(Çiğdem Toker/Cumhuriyet – 23 Nisan 2014)

“Devletin cebinden bir kuruş çıkmadan, 46 milyar dolara senede 150 milyon insanın gidip geleceği bir havalimanı ihale ediliyor. Devletin cebinden bir kuruş çıkmıyor ha…” Başbakan Erdoğan
Bir başbakan kendi kendisini yalanlar mı?
Ama olmuş… Bakın nasıl: Hazine, hafta sonu yayımlanan, “Borç ÜstlenimYönetmeliği” ile altyapı projelerinin kredilerine garantör oldu ya… İşte bu “garanti”, bir Bakanlar Kurulu kararına dayanıyor ve doğal olarak da altında Başbakan’ın imzası var
Tarihi ise 6 Mart 2014.
Bu bilgiden sonra girişteki alıntının tarihini aktaralım: 8 Mart 2014.
Yani Başbakan, 3. havaalanı sözleşmesi (de) feshedilirse, şirketlerin banka borcunu Hazine’nin ödeyeceğine dair imzayı, “Devletin cebinden bir kuruş çıkmıyor haa”demeden 2 gün önce imzalamış…

***

Siz dilerseniz “Şirketokrasi” deyin. Ki, “şirketlerin kontrol ettiği ekonomik ve politik sistemi” anlatan bu kavram, halimize gayet uygun(!).
Kendi tarihimizi tercih edersek de bu yönetmelik ile Hazine’nin üstlendiği yük, DüyunuUmumiye dönemini aratmayacak bir “idare” anlamına geliyor.
Henüz ihale edilmeyen ancak Başbakan’ın “12 milyar dolar” diye rakam verdiği Kanal İstanbul da dahil edilirse “Borç Üstlenimi Yönetmeliği” kapsamına giren tutar, şimdilik 80 milyar dolara yaklaşıyor.
Buyrun; bunlar derleyebildiklerimiz:
– 3. havalimanı: 46 milyar dolar
– Kanal İstanbul: 12 milyar dolar
– Hızlı tren projeleri: 7.1 milyar dolar
– İzmit körfez geçişi: 6 milyar dolar
– Tüp geçit: 4.3 milyar dolar
– 3. köprü: 2.3 milyar dolar
– Şehir hastaneleri: 900 milyon dolar
Tekrar edelim: Toplam 77.8 milyar dolara ulaşan bu projelerin sözleşmesi feshedilirse, borcu Hazine üstlenecek
“Şirketokrasi”nin “büyük taksimetresi” 19 Nisan’da çalışmaya başladı bile.
Yani “Borç Üstlenim Yönetmeliği” diyor ki:
Yap-kirala-devret veya kamu-özel işbirliği modeliyle iş yapacak şirketler, 15 gün içinde Hazine’ye başvursun, kendisine bir numara alsın. Aynen böyle… Postane veya hastanede sıra numarasından farkı; vatandaşın devlete değil, devletin şirkete ödeme yapacak olması(!).

***

Konunun bambaşka bir boyutu daha var: Yayımlanmayan IMF raporları.
Bizde “IMF”, “stand-by”la, yani zor koşullar karşılığında verilen krediyle birlikte düşünülür. Bu algı, yakın tarihimize bakıldığında doğaldır da.
Oysa kurucusu ve üyesi olduğumuz IMF, düzenli olarak her yıl ekonomiyi inceleyip rapor hazırlıyor.
“Article 4” denilen bu raporlar, sadece methiyeler düzmüyor. İncelenen ekonomilerin zayıf ve kırılgan yönlerini de aktaran bu metinler, genellikle IMF sitesinde yayımlanıyor. Ancak hükümetlerin “yayımlatmama” hakkı da mevcut.
Bu haktan, Hazine’den sorumlu Başbakan Yardımcısı Ali Babacan bundan iki yıl önce “Raporu yayımlatmadık” dediğinde haberdar olmuştuk.
Şimdi de öğreniyoruz ki, yayımlanmayan o raporda, kamu-özel işbirliği modeliyle yaptırılan projelerin ilan edilmemesine dönük bir eleştiri de yer almış.
Dolayısıyla, IMF’nin bildiği ekonomik riskleri kamuoyundan saklıyorsanız,“Eyvallahımız yok” çıkışı da lafügüzaftan ibaret.

***

Başbakan’ın 3. havalimanına dair (8 Mart 2014) konuşmasına dönelim:
“Düşünebiliyor musunuz, dünyanın en büyük havalimanı yapılacak, bunun önünü kesiyorlar. Hayır kesemeyecekler. (…)Bunları ortaya koyacağız ve gümbür gümbür orada dozerlerimiz çalışacak. Mayıs sonu, haziranın başı tarih veriyorum.
Bu vesileyle de taze bir haber: Tarih çakıştırmaya özel ilgisi olan Erdoğan, 3. havalimanının temel atma töreni için 29 Mayıs’ı düşünüyormuş.
Fatih’in İstanbul’u fetih yıldönümü, 3. havalimanı ile taçlanacakmış.
Gelgelelim, “Borç Üstlenim Yönetmeliği”, o “taç”ın hükmü konusunda hiç de iyi işaretler vermiyor. “Gümbür gümbür çalışacak dozerler”i, gümbür gümbür sarsacak bir ekonomik sarsıntıda hatırlamayız inşallah.

*Çiğdem Toker’in konuyla ilgili ilk yazısı için lütfen tıklayınız – Kimi Kandırıyorsunuz?