(Zuhal Aytolun/Cumhuriyet – 24 Ağustos 2014)

Bisiklet kullanımının yaygınlaşmasıyla, 100 milyar dolarlık bir tasarruf elde edileceğini biliyor muydunuz? Yakıt tüketiminin azalması, kentteki hava kalitesinin iyileşmesi, karbon ayak izinin düşmesi ve sağlıklı bir yaşam için bisiklet büyük önem taşıyor. Avrupa’daki gibi olmasa da Türkiye’de de bisiklet kullanımı artıyor.

Toplu taşıma araçlarına entegrasyon, güvenli bisiklet yolları ve park yerleriyle birlikte daha hızlı yaygınlaşması mümkün hale gelecek. Hem zaten Türkiye, bisiklet turizmi için gözde ülkelerden. Yurtdışından gelip, burada bisiklet turlarına katılanların sayısı hiç de az değil. Peki ya Türkiye, sizce bu kaynağının farkında mı? Kaynaklar her geçen gün tükeniyor. Tüketmeye alışan insanoğlu, artık bir yerde durmasını bilmek zorunda. Yaşanılır ve sürdürülebilir bir dünya için artık rahatlığı bir yana bırakıp, her bakımdan sağlıklı bir yol seçmek çok daha uygun olacaktır. 10 dakikalık yürüme mesafesini dahi arabayla alır olduk. Bir araçtan inip bir diğerine biniyoruz. Oysa bisiklet kullanımıyla ciddi anlamda bir fayda sağlayabiliriz. Hem kendimize, hem de çevremize… Yakıt tüketiminin azalması, karbon salınımının ortadan kalkması, küresel ısınmayı durdurmak, kentteki hava kalitesini iyileştirmek ve sağlıklı olması açısından bisiklet cazip bir ulaşım aracı. Avrupa’da çok uzun zamandır bu bilinç yaygın ancak son yıllarda Türkiye’de de kendine yer bulmaya başladı. Kısa mesafeler, işe gidiş gelişler, haftasonu turları derken bisiklet satışlarında bir artış yaşandığı gerçek. Yalnızca satın almanız da değil, kiralamanız ya da paylaşmanız da mümkün. Böylece yine tüketime hizmet etmeden bu ulaşımı tercih edebilirsiniz. Bisikletliler Derneği Başkanı Murat Suyabatmaz, Türkiye’de bisiklet sahipliğinin yüzde 34 olduğunu söylüyor. Son yıllarda bisiklet kullanıcısı da hızla artıyor. Bunun herkes için farklı bir anlamı var elbette. Hobi amaçlı kullanıcı da var, sosyalleşme amaçlı kullananı da, bizzat ulaşım aracı olarak kullananı da. Suyabatmaz, ulaşımda diğerlerine göre daha az kullanım olduğunu söylüyor ancak toplu taşıma araçlarına entegrasyonla birlikte arttığını da özellikle vurguluyor: “Bazı metrobüs duraklarına ya da vapur iskelelerine koyulan bisiklet park yerleri önemli. Buraları insanlar keşfetti. Alt yapı çok güçlü olmamasına rağmen, insanlar toplu taşımaya yakın park yerlerine park ediyor, oradan toplu taşımayla devam ederek işlerine gidiyorlar.” Bu biraz da gör-etkilen-uygula modeli aslında. İnsanlar gördükçe, bu yola daha çok başvuruyor. Sonuçta, insanoğlunun çevreye verdiği zarar ortada. Artık söze döküp eleştirip konuşmaktansa, harekete geçmekte yarar var. Hem de artık iyice geç olmadan…

Akıllı Bisiklet Uygulaması 

Yerel yönetimlerin de bu konudaki çalışmaları çok büyük önem taşıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi birçok metropolde bisikletseverlere alternatif ulaşım olarak hizmet veren, bisiklet taşıma zorunluğunu ortadan kaldıran “İsbike” uygulamasıyla kentteki ulaşım ağına entegre olabilen sürdürülebilir bisiklet paylaşımını sağlıyor. Bu ağı, Kadıköy-Kartal sahil yolu güzergahı üzerinde halkın kullanımına sunuldu. Kadıköy’de yaşayanlar bu konuda oldukça bilinçli. Bisiklet kullanımı gün geçtikçe artıyor. Hele de haftasonları sahil çok kalabalık. Bu uygulamanın günlük ulaşım hatları üzerinde de artırılması öncelikli hedef. Tabii sıkıntılar da var. Bu uygulama hakkında bilgisi olmayanlar, sahil yolu üzerinde gereken uyarı, renklendirme ve seperatör kullanımına rağmen bisiklet yolu güzergahına otomobillerini park etmeye devam ediyor. Bu konuda yapılan eylemlere, gösterilen tepkilere rağmen durum düzeltilebilmiş değil. Kadıköy Belediyesi, sorunun çözümü için stratejik plan hazırlık çalıştayı başlatarak mücadelesini sürdürmekte kararlı. Kadıköy Belediyesi’nin bisikletle ilgili yaptığı bu uygulamalar, örnek oluşturacak nitelikte. Bu uygulamaların çoğalmasıyla, bilinç de artacaktır.

