(Nuray Mert / Diken – 29 Ekim 2014)

“Kıyamet günü boynuzsuz koyun, boynuzlu koyundan hak alacaktır.”(Hadis-i Şerif)

NURAY-MERT-son

Yerin altındakilerden ses yok, belli ki yine bir iş katliamı! O ‘can’ları kurtarma çalışmaları artık ‘durumu kurtarma çalışmaları’.

İş katliamlarının ardı arkası kesilmiyor. Rakamlar ortada. Teker teker veya üçer beşer ölenler geçiştiriliyor, sayılar yükselince katliamlar kolay örtbas edilmiyor, o kadar!

Nedir bu açgözlülük!

Ama biliyoruz ki, bu ülkede çok da zor değil, 301 ölümü bile örtbas etmek! İşin orası öyle…

Ya hızla zengin olmak adına iş cinayeti işleyenlere ne demeli? Yakayı sıyırmaktan başka derdi olmayan kepazeler ülkesi burası! Nedir bu açgözlülük, insanlığın önüne geçen para tapıntısı?

Bu ülkenin, bu devrin canileri

Yok, tüm bunlar ne sadece bu ülkeye, ne sadece bu devre özgü. İnsan muhteris ve zavallı bir mahluk. Kudurmuş gibi dünya nimetlerine saldırması bu nedenden.

Ama biz, bu ülkeye, bu devre denk düştük. Bize düşen bu ülkenin, bu devrin canilerine isyan etmek!

Çok pespaye bir hikaye

Doğrusu, iş güveliği, emeğe saygı bu topraklara hiç uğramadı, hak, hukuk hiç mazlumdan yana işlemedi. Ama işin son döneme özgü tarafları da var tabii ve o tarafı çok pespaye bir hikaye.

Ekonomik büyüme hevesinin sonu ortalığın kan gölüne dönmesi oldu. İşin bir ucu, Türkiye’yi büyük ekonomiler arasına sokmak, ama ne pahasına olursa olsun! Siyasetin derdi bu.

Ekonomik büyüme siyasetinin açtığı alanda daha fazla kara üşüşen kara vicdanlı maganda kalabalığı, işin diğer ucu. Cebine üç kuruş koyan, siyaseten korunmalı bir alan bulan, her sektörde zenginleşme peşinde.

İnsan olamayanlar, mahçup olamayanlar

İnsan olamayan, zengin olma peşinde. Sanki para çirkin bedenlerini pahalı giysilerlle donatıp gizleyecek, sanki çirkin ruhlarını teskin edecek, sanki kuş beyinlerini cilalayacak. Dahası, sanki Hac-Umre seferleri ruhlarını kurtaracak, bunca çirkinliği örtüp bastıracak.

Siyaset çirkinliği örtmek için var gücüyle iş başında. Bunca rezaletten sonra mesela Çalışma Bakanı hala makamında oturmaktan mahcup olmuyor, mahcup olma yeteneğini yitirenlere söylenecek söz kalmaz. Kalmadı.

Piramitin altında bir insanlık iflası

Tabii mesele sadece bakan olmak bakan kalmaktan ibaret değil,‘bakan’lar bir ihtiras piramitinin sadece en tepedeki ucu. O piramitin üstü de var, altı da.

Altta, mühendisinden bürokratına, yazarından çizerine bir insanlık iflası var. Yeter ki yerlerinden olmasınlar, yeter ki patronlarını üzmesinler.

Aslında piramitin altına doğru işler karmaşıklaşıyor. Şöyle ki: Bir mühendis, insan canını değil, partonun parasını kollamasa o işe talip binlercesi var; bir bürokrat arızalı belgeye imza atmasa atacak yüzlercesi kapıda bekliyor; iktidarı sorumluluktan ve eleştiriden sakınmak için dil döküp gerdan kıranlardan biri işi bıraksa, yerini almak için sırada bekleyen uzun bir kuyruk var…

Vicdan, haysiyet, insanlık devrimine ihtiyaç var

İşte böyle bir memleket burası! Düğümü çözmek için bir vicdan, haysiyet, insanlık devrimine ihtiyaç var. Ama ödülü zenginlik, iktidar, güç, azamet değil insanlık olan bir isyana kim niye katılsın, iş çığrından çıkmış bir kere!

Tüy diken medeniyet iddiası

Hal böyleyken iktidar partisi havarilerinin ‘medeniyet’ iddiaları, ortadaki kepaze sahneye tüy dikiyor. Muhafazakar iktidarın bir‘medeniyet’ iddiası varmış, atalarından aldıkları medeniyet mirasını yeniden ihya edeceklermiş. Oysa işe ‘medeni’ olmaktan, insan olmanın hakkını vermekten başlasalar hiç fena olmazdı. Zira bunlarsız bir medeniyet iddiası sadece ve sadece aşağılık kompleksinin bir noktadan sonra kontrolden çıkıp üstünlük halüsinasyonuna dönmesinden başka bir şey değil.

Zaten sahiden de çıldırmış gibiler, bir yandan şehirleri beton ormanına çevirip öte yandan Osmanlı şehri hayalinden bahsediyorlar. Bir yandan maganda kapitalizmine ön verip öte taraftan ‘manevi kökler’den söz ediyorlar. Batılılaşmış kesim ülkesine yabancılaşmışmış, bu insan tipinin yerine yerlisini yetiştireceklermiş….

Rol modelden rol model beğen!

Aralarında hangisi bu muhayyel nesle rol model olacak merak ediyorum… Para kasalarıyla uyuyanlar veya ihale peşinde bir büyük maratonun sefil koşucuları mı? Yoksa, söze Habermas, Foucault diye başlayıp her çetrefil meseleyi Yahudi komplosuyla izah ederek bitiren ‘büyük entellektüel’leri mi? Yoksa, saçını sakalını siyaset felsefesiyle ağartıp sonunda Gezi’yi vandallık diye karalayan, Tophane’deki magandalıklara ise ‘mahalle’nin yeniden inşası diye güzelleme yazan yeni dostları mı?

İyi ki medeniyet tahayyülleri, manevi kökleri, tarihi miras iddiaları var; olmasa memleketin manzarası nasıl olacaktı acaba?