Okuma süresi: 3 dakika

(Büşra Ebil/Yeşil Gazete – 16 Eylül 2014)

Türkiye’de 1980’li yıllardan sonra serbest piyasa ekonomisine geçilmesiyle sermaye birikim alanı olarak yatırım yerleri haline gelen kentler büyük projelerin gerçekleştiği ve rantabilitenin sağlanmaya çalışıldığı alanlara dönüştü. Söz konusu yatırımlar bazen barajlar üzerine kurulan HES’ ler ile, bazen nükleer ve termik santrallerle, bazen parklara bahçelere yapılması planlanan çılgın proje(!) ler ile gerçekleştirildi ya da gerçekleştirilmeye çalışılıyor.

Kentler üzerinden oluşturulan rantın çevresel tahribatlara yol açması ve yöre halkı üzerinde olumsuz etkiler oluşturmasıyla yerel ayaklanmalar başlamış, böylece Türkiye çevre hareketinde en önemli dönüm noktalarından biri, bundan 25 yıl önceye, 6 Mayıs 1990’a denk gelmiştir. Bu tarihte Aliağa termik santrali projesini protesto etmek amacıyla İzmir’i Aliağa’ya bağlayan 50 kilometrelik yol boyunca binlerce kişi el ele tutuşmuş ve bir insan zinciri oluşturulmuştu. Daha sonra söz konusu projeden ‘‘çevrecilerin baskısı nedeniyle’’ vazgeçilmiştir.

Son yıllarda kamuoyu gündeminde de sık sık yer alan HES projelerine karşı, Anadolu’nun her köşesinde elinden doğası, deresi, yaşamı koparılanları birbirlerine kenetlenmeye başladı.  Bu bağlamda HES karşıtı mücadele veren Derelerin Kardeşliği Platformu, Munzur Koruma Platformu, Karadeniz İsyandadır Platformu  gibi bazı eylemci gruplar oluşturuldu. Kurulan bu platformlar yerel düzeyde yöre halkının yatırımlara ‘‘karşı’’ örgütlenerek seslerini duyurmalarına ve söz konusu yatırımların bir kısmı için dahi olsa yürütmenin durdurulması kararı alınmasını ve ÇED olumlu yada ÇED gerekli değildir kararlarının iptal edilmelerini sağladı.

7-aşk-örgütlenmektir

‘‘Aşk örgütlenmektir’’

Başka bir Dünya mümkün diyerek İstanbul’da kariyerlerini, mülklerini ve birçok şeyi bırakıp kapitalizmden kaçarak Alakır’a yerleşen Tuğba ve Birhan çifti bu bakir topraklarda kendilerine çamurdan  bir ev ve yeni bir hayat kurdu fakat kaçtıkları kapitalizm burada  HES’ler ile karşılarına çıktı. Öteki’lerin ‘‘cesur’’ diye tabir ettiği bu çift, yöre halkı ile birleşip ‘‘Alakır Kardeşliği Platformu’’ kurmuş, HES’lere karşı dava eylemlerini sanatsal etkinliklerle karşılamaya, sanat ve eylemi harmanlayan işlere imza atmaya başlamışlardır.

8-çevre-aktivizmi

Artık, Türkiye’nin doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine  kadar ağacın kesilmesine, HES’lere, termik santrallere, nükleer enerjiye, siyanürlü altın aramaya karşı direnen bir kısım halk var. Çevre koruma adına halk tarafından oluşturulan onlarca platform, oda ve dernekler var. Dava masraflarını karşılamak için tek geçim kaynağı ineğini satabilen vatandaş Kazım’larımız, parkın ortasında kepçenin gölgesine koyduğu sandalyede oturup o parkı kurtarabilen; Nazım’ın

‘’ Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,

hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,

ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,

yaşamak yanı ağır bastığından.’’

dizelerindeki gibi yaşamayı ciddiye almış 75’lik Kıymet teyzelerimiz var.

9-Kıymet-teyze

Dava açmaktan çekinmeyen onlarca köy muhtarlarımız, köylümüz, kentlimiz var, semtindeki ağaçların kesilmesini önlemek için geceleri nöbet tutan insanlarımız var;
Bu bilinçlenme göz ardı edilemez ve bu bilinçlenmede belki tek tek bireylerin, yayınların, konferansların, panelllerin, sempozyumların, eko-festlerin, çeşitli toplantılarla bilgilerini aktaran duyarlı bilim insanlarımızın ve sanat insanlarımızın katkısı olmuştur.

Bugün Türkiye’nin dört bir köşesinde birbirinden bağımsız yerel mücadelelerin ekolojik eksenden kaymasını önleyecek politik akımların eskisinden daha güçlü olduğu görülmektedir. Bir ‘‘karşı’’ hareket yani çevreyi kirletecek bir yatırımı durdurmak amacı ile yapılan bir mücadele için bir başarı öyküsüdür.

* Nazım Hikmet’in yazıp, Genco Erkal’ın seslendirdiği ‘‘Yaşamaya Dair’’ adlı şiirden esinlenerek.

http://www.youtube.com/watch?v=SEbsNaWA7-I#t=18