(Serkan Öngel/Birgün – 20 Ağustos 2014)

Kadıköy’ün meşhur Salı pazarını bilirsiniz. Nam-ı diğer Kuşdili çayırı. Çocukluğumun önemli bir kısmı bu betondan çayırda geçti. Devasa bir pazar alanıydı Kuşdili çayırı. Şimdilerde İspark’ın park yerlerinden biri.

On yıllarca bölgenin en önemli dinlence yerlerinden biri olarak yaşamını sürdürmüş bu çayır. Bayramlarda ip cambazlarının geldiği, salıncakların kurulduğu, yazlık sinemaları ve tiyatroları, gazinoları, kayıkhanesi ile ayrı bir dünyaymış burası.

Bir zamanların güzelliği ile göz büyüleyen Kurbağlıdere’de kayıklarla Kalamış’a Münir Nurettin dinlemeye gidermiş bizimkiler. Kayığın arkasına takılıp yüze yüze gidermiş annem suyun içinden.

Kurbağa sesleri ile kuş sesleri karışırmış birbirine. “Kurbağalara bakmam gecikecek” derdim Cansever gibi seslerini duysam bugünden. “Kurbağalara aç gözlü yeşil kurbağlara bakmam gecikecek!”

Sermaye birikiminin mantığı hiç değişmiyor. 1980’lerde pazar yeri küçük bir yer değişikliği ile bu çayıra kurulunca, her şey pazarın bekası için yeniden şekillenmiş.
Şimdi bu çayıra yağmur yağsa pazarcının hali nicolur?”, “Pazar’a şehir dışından bile gelen müşteriler var. Onlar bu çamur deryası içinde ne yapar?” demiş birileri basmışlar betonu toprağın üzerine.

Velhasıl pazarın bekası, sermaye birikiminin döngüsü için tarihi bir çayır betondan bir deniz haline getirilmiş.
Benim kısmetime de yıllarca bu beton denizinde salı ve cumaları hariç top oynamak düştü. Dizlerim rahatsızlandı betonda top koşturmaktan. Sonra meşin topun üzerine yapışan pazardan kalmış meyve ve sebze çöplerinin kokusu ile eve giderdim. Tarihin cilvesi. Tarihin sürekli ileriye doğru gittiğini söyleyen ilerlemeci söylemin aymazlığı. 20 yıl önce olsa bambaşka bir tabloymuş beni bekleyen yaşadığım yerde.

Kurbağlıdere’nin kokusu yaşanmaz kılardı bazen burayı. Sonra bir gün beton pazar tezgahlarını kaldırdılar. Bütün alanı bir güzel asfaltladılar. Sonraları meydanda kalan tek tük tarihi ağaçları kestiler.

Zaman değişti ama sermaye birikiminin ihtiyaçları birilerinin önceliği olarak varlığını sürdürdü. “Yahu bu alana AVM yapılsa, altı otopark olsa, çevresine de göstermelik iki ağaç, gör sen oluşacak kaynağı, gelecek parayı” diye düşündü birileri. Yeşil alan olsa, eski haline döndürülse kime ne kaynak yaratacak değil mi? İşte birilerinin cebi biraz daha para görsün diye AVM tehdidi ile yüzyüze alan. İsyan etmemek mümkün değil.

O zamana kadar alan para kazandırmaya devam ediyor. Kurumsal değnekcilik ve otoparkçılık ile belediyeye en çok gelir sağlayan şirketlerinden biri İSPARK. İSPARK’ın geliri 52 belediyenin bütçesini aşmış durumda. Yani İSPARK halka ait kullanım alanlarını otopark işletmeciliği ile işgal etmenin sonucunda yarattığı kaynağın haklı gururunu yaşıyor.

Kuşdili çayırının etrafı şimdilerde sıkıca kapatılmış durumda. Yaya giriş çıkışları için bir kapı genişliğinde. Zannımca motosiklet kaçağı olmasın diye bir de 30-40 cm’lik bir set koymuşlar bu yaya girişlerine. Bisikletliyi, bebek arabası olanı, engelli vatandaşı düşünen kim. Motosikletten gelecek para İBB için daha değerli sonuçta.

Aslında bugün Validebağı korusuna giren dozerlere, toprağın üzerine dökülmek istenen betona ve insanların koruyu savunmak için gösterdikleri çabaya değinecektim. Moda Gezi Bostanı ve afet alanının otopark yapılmasına karşı gerçekleştirilen direniş bir başka gündemimdi. Galatport da gündemlerin arasındaydı. İstanbul’da gündem çok. Ama hepsi aynı kapıya çıkmıyor mu? Kentlerimiz, yaşam alanlarımız, daha fazla kar, daha fazla rant için yağmalanıyor. Ve gezi direnişi rehber olarak önümüzde duruyor. Dün İstanbul Kent Savunması’nın, Galataport projesinin hayata geçirilmesi için gerçekleştirilmeye çalışılan keyfi toplantıya engel olması ne güzel bir örnek.