(Doğan Akın/T24 – 15 Eylül 2014)

İnsan hayata bir “soru” olarak da gelir. Sorunun cevabı er ya da geç “ölüm”dür de, onlar tez atılır sınavdan. Er vakitte gelir cevap.

Hayat denen mucize, bir mektup gibi de gelir onlara; yolu gözlenmiş ama buruk, özlenmiş ama, bir göz açıp yummuş gibi kısacık.

Fıtrat diyorlar buna Menderes kardeş. Soma’da madene gömülmek de fıtrat, asansör dolusu ölüm de. Yerin yedi kat dibinden göğün 32. katına kadar kazananların, onlara ölüm pahasına kazandıranların buyurduğu fıtrat bu; Soma’da, Şırnak’ta, Zonguldak’ta, Tuzla’da, asansörde, derste, sırada er vakitte ölmeniz gerekiyor yani.

doganflas15eylson1

Evet, Menderes. Menderes Meşe. Sivaslı. 23 yaşında. İdi. 6 Eylül Cumartesi günü, Torun Center inşaatının 32. katından aşağı atılan asansörde canına kıyılan 10 işçiden biriydi.

O asansöre bindirilmeden önce, Facebook sayfasında sanki alnına yazılanı paylaşmış:

“Bu ekmek kavgası sürerken, biraz rahatlamak kimin ne yemek yapıp nasıl azarlandığını izlemek, bol bol dedikodu dinlemek dertlerden bizi biraz olsun uzaklaştırmaz. Ya da hangi kutudan kaç para çıkacağının, kimin hayatının kurtulacağının, hangi emekli amcanın nasıl bir mal varlığıyla evlenme programına girmesi ve onunla dalga geçmek, beynimizdeki uğultuya son vermez. Bunlar değilse kederli bir aile, köşklerde yaşanan sex ve ihtiraslar, çiftlikteki hanımağanın hayatı, mafyanın ve hırsız tayfasının cazibesi, zengin mutsuz aile ya da box maçı, kanlı gerilim filmi veee gece biter, sabah size gösterilmeyen haberlerde Rusya’nın çevre ülkelerle savunma anlaşmaları, Meclis’in çıkardığı yasa ve değişiklikler, dosyası kapatılan faili meçhuller, arka kapıdan salınan hırsızlar… Sabah olduğuna göre günaydın.” 

Ölmeden önce hayat da geliyor yani Menderes’in, Menderes’lerin başına!

Her şeyi ziyadesiyle tüketenler için Menderes’lerin “tek kullanımlık” hayatları mezar taşlarındaki o pek küçük parantezlerin içine “fıtrat” diye, “sektörel vaka” diye yazılıyor.

İnsan, bildikleriyle bilmediklerini anlamlandırmaya çalışır. Yanlış anlama Menderes kardeş, Soma’dan İstanbul’a olan biten her şey karşısında tek bildikleri fıtrat değil. İnsanlığa karşı bir tehdit hâline de gelmiş zekâlarına hakaret etme.

O sizi gömdükleri Ali Sami Yen Stadı arazisi var ya Menderes kardeş, o İstanbul’un orta yerindeki beton ormanında nefes almak için son bir fırsat olan o arazi? İşte orası park yapılıp insanlara açılsa rant doğmuyor. O parklar ve yaşamaya doyulmamış hayatlarınız ne milli gelir hesaplarında, ne arsız bilançolarda beş para ediyor!

O doymayan bilançoların, o tape tape rant paylaşımlarının arz-talep eğrisi doymayan iştahlarda kesişip canımıza okuyor. O insan hayatının beş para etmediği hesaplar tutsun, bu rant düzeni dönsün, o vicdanı şantiyeye dönmüş aç gözlüler doysun diye ormanlar imara açılıyor, meralar betonlaşıyor, denizler dolduruluyor, nehirler kurutuluyor.

Siz betona atılıp toprağa kavuştunuz. Onlar “İnşaat Ya Resulullah” deyip toprağa ihanet etti Menderes kardeş. Fethi Paşa korusunu yakarken, “1 Numara”dan alınan buyruklarla gökdelenler dikerken, “kupon arazi”leri maiyete alırken, Sultanahmet minarelerinin boynunu beton kulelerle bükerken, nefes alamayan insanların yoksul bütçelerine AVM püskürtürken ihanet ettiler.

Sen bakma, bir çek defteri gibi yazdıkları köşelerinde “fitne”ye karşı “vatan, millet, birlik, beraberlik” diye kıyamet koparanlara. Epeydir, “beton, artık uğrunda ölen varsa vatandır” Menderes kardeş.

Duygu apansız bir şeydir Menderes kardeş. Apansız ve sessiz. Anneleriniz, babalarınız, eşleriniz, sevgilileriniz, kardeşleriniz, çocuklarınız sizi gömdükleri o gökdeleni görmekten her kurtulamayışlarında sessiz sedasız sızlayacaklar. O sizin paramparça bedenlerinize bakıp “sektörel vaka” diyenler, o “fıtrat”buyurganları, o sizin gencecik hayatlarınıza sözüm ona “şehitlik”ikram edenler anlamaz. Onlar yine kazanıp, hep kazanıp size mezar ettikleri o yırtık gökdelenleri canlarınızın üzerine dikerken, sizinkiler hep sızlayacak. Sizi hatırlatan her şeyde apansız ve durmadan.

Direnenler de var Menderes kardeş, o vakitsiz düşürüldüğünüz toprakta, elde kalan taşta, kayada.

Nevruz der ki ben nazlıyım, sarp kayalarda gizliyim…