(Mehveş Evin/Milliyet – 11 Haziran 2014)

Büyük binalar, büyük miting alanları, büyük yollar, büyük barajlar, büyük alışveriş merkezleri, büyük devlet daireleri, büyük cami, büyük karakollar (kalekol)… Ve nihayet, -Avrupa’nın- en büyük havalimanı!
Her yapının en büyüğünün illa ki daha zengin, daha güçlü, daha yenilmez gösterdiğine dair inanç, iktidarda neredeyse bir saplantı… Estetik, planlama, sanat, doğayla ilişki ve insandan yoksun “büyük” mekânlar yaratmak, sadece iktidarın güç simgesi değil. Aynı zamanda bir baskı ve hızlı rant aracı ..
Ancak insanlar, yavaş yavaş “her şeyin en büyüğünün en makbul” olmadığını anlıyor:
– Büyük adalet sarayları bize adaleti sağlamıyor.
– Büyük cami bizi Tanrı’ya daha çok yaklaştırmıyor.
– Büyük alışveriş merkezleri kentin en büyük ihtiyacı olan kamusal alanları gasp ediyor.
– Büyük binalar insanları birbirinden ve hayattan koparıyor; plansızlık ve altyapı yoksunluğundan şehirlerin üzerinde karabasan gibi yükseliyor.

Betonla ördük anayurdu dört baştan
İstanbul’da açılışı törenle yapılan “Üçüncü havalimanı”, büyüklük kompleksinin son örneği.
Zaten betondan tıknefes olan, insanların bir avuç yeşillik için birbirinin üzerine çıktığı İstanbul, kuzeydeki ormanlarını gerçekten feda etmeye hazır mı? Sonuçlarının ne olacağının farkında mı?
İki milyon ağacın kesilmesi, sadece bölgedeki canlıları yok etmekle, binlerce yıldır süren kuş göçünü kesmekle kalmayacak… İnsan hayatı üzerinde birebir, korkunç etkileri olacak.
Bilim insanları kaç defa uyardı? Suyumuz az, havamız kirli, yeşil alanımız yok denecek kadar az.
Üstelik iklim değişikliği felaketine karşı hiçbir önlem alınmıyor. Aksine, daha da hızlandıracak yatırımlara ağırlık veriliyor.
2023 hedefleri beton ağlarla örülürken, insanın nasıl yaşayacağı sorusu havada kalıyor.
Oysa bugün gelişmiş ülkeler, kentlerdeki yerel ve bölgesel ekosistemlerin yaşamın devamlılığı için son derecede önemli olduğunu biliyor. Planlamayı buna göre yapıyor. Gezegen bir tane, kaynakları kısıtlı!

Yeşillik daha az suç demek!
Kuzey ormanları gibi ekosistemler, temiz su, gıda, kirli havanın emilimi, yükselen hava sıcaklıkların dengelenmesi, hatta suçun azalmasında rol oynuyor.
Evet, bilimsel kanıtı var! Vermont Üniversitesi’nin 2012’de yapıp yayımladığı “Arazi ve Şehir Plancılığı” araştırmasına göre ormanlık alanın yüzde 10 artışı, suçu yüzde 12 oranında azaltıyor.
Uzmanlar, bir şehrin sağlıklı bir ekolojiye sahip olmasının sadece park ve korumalı alanlarla sınırlı olmadığını söylüyor: Çatılardan arka bahçelere, derelerden sokak arasındaki küçük yeşil alanlara, her alanın ekolojik potansiyelini ortaya çıkarmak mümkün. Gelişmiş ülkeler bunu planlıyor.
Çok değil, yakın gelecekte göreceksiniz: Toprağın, ağacın, suyun, börtü böceğin ve insanın değerini bilip ona göre plan yapan kazanacak.
Bizim gibi “büyüklük arsızı” ülkelerse, Batı’nın sanayi devriminde yaptığı hataları tekrar ederek yaşam kaynaklarımızdan olacak. Peki, o gün geldiğinde bu yıkımın hesabını kim verecek?

İNŞAAT ÖLDÜRÜYOR

– Her şey büyük, aynı zamanda hızlı da olacak! İşte bu hızlı rant yapma derdi somut anlamda can alıyor.

– İzmir Tabip Odası İşçi Sağlığı ve İşyeri Hekimliği Komisyonu, 2014’ün ilk beş ayında inşaat projelerinde 100 işçinin öldüğünü açıkladı.

– İş cinayetlerinin yüzde 31’i inşaat sektöründe. Üstelik Türkiye’de konut stoğu 1 milyonun üzerine çıktı.