(Pelin Cengiz/Taraf, Fotoğraf:Cem Ersavcı, 12 Ekim 2014)

İstanbul’un kentsel dönüşüm sürecinde mega projeler özel bir yer tutuyor. Hatırlanacağı üzere, 2011’deki genel seçim kampanyası sırasında o dönemki Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından “çılgın proje” olarak nitelendirilerek tanıtılan Kanal İstanbul ve onunla ilintili Yeni Şehir, üçüncü havalimanı, üçüncü köprü gibi dev projeler bugün İstanbul’un kentsel gelişiminde belirleyici bir konuma erişmiş durumda. Avrupa’da bu tür projeler için, “Unneccessary imposed mega projects” yani “Dayatılmış lüzumsuz mega projeler” tanımı kullanılıyor. Genellikle merkezdeki iktidar tarafından tepeden inme şekilde gündeme getirilen bu projelere çılgın demek, iktidarın argümanına su taşımak anlamına geliyor.O sebeple şaibeli, kontrol edilebilirlik sorunu olan, hangi finansman modeliyle yapılacağı şeffaflıktan uzak, mimari tasarımı tartışmalı, ÇED süreçlerinden bölgenin ekolojik, ekonomik ve sosyal hayatına varana kadar etkileri ölçülmemiş projelere çılgın demek iktidarın bir nevi algı oyunu.

Bu mega projeler arasında şüphesiz en tartışmalı olanı Kanal İstanbul’un sadece deniz ulaşımıyla sınırlı bir altyapı projesi olmadığı kimse için sır değil. Mayısta gündeme gelen haberlerde projenin güzergâhının netleştiği belirtilerek, “44 kilometre uzunluğunda ve 200 metre genişliğindeki kanalın kesin güzergâhı Yeniköy- Sazlıdere Barajı- Arnavutköy- Başakşehir- Küçükçekmece Gölü olacak” denmişti. Eylülde de Erdoğan, bir konuşmasında Kanal İstanbul’un yakında temelinin atılacağından söz etmişti.

Bu haftasonu Helsinki Yurttaşlar Derneği ile deneysel bir çalışmayı tecrübe ettik. İstanbul’a dev bir yeni kent inşa etme niyetine sahip Kanal İstanbul projesinin güzergâhı üzerinden ilerledik, kentin geleceğini nasıl etkileyeceğini görmeye ve anlamaya çalıştık. Geçtiğimiz köylerde en net görülen şey çok sayıda emlak ofisinin açılmış olması. Bir anlamda, herkes kendi rantını bekliyor.

Daha sonra “Yerel-Bölgesel Politikaların Planlanmasında Söz Hakkımız: Kanal İstanbul Projesi” başlıklı toplantıda, proje farklı açılardan ele alındı. Bu toplantı, Helsinki Yurttaşlar Derneği’nin yürüttüğü “Türkiye’de Sivil Toplumun Gelişimini ve Sivil Toplum- Kamu Sektörü İşbirliğini Güçlendirme” başlıklı proje kapsamında gerçekleştirildi. Buradaki hedef genel olarak, yerel ve bölgesel politika alanlarında sivil toplum ve kamu diyalogunun artırılmasına katkı sağlamak. Burada temel sorun, bu mega projelerin herhangi bir yerellik zemininde tasarlanmadan, merkezî yönetimin dayatmasıyla hükümet politikası hâline getirilmesi.Bu projelerin temel dinamiği, iktidar mensupları ve onların etrafında odaklanmış rant çemberlerini oluşturan kitlelerin iştahı. Bir diğer sorun da, yeni yerinden yurdundan edilecek insanların ranttan önce bölgelerine sahip çıkmaları gerektiği davranışına nasıl evrilecekleri meselesi…

Projeyle ilgili burada birkaç not düşmekte fayda var. Proje, İstanbul Anayasası olarak adlandırılan Çevre Düzeni Planı ile tamamıyla uyumsuz. TOKİ iştiraki Emlak Konut GYO Kanal İstanbul ile ilgili master planı bir konsorsiyuma ihale etmiş durumda, süreç halen ilerliyor, master planı görmek isteyen şehir plancılarına, akademisyenlere bunun “gizli” olduğu bilgisi veriliyor. Tahminler, genel seçimler öncesinde tanıtımların başlayacağı yönünde.

Kanal İstanbul ile ilgili bir yabancı firmaya film de hazırlatılmıştı. Fatih Sultan Mehmet’e, Hz. Muhammed’in hadislerine atıf yapan filmde Yeni Şehir’in proje alanının 453 milyon metrekare olduğu, 30 milyon metrekaresinin Kanal İstanbul’a ait olacağı, Kuzey Ormanları’nın, tarım alanlarının bir bölümünü yok edecek projenin yoktan var edilecek yeşil alanının 146 milyon metrekareyi bulacağı, 72 bin kişilik merkez cami yapılacağı, 100 metre arayla 460 tane gökdelen inşa edileceği, İstanbul’un bazı saray ve konaklarının taklitlerinin yer alacağı gibi daha pek çok zırva anlatılıyor. Çılgınlıksa al sana çılgınlık, al sana kilometrelerce rant diyor yani...