(Derviş Genç / Zaman – 10 Haziran 2014)

3. köprü ve otoyolunun ardından İstanbul’un akciğerlerine bir neşter de 3. havalimanı vuracak. Hükümet, uzmanların uyarılarına rağmen doğal hayatı etkileyecek projenin sahasını değiştirmedi.

Dünyanın en büyük projeleri arasında gösterilen 3’üncü havalimanı projesi, için İstanbul’un kuzeydoğusunda yer alan Yeniköy, Akpınar ve Ağaçlı köyleri arasındaki yaklaşık 10 kilometre uzunluğunda, 7,5 kilometre derinliğindeki arazide başladı. 7 bin 650 hektarlık proje sahasında deniz seviyesinin 50 metre altında kalan çukurlarla 160 metreye kadar yükselen tepeler bulunuyor. Oysaki İBB Başkanı Kadir Topbaş’ın da “Altına imzamı atarım.” dediği 2006 yılında bine yakın akademisyenin katkısıyla hazırlanan İstanbul Çevre Düzeni Planı’na, yani şehrin ‘Çevre Anayasası’ diye nitelendirilen eylem planına göre şehrin kuzeye değil, doğu ve batıya doğru büyümesi hedeflenmişti. 3. havalimanı, Kanal İstanbul ve tam kuzey noktasına tekabül eden 3. köprü nedeniyle İstanbul’un kuzey ormanları ve su havzası olarak nitelenen kuşağının adeta göbeğine girilmiş oluyor.

KUŞ GÖÇ YOLLARINI ETKİLİYOR

Peki 3. havalimanı ne tür risklere gebe? Projenin nihai ÇED raporuna göre en önemli tehlike bölgenin uluslararası kuş göç yolları üzerinde bulunması. Uzmanlar, muhtemel kazaları önlemek için 2 yıl kuş hareketlerinin izlenmesi, düzenli olarak kuş sayımlarının yapılmasını öneriyor. Rapora göre, bölgeden yılda 500 bin leylek, ilk ve sonbaharda 30 bin şahin, 20 bin arı şahini ve 20 bin küçük orman kartalı ile toplam 80 bin civarında da yırtıcı kuş göç ediyor. Havalimanı faaliyete geçmeden gerekli tedbirlerin alınmasının ileride yaşanabilecek kuş-uçak çarpışmalarını en aza indireceğine dikkat çekiliyor. Proje bittikten sonra İstanbul önemli bir nefes alma kaynağını da kaybetmiş olacak. Arazinin 6 bin 172 hektarı ağaçla kaplı. ÇED raporuna göre 1 milyon 855 bin ağaç taşınabilecek durumda. Kesilmesi zaruri ağaç sayısı ise yaklaşık 658 bin. Ancak daha sonra bu bilgiler nihai ÇED raporundan kaldırıldı. Ciddi bir kuraklık dönemi yaşayan İstanbul için 3. havalimanının yapılacağı bölge hayati bir öneme sahip. Zira, bölge İstanbul’a su sağlayan Terkos ile baraj göllerine çok yakın ve sulak araziler bölgeyi besliyor. Havalimanı sahasında İSKİ’nin isale hatları da mevcut. Havaalanının inşaatıyla bu içme suyu kaynakları kirlenecek ve azalacak. Zamanla bölgenin imara açılmasıyla birlikte İstanbul ciddi içme suyu kaynağını yitirme riskiyle karşı karşıya. Bölgede havalimanı arazisinde tarım yapılmasa da hayvancılık açısından oldukça cazip. Civar köylerden 10 bine yakın mandanın otlak ve su ihtiyacı buradan karşılanıyor. Yöre, manda yoğurdu üretimi ile meşhur. İçme suyu için uygun olmadığı için denize deşarj edilen göller aslında mandaların hayat kaynağı. 9 Nisan 2013’te hazırlanan ilk ÇED raporunda, arazide eski maden işletmelerinden kalan 70 göl, gölet ve gölcükten bahsediliyor. 22 Nisan tarihli raporda ise bunlar su birikintisi olarak nitelendirilmiş. Hatta ilk ÇED raporunda, proje alanı içindeki 1 milyon metrekare büyüklüğündeki 40 senelik Kulakçayırı gölünün, tarihî ve ekolojik değeri açısından bölge için önemli konumda olduğu değerlendirmesine yer veriliyor. Her iki raporda da bu alanların hafriyatla doldurulacağı ve sulak alan vasfını yitireceği vurgulanıyor. Bu alanların ve yakınlarındaki canlı hayatın yok olacağı itiraf ediliyor. Tüm bunlara rağmen söz konusu 3. havalimanı için törenle ilk kazma vuruldu. Tam burada eski Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım’ın “Bir çukur verdik, 90 trilyon lira aldık.” sözünü hatırlatmakta fayda var. Bölgenin bir çukur mu yoksa İstanbul için âb-ı hayat mı olduğunu zaman gösterecek.