(Pelin Cengiz / Taraf – 29 Ekim 2014)

İstanbul’un, Avrupa Yeşil Başkent Yarışması’nda 2017 adayları arasında yer aldığının ortaya çıkması, şok ve hayret dalgasıyla karşılandı. Yöneticilerin İstanbul’u aday gösterme şuursuzluğu bir yana Avrupa