(Ümit Şahin/Yeşil Gazete – 6 Eylül 2014)

Rainbow Warrior benim için öncelikle kişisel yeşil tarihimdeki iki önemli imgedir.

İlk olarak gençlik yıllarım boyunca duvarımda asılı duran siyah beyaz bir fotoğraftır o. 10 Temmuz 1985‘de, Greenpeace’in Rainbow Warrior adlı gemisi Yeni Zelanda’nın Auckland limanında, Fransız gizli servisi ajanları tarafından bombalanarak batırıldı. 1978’de örgütün eski bir tekneyi hurda fiyatına alıp onararak yarattığı Gökkuşağı Savaşçısı, yıllar boyunca balina avcılarını, nükleer denemeleri ve yeryüzüne karşı işlenen diğer suçları teşhir edip eylemler yaptıktan sonra, Fransa’nın Pasifik’teki Maruroa adasında yapacağı nükleer silah denemesini protesto etmek üzere bölgeye geleli daha birkaç gün olmuştu. Gemiye iki bomba yerleştiren Fransız hükümeti belki ancak ülke tarihindeki nice karanlık sayfaya bir yenisini eklemiş oldu, ama bu olay yeşil hareketin tarihinde karşılaştığı en büyük devlet terörü uygulamalarından biriydi. Bombalama sonucunda Greenpeace’in fotoğrafçısı Fernando Pereira öldü. Örgüt en değerli gemisini kaybetti.

image

1985’de batırılan Rainbow Warrior

12 Temmuz 1985 tarihli Cumhuriyet gazetesi olayı şöyle veriyordu:

İşte bu geminin nereden kestiğimi hatırlamadığım siyah beyaz bir fotoğafı üniversiteye yeni başladığım o günlerden itibaren uzun yıllar boyunca duvarımda asılı durdu. Bordasında gökkuşağının renklerini taşıyan, ön tarafında ağzında zeytin dalı taşıyan bir barış güvercininin resmedildiği bu yelkenli sularda süzülüyordu. Fotoğraf siyah beyazdı, ama bordanın yeşil olduğunu biliyordum. Ya da tahmin ediyordum diyelim. Benim için özgürlüğün, barışın, yeşil düşüncenin ve mücadelenin simgesi oldu yıllar boyunca o fotoğraf. Cesaret aşıladı.

image

12 Temmuz 1985 tarihli Cumhuriyet gazetesinde Rainbow Warrior’un batırılması haberi

İkinci imge, birkaç yıl sonra yayınlamaya başladığımız yeşil dağcılık dergisi Pastoral’in mottosudur. Derginin her sayısında, iç kapakta, karşı sayfasında her sayıda başka bir dağın zirvesini yansıtan bir fotoğrafa koşut olarak şu sözler yazılıdır: “Git dağın doruğuna çık benim etimden olan çocuk, Gökkuşağı Savaşçısı olmayı öğren. Çünkü ancak sevgi ve sevinci başkalarına yaymakla bu dünyada nefretin yerine anlayış ve şefkat getirilebilir, savaş ve yıkım son bulur.”

İşte Greenpeace’in efsanevi gemisinin ismi, bu Kızılderili deyişinden gelir. Sevgi ve sevinci yaymadan, savaşa ve yıkıma karşı mücadele edilemeyeceğini, nefrete nefretle, savaş ve yıkıma öfkeyle ve daha fazla şiddetle cevap verilemeyeceğini anlatır. Bir Gökkuşağı Savaşçısı olmak kolay değildir. Şiddetsiz ama kararlı mücadele budur. Bir dağın doruğuna tırmanır gibi. Sabır ve emekle. Nefretin yerine anlayış ve şefkati getirerek. Benim için yeşil olmak hep bu oldu. Bunda da Rainbow Warrior’un ismi ve imgesi büyük pay sahibiydi.

image

Pastoral dergisinin 1993 tarihli ilk sayısının iç kapağındaki Kızılderili deyişi.

Bütün bunları şimdi anımsadım, çünkü o yıllarca duvarımda asılı duran Rainbow Warrior’un üçüncü kuşaktan torunu, Rainbow Warrior III, bugün İstanbul’a geldi, Üsküdar’da Paşalimanı’na demirledi ve ziyaretçilere açıldı. Ben de gittim. Şimdi herhalde daha konforlu, daha modern, ama yine mütevazi ve elbette yine yeşil. Şimdikinin bordasında, gökkuşağı barış güvercinin kanatlarından doğuyor.

Greenpeace kömüre karşı kampanyasının bir parçası olarak, gemiyi halkın ziyaretine açmış, girip hem örgütün tarihini dinleyebiliyor, hem de aktivistlerle tanışabiliyorsunuz. Ben de bugün gittiğimde iklim kampanyacısı Pınar’la sohbet ettim, Arctic Sunrise‘ın Rusya’da aylarca tutuklu kalan aktivisti Gizem’i gördüm, gemi hayatını hafiften de olsa soludum.

Hareketlerin de, tıpkı aktivistlerde olduğu gibi kuşakları var. Yeni bir yeşil aktivist kuşağı var artık, yeni kampanya tarzları, yeni sözleri, yeni gemileri… Ama geçmişi düşünmek, bize yıllar önce neyin ilham ve cesaret verdiğini anımsamak da güzel.

Siz de ister tecrübeli bir aktivist olun, ister bir ekolojist, ister hiçbiri; ister politikada yılları eskitmiş biri olun, ister o resmi duvarına asan eski ben gibi bir üniversite veya lise öğrencisi, Rainbow Warrior’a uğrayın. Uğrayamazsanız bile, güneşli ve açık bir havada Beşiktaş sahilinde oturup yeşil barışın suyun yüzünde kıpırdayan o yeşil gemisini seyredin. Bunun için üç gününüz daha var.

Her an bir imge ve uyaran bombardımanıyla yaşadığımız bugünlerde, her şeyden çok ihtiyacımız var, sakince düşünüp, sakince anlamaya.

Sanırım, hâlâ, Rainbow Warrior’dan ilham almaya da.