(Mehveş Evin/Milliyet – 20.Ekim.2014)

Bir zamanlar, bugün de ülkeyi yönetenlerin sık sık söylediği “normalleşme” diye bir kavram vardı…

O günlerde “Yeni Türkiye” henüz kullanıma sokulmamıştı. (Meğer fetret devrinde  yaşıyormuşuz da haberimiz yokmuş!)
“Normalleşiyoruz” diyerek kanun ve yönetmeliklerde pek çok değişiklik, torba yasalar aracılığıyla, “AB’ye uyum” ve “askeri vesayetten kurtulma” gerekçesiyle yapıldı. Bir konuda demokrasi adına olumlu 1 adım atılırken, yanı sıra atılan en az 10 adımda çıkar, yozluk, adaletsizlik, talan, tektipçilik ve baskının temelleri atıldı.

Kılık kıyafet özgürlüğü derken 9 yaşındaki kız çocuklarına okula başörtüyle gitme “izni” çıktı.
HSYK seçimlerinden  rektör atamalarına, mutlak kontrol iktidarın eline geçti.
Barış süreci Öcalan’la görüşmelere  endekslendi. Toplum kendi haline bırakıldı.
Suriyeli muhaliflere destek diye diye cihatçılar bu topraklarda beslendi.

Halaybaşı Türkiye
Katil polis memuru, mağdur Sarısülük ailesini “sanık” sandalyesine oturtmayı başardı.
Koca zulmünden kaçmaya çalışan kadınlar, sığınma talebinde bulunsa bile  sokak ortasında öldürülüyor.
Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluk soruşturmasının üstü kapandı.
Türkiye iş cinayetlerinde halaybaşı oldu.
Liste böyle uzayıp gider…
Normalleşen Türkiye’de aslında her şey tepetaklak oldu.
Çok mu şahaneydi her şey, tabii ki hayır. Ancak laiklik, insan hakları, hak ve özgürlükler, çevre koruma ve özelleştirme  konusunda temel ilke ve yasalar çiğ çiğ çiğnendi .
O kadar can yakıcı ve acil sorunlar var ki, her gün yenisi eklenen çevre talanı, “acele kamulaştırma” ve özelleştirme felaketine artık kimse dikkat kesilmez oldu.

Mesele üç beş ağaç değil
Hani Soma’da yeraltında can veren  301 insan için hep beraber gözyaşı döktük, neden bunların yaşandığını sorguladık ya bir süre… Soma davası çıkmaza doğru giderken, şirketler ölümüne kömür çıkarma uğruna yine bildiğini okuyor.
Soma’nın Yırca köyü , Kolin Grubu’nun termik santralı için “acele kamulaştırma”ya açıldı. İki günde usulsüz olarak 475 zeytin ağacı kesildi.
Manisa Valiliği’ne göreyse ağaçların feda edilmesi, Suriye, Irak ve Ukrayna’da  feda edilenlerin yanında “makul”muş!
Yırca’da yaşayan herkesin hayatını  tehdit edecek bir yatırımın daha kapısını açıyor. Ne adına? “Milli kaynaklardan faydalanmak ve enerji temin etmek” diyorlar buna…
Tarımı bitir , buğdayı bile ithal eder hale gel, korkunç paralar harcayarak kısıtlı ve zararlı enerji kaynaklarına  yatırım yap, zeytinleri kes, insanları kömürle öldür…
Her şey tepetaklak, her şey ters ve bu gidişatın sonu yok.

TEHDİT EDİLİYORSAN SUSMA!

– Gazeteciye tehdit, dünyanın her yerinde var. Ancak bunu “işin bir parçası” olarak kabul etmek, normalleştirmek anlamına geliyor.
– Index on Censorship Avrupa’da tehdit, sansür, hak ihlali gibi sorunlarla boğuşan gazeteciler için destek olacak bir sistem geliştirdi. http://mediafreedom.ushahidi.com  sitesindeki haritada Türkiye dahil, pek çok ülkede rapor edilen tehditleri görebilirsiniz.
– Gazeteci, blogger ya da yurttaş gazetecilerine açık platformda kendi başınıza geleni aktarabilirsiniz. Android ve iphone uygulamaları da var. Tehditleri RT’lemeyin, şikayet edin!