ”nde bulunan “Patlayıcı Maddelerin Kara Yolları İle Taşınmasında Alınacak Güvenlik Önlemleri” ise dikkate alınmıyor. Araçların hareket saatleri bildirilmiyor, eskortları bulunmuyor, yüklenmesinde güvenlik gözetilmiyor. Dinamit yüklü kamyonlar ilçenin içine; elektrik tellerinin altına park ediliyor.

saray2
Saray ilçe merkezi

Güngörmez direnişi, Laladere yıkımı…

Yaşadığımız dönemin çürümüş karar vericiliği bastırmak için ne kadar uğraşırsa uğraşsın, insanın doğa için vereceği mücadele kesilmeyecek. Bu mücadele, Saray’a 8 km. uzaklıktaki Güngörmez’de kuvarsit ocağı ile ilgili bilgilendirme toplantısının köy halkı tarafından engellenmesiyle de kendini göstermişti: http://www.kuzeyormanlari.org/2014/03/29/geldikleri-gibi-gittiler/ Güngörmez’de görüştüğümüz köylüler bugün de yaşam mücadelelerini aynı şekilde sürdürmeye kararlı. Saray Doğayı Koruma Derneği, bu mücadele çerçevesinde, 20 Nisan saat 14:00’da tüm doğa ve yaşam savunucularını davet ettiği bir de doğa yürüyüşü eylemi gerçekleştirecek:

http://www.kuzeyormanlari.org/2014/04/15/ormanina-suyuna-ve-saglina-sahip-cik-kuvarsit-ocagina-gecit-verme/

Kuvarsit ocaklarının neyi yok edeceğini yerinde görmek üzere Haldun Okuroğulları ile Güngörmez’den ayrıldık ve Laladere’de bulunan Laladere Piknik Alanı’na doğru hareket ettik. Yolda yıkımın yok edeceği harikalara gökkuşağı da eşlik etti ve kendimizi bir tablonun içinde bulduk.

g-l arası

g-larası2
Güngörmez’den Laladere’ye doğru…

Laladere Piknik Alanı’nın içinde kalan bölge de kuvarsit ocakları için ruhsat istenen toplam 1158 hektarlık alanın içinde kalıyor. İçinde piknik tesisleri, yeraltı suyu kaynakları, özgürce akan dereler ve çeşit çeşit yaban hayvanının bir arada yaşadığı bu cennet parçası kuvarsit ocaklarının tehdidi ile karşı karşıya.

7-lala1
Laladere

10-lala4
Laladere

Kapitalizmin doğa ile yaşadığı çelişkinin sonucu geri dönülmez tahribattır. Ortadan kaldırılan ve kaldırılacak kadim ormanların, kesilen bir ağaç yerine dikilecek beşi ile ikame edilebileceği söylemi süredursun, bu zihniyetin karşısında yeri geldiğinde tek başına bir kepçenin karşısına dikilen Kıymet Teyze’yi, yeri geldiğinde ise sene-i devriyesi yaklaşan Gezi’nin ruhunu bulacağı, vicdanın ve yaşamın yerine barbarlığın konmasıyla uzlaşmayacağımız açıktır.

Kuzey Ormanları Savunması