Yapılacak projelerin her biri ayrı önem taşıyor elbette. Suyabatmaz, yapılan çalışmalarla, “Sağlık için hareket et” kampanyasıyla bir ilerleme kaydedildiğini, zaten bir anda ve hızlı bir sonuç elde edilemeyeceğinin farkında olduklarını söylüyor. Bisikletin, ortaöğretimde seçmeli ders olarak müfredata girmesinin de önemini vurguluyor. “Bilinçli bisiklet kullanıcısı olmak, bunu bir yaşam biçimi haline getirmek oldukça önemli” diyor.

Bisiklet yollarında ise alt yapı eksikliği çok. Hatta bazı parklarda bisiklet yolu olup, bisiklet girişi olmaması da acıklı. Peki dünyada durum nasıl? Suyabatmaz, bisiklet alt yapısıyla Danimarka ile Amsterdam’ın yarıştığını söylüyor. Her yıl yapılan değerlendirmede 80’in üzerinde puan alarak öndeler. Lider kentler onlar. “Orada alt yapı çok güçlü. Bisiklet yolları dört şerit olmuş, kent içinde bisiklet otobanları oluşmuş durumda. Polisi de, memuru da öğrencisi de bisikletle yolculuk ediyor. Onların yanında İstanbul’daki alt yapıdan bahsetmek komik oluyor. Onlar master yapmış, biz de ilkokul birinci sınıftayız” diyor Suyabatmaz. Ancak yine de umut var. Ekliyor Suyabatmaz: “Gerçekleştirilen bisiklet festivalleri, bisiklet turizmine alt yapı oluşturuyor yavaş yavaş. Bazı değerler körükleniyor. Bisiklet turizmi için Türkiye oldukça önemli bir konumda ama Türkiye bunun farkında değil. Yurtdışından Türkiye’ye gelip bisiklet haritası çıkaranların, bir uçakla gelip bisiklet turuna katılanların yanında biz epey gerideyiz. Almanlar geliyor, bisiklet turuna çıkıyor Karadeniz’e. Japonlar geliyor, Çanakkale’ye gidiyor. Ama Türkiye’den katılım oldukça az.”

Suyabatmaz, Amerika’da yaşayan Türkiyelilerin, topladıkları bağışlarla aldıkları kışlık giyecekleri yüksek köylerde yaşayan çocuklara ulaştırmasına yönelik kampanyaya destek verdiklerini dile getiriyor. Bisikletliler Derneği üyelerinin “Umuda Pedal Çeviriyoruz” diyerek yaptıkları bin 600 km yol çok önemli. Hopa İstanbul arasında bir sosyal sorumluluk projesi için çevrildi pedallar.

Hava kirliliğinin önlenmesi için…

Ulaşımda alternatif yöntemler, çevreye duyarlı yaklaşımın önemli bir parçasını oluşturuyor. Araçlarda tek kişi seyahat etmekten, toplu taşımayı kullanmamaya, entegrasyona her uygulamanın önemi büyük. Çünkü özellikle son yıllarda artan petrol ve türevleri fiyatı ile yükselen çevre bilinci, insanları otomobil dışında arayışlara yöneltiyor. Son 10 yılda özellikle motosiklet kullanımındaki artış bir çok markayı Türkiye pazarına çekmeye devam ediyor. Son üç yıldır da Türkiye’de bisikletseverlerin ve özellikle çevreye duyarlı kişilerin bisiklet yolları için mücadeleleri, bisikletin spor dışında da bir ulaşım aracı olarak da sürekli kullanımını özendirdi. Gençlerin, ailelerin hafta sonu keyfi olan bisiklet, artık insanların hayatına ulaşım aracı olarak da yerleşmeye başladı. İstanbul, Ankara, İzmir gibi mega kentlerde trafik sorununu aşmak için kullanılan bisikletler, şimdilerde insanların yeni ilgi odağı. Farklı sektörlerden birçok firma tanıtım ve markalaşma adına bisiklet parkurlarında bisiklet kiralama uygulaması bile yapıyor. Hava kirliliğinin önlenmesi için çalışmalar yapan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile belediyeler de bisiklet kullanımının yaygınlaştırılması için bisiklet yolları projelerine destek veriyor. Örneğin, 1946’da Fransa’da üretilmeye başlanan Solex markası da Türkiye’deki bu potansiyeli görerek pazara girdi. Özellikle elektrikli bisiklet modellerinde iddialı olan marka, katlanabilir modelleriyle de bisikletlerini belli yerlere taşımak isteyenlere büyük bir kolaylık sağlıyor. Tasarımı ve cep telefonu gibi şarj edilebilen hafif bataryası ile fark yaratan Solex, 70’den fazla ülkede milyonlarca insana ulaşıyor. Solex bisikletleri Türkiye’deki bisikletseverlerle buluşmak için ilk olarak distribitörler aracılığıyla satılacak. Şimdilik 5 farklı modelle piyasaya sunulan Solex bisikletlerinin fiyatları bin ile 2 bin 500 EUR arası değişiyor. Ferrari’nin tasarımını yapan İtalyan tasarım firması Pininfarina’nın tasarladığı modelleriyle fark yaratan marka, elektrikli bisikletin en iyisine ulaşmak adına sürekli geliştiriliyor ve son teknolojiyle donatılıyor. Nostaljik tasarımları ile ‘old school’ stilini de yaşatan Cible Grubu’nun markası olan Solex her türlü arayışa cevap vermeyi planlıyor. Cible Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Jean Pierre Bansard, Türkiye’yi ve insanlarını çok sevdiğini belirterek, “Önümüzdeki birkaç yıl içerisinde ilk etapta malzemelerin yurtdışından geleceği , ikinci aşamada ise A’dan Z’ye ye bütün parçaların Türkiye’de üretileceği ve aynı zamanda Türk tüketicisine adapte edilmiş modellerin tasarlanacağı bir fabrika kurmayı planlıyoruz” diyor.

Şehir yayalaşırsa…

Ulaşımda çevreci uygulamalar, kaliteli bir kent yaşamı, sağlıklı bir gelecek için büyük önem taşıyor. Örneğin yayalaştırma çalışmaları… Tarihi Yarımada’da sürdürülebilir ulaşımı mümkün kılmak, yaşam kalitesini yükseltmek ve Tarihi Yarımada’yı herkes için kolay erişilebilir hale getirmek için 2010 yılında 22 sokakla başlayan yayalaştırma projesi, 295 sokağa yayılarak bölgenin çehresini değiştirdi. Projenin yol güvenliği denetimlerini yapan Sürdürülebilir Ulaşım Derneği Embarq Türkiye’nin “Tarihi Yarımada Yayalaştırma Projesi Mevcut Durum Değerlendirmesi 2014” raporu da bu yüzden dikkat çekici.

Yayalaştırma, özellikle kent merkezlerinde yaşanabilirliği artıran güvenli, sağlıklı ve ekonomik canlılığı da etkileyen bir yaklaşım. Yayalaştırma projelerinde çevresel anlamda iyileştirme sağlandığı bir gerçek. Yapılan anket çalışmasında yüzde 68’lik oranla sokakların yayalaştırma projesi sonrası daha güvenli hale gelmesi olmuş. Bunu yüzde 58 ile görsel kalitenin artması, yüzde 56 ile tarihi yapıların dikkat çekici hale gelmesi, yüzde 52 ile yürünebilirliğin artması takip etmiş. Kentlilerin yürünecek yollarının artması büyük önem taşıyor. Bu hem çevre hem de toplumsal yaşam değerli bir kazanım. Bisiklet kullanımı için imkanların artırılması gerek. Ayrıca bisiklet, yaya ve toplu taşım bütünleştirilmesi de bir gereklilik. Bisiklet yolları, park alanları geliştirilmeli. Yayalaştırma çalışmasında Tarihi Yarımada önemli bir örnek. Sürdürülebilir ve çevreci bir ulaşım mantığını tüm şehre yaymak, önemli merkezlerde uygulamak şart.