(Cengiz Bektaş/Evrensel – 31 Ağustos 2014)

Adıyla başlıyor her şey…
Alman kaşığıyla Fransız bilmem nesi yer gibi bir şey…
Dillerini bile sevmiyorlar…

Benim bildiğim, Doğu Roma’ yı (Bizans’ı) aldıktan sonra, başkentini şeneltmeğe çalışırken insanlar getirdi buraya Osmanlı. Kentin ancak insanlarla, onlar için, onlarla şeneltilebileceğini daha o günlerde biliyor muydu ne? Yüzyıl içinde de “siluet”ini değiştirdi. Kendi damgasını vurdu kente…

Sonra ayrı düştü Osmanlı kendi ülkesinden, insanlarından… Çıkıp dolaşmağa bile korktu… Fotoğraflar çektirip öyle tanımağa çalıştı sözüm ona yönettiği ülkeyi, kul ettiği insanları… İstanbul’u yabancı mimarlar sardı.

Sonra Cumhuriyet…

Cumhuriyet hiç de zorlamadı İstanbul’u. Tüm geçmişinin iyesi (sahibi) oldu. Orada kendisi için yeni bir saray bile yaptırmağa kalkışmadı. Yalnızca kimi düzenlemelerle, yapılarla düşünce değişikliği belli olmağa başladı.

Örneğin Taksim Alanı, demokrasinin, 1 Mayıs’ larımızın alanıydı. (Ne yapılırsa yapılsın hep öyle kalacak. Bunu bildiğini en iyi de “GEZİ” gençliği gösterdi.) Taksim Alanı, onun iyesi olduğunu gösteren bu gençlere yaraşır.

Gümüşsuyu’ ndaki Üçler apartmanından başlayarak birçok yeni yapı, İstanbul’ un giriş kapısı Karaköy’ deki Yolcu Salonu, Dolmabahçe’ deki spor alanı vb örneği, yeni düşüncenin yapılarıydı. Şişli Camisi gibi yüzünü geçmişe dönmüş yapılar değildi bunlar…

Daha 1930’ların başında okullarını bitirmiş gencecik Türk mimarlarının, Mustafa Kemal’i anlama çabasına bağlı, çağlarıyla çağdaş, yeni düşünce evresine girişleriydi. Cumhuriyetin kimliğini arıyorlardı. Kimse de onlara şöyle yapın dememişti…

Onların yetiştirdiği kuşak da sürdürdü bu kimlik arayışını… Unkapanı’ndaki Manifaturacılar Çarşısı bunun örneklerinden biridir. Geçmişe, ustaya (Süleymaniye külliyesine, Sinan’a) saygıyı gösterir her şeyden önce… Bunun ne demek olduğunu, minarelere karşın iki boynuzlu, yeni yapılan Haliç geçişini görenler anlayabilir. Ancak, Süleymaniye Külliyesine, Sinan’a, geçmişe saygısızlık belgelenmiş oldu böylece…

Kısacası, bunları yapanlarda, ne uzak ne yakın geçmişimizle ilgili ne bilgi, ne de saygı yoktur. Kör bilisizlik almış başını gidiyor.

Bütün bunlar ne için?

Tek bir nedeni var bunların: Para para para…

Gözleri kararmış bir biçimde İstanbul’ un üzerine çökülüyor.

Yalnız başına Galataport (Portunuzu, dilinizi sevsinler) bunun kanıtıdır. Ama ne yazık ki yalnız değildir.

“Kentsel Dönüşüm” bunların diline hiç yakışmıyor. Yalnızca aldatmaca, yalnızca soygunculuk derseniz koşutluğu saptamış olusunuz…

Kentsel Dönüşüm olmaz mı?

Olur!

“Hak” ile “namus” ile olur!
Önce İnsan korunarak olur.

