(Ertan Altan/Taraf – 23 Mayıs 2014)

Marmara Denizi, Ege’den Karadeniz’e bakan eski Yunan için bir “ön-deniz”di. Bu nedenle ona “Propontis” adı verildi. Yani “Ön-Karadeniz”.

Marmara’ya, başlı başına bir isim vermeyip, onu farklı bir denize ekleyenlerin çok geçerli bir sebebi vardı elbette; Marmara’nın başka hiçbir denize benzemeyen ekosistemi… 

Oşinografi bilimi, Marmara için “iki deniz” tanımını yapıyor. Daha doğru bir tanımla “iki farklı denizin 3. Jeolojik Zaman’ın sonlarından başlayan beraberliği…” Akdeniz’in tuzlu suları Marmara’nın altından Karadeniz’e doğru akarken, yüzeyden Karadeniz’in suları tekrar Akdeniz’e doğru dökülüyor. 3. Jeolojik zamandan, yani 65 milyon yıldan bu yana bu akış sürüyor.

Marmara’nın özgün jeolojik yapısını daha iyi anlamak için birkaç kıyaslama: Akdeniz sularının Cebelitarık Boğazı kanalıyla yenilenme zamanı 70 yıl, Karadeniz’in 700- 900 yıl, Batlık Denizi’nin ise 2500 yıl. Bizim küçük iç denizimiz ise, alt tabaka sularını altı- yedi yılda yeniliyor.

65 milyon yıldan bu yana devam eden bu eşsiz ekosistem, “Kanal İstanbul” adı verilen projenin ilan edildiği 2011 yılından bu yana tehdit altında.

Üç yıldır kamuoyundan gizli bir şekilde yürütülen fizibilite çalışmalarında sona yaklaşılmış olmalı ki, hükümete yakın gazetelerden birinde bu ölümcül projenin kesinleşmiş güzergâhı yayımlandı.

44 kilometre uzunluğunda, 200 metre genişliğinde ve yaklaşık 25 metre derinliğinde olması planlanan kanalın güzergâhı, Karadeniz kıyısındaki Yeniköy, halen faal olan Sazlıdere Barajıve bu barajın suladığı tarım arazilerinin bulunduğu Sazlıdere Vadisi, hemen yakınındakiBaşakşehir ile Arnavutköy ve Küçükçekmece Gölü’nden Marmara’ya doğru olacak.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bu haber yandaş gazete ve sitelerde yayınlanır yayınlanmaz bir yalanlama gönderdi. Ancak edindiğim bilgilere göre yalanlama haber doğru olmadığı için değil, emlak spekülasyonlarının önüne geçilmek için yapıldı.

Aslında bu güzergâh sürpriz olmadı. Ben de dâhil pek çok gazeteci, hükümetin maliyeti en düşük olduğu bu güzergâhı tercih edeceğini yazmıştı. Zaten çevreci kuruluşlar da Sazlıdere çevresinde arsa parselleme işlerinin iki yıldır devam ettiğini anlatıp duruyordu.

Kanal İstanbul, artık “havuz ekibi” olarak tescillenen işadamlarına dağıtılan üçüncü köprü, üçüncü havalimanı, Kuzey otoyolu projelerinin kesişme noktası olacak. Maliyetinin bu üç projenin toplamına eşit olacağı tahmin ediliyor.

Köprü ve yol için İstanbul’un kuzeyinde epey çevre katliamı yapıldı. Havalimanı İstanbul’un su kaynaklarını tehdit ediyor. Ancak Kanal, İstanbul Boğazı ve Marmara’nın kelimenin tam anlamıyla sonunu getirecek.

Daha önce de bu köşede anlatmıştım; Kanal İstanbul’un nelere yol açacağını kaygıyla tekrarlıyorum:

• Kanal’dan geçecek olan su, tuzluluğu hiç değişmeden Marmara’nın üst suyu ile buluşacak. Yeni organik yükle, kısa bir zaman sürecinde alt su oksijensiz kalacak.

• Sudaki kimyasal dengeler tamamen değişecek, 25 metrenin altına zaten zor ulaşan güneş ışığı artık hiç geçemez olacak.

• Sudaki hidrojen sülfür kısa zamanda hızla artacak ve her lodos sürecinde alt suyun üst su ile karışması ile atmosfere de çıkacak.

• Hidrojen sülfürün yaydığı çürür yumurta benzeri bir koku, İstanbul’a doğru taşınacak ve tüm şehir zamanla artan koku ile kaplanacak.

• Boğaz boyunca üst su ile karışım noktalarında da suyun kalitesi bozulmaya başlayacak ve Marmara’nın üst suyunun da kalitesi hızla bozulacak.

• Oksijensiz alt tabakadaki suyun eninde sonunda İzmit Körfezi’ne dolması ile Körfez’de deniz yaşamı kesinlikle sona erecek.