Sözde “deprem” nedeniyle milyonlarca insanımızı umarsız bırakıyorlar. Daha büyük sakıncalar bekliyor onları…

Fındıklı’ dan başlayıp, Salıpazarı, Tophane, gümrük limanı, Yolcu Salonu derken Karaköy’ e dek alana göz koymuşlar. İstanbul’ un en göz önündeki, denizden gelenleri karşılayan, en az 100 dönümlük alana… 12 dönüm de denizden doldurularak elde edilen yer buna eklenince 112 dönümlük alan yalnızca “rant” a veriliyor. Tüm STK ların karşı oldukları bir tasar ile, türlü türlü yalanlar biçimlendirilerek İstanbul’ un, elbette Türkiye’ nin de “ekonomisiyle oynanıyor.

Dalan’ın yeni seçildiği günlerde,  yönetim kurulu üyesi olduğum Resim Heykel Müzeleri Derneğinin öteki yönetim kurulu üyeleri benden bir çalışma yapmamı istediler. Ön çalışma yaptım.
Özeti, İstanbul’un özeğindeki bu alanın bir kültür kıyısı olmasıydı…
Dalan’a gidildi hep birlikte… Bu kıyının bütün İstanbul için bir kültür kıyısı olması istendi. Dalan’ ın söylediği bir sözü hiç unutmadım: Orayı size yedirmezler.

Peki, kim yiyecek?

Bakın sayın Mustafa Sönmez nasıl özetliyor bunu:
“… Özellikle 2011 seçimleri sonrasında AKP’li duruşuyla tepki çeken Ferit Şahenk’ in NTV’si, Garanti Bankası, Gezi protestolarından nasibini alırken bu ballı börek ihale, Doğuş’a gitti. Çok da çekişmeli geçmedi ihale, ilk yarım saatte işletme hakkı, bu kez ”30 yıllığına 702 milyon dolar ödeyen Doğuş’ un oldu. Otuz yıllığına neyin sahibi oldu Doğuş? Türkiye Deniz İşletmelerine ait Karaköy’ deki Genel Müdürlük binasından başlayarak Deniz Ticaret Odası’ nın bulunduğu yere kadarki alana, binalara… Salıpazarı Liman İşletmeciliği ve Yatırımları AŞ isimli bir şirket kurdu Doğuş. Oteller, ofis alanları, restoran ve mağazalardan oluşan bir kompleks yatırımı için bir milyar doların üstünde bütçe ayrılmış. Proje kapsamında kültür varlığı olarak tescilli TDİ Genel Müdürlük binasının, yolcu terminali ve Çinili Han’ ın otele, Paket Postahanesi’nin de mağaza ve restorana dönüştürülmesi ön görülüyor. Ayrıca Karaköy ve Salıpazarı’ndaki çeşitli binalarda 440 civarında oda, otel olarak değerlendirilecek. Alan içindeki Eczacıbaşı Grubu’ un kontrolündeki İstanbul Modern için de sanırım doğuş’ a kira dedeli ödenecek.”
Ayrıca, Doğuş alanı devraldıktan sonra, yürürlükteki yasalar gereği ÇED toplantısı düzenlemeliydi, bölgede yaşayanlarla tasarımı tartışmalıydı.
ÇED toplantısı geçtiğimiz günlerde yapılmak istendi.
Ama bakın ne oldu?

İstanbul’un yağmalanmasına karşı oluşturulan “İstanbul Kent Savunması inisiyatifi, toplantının yapılacağı gün hazırlıklı geldi, toplantıya karşı çıktı. Mimarlar Odası İstanbul Şubesi Başkanı Sami Yılmaztürk,

“Kıyının 1 km den fazlasını halka kapatacak,
bölgeyi “soylulaştırarak” esnafı yerinden edecek,
bölgedeki yapılaşmayı kat kat artırarak ulaşım sıkışıklığı gibi bir çok sorun yaratacak “Galataport Projesi” hukuksuzdur.”
gibi açık bir gerekçeyle bu karşı koyuşu nedenlendirdi.

İşin aslında, İstanbul’u kapalı kapılar ardında, anamalcığın uşaklarıyla değil, işinin ustası uzmanlarla, bütüncül tasarla, elbette kamu yararına ele alabilirsiniz.
Bu çağda bunun başka yolu olabilir mi?

Geçmişi 8500 yıla dayanan kaç kent var yeryüzünde?
Üç imparatorluğa başkentlik etmiş bir kent bütün insanlığındır.
İstanbul’u yediden yetmişe hep birlikte savunmak zorundayız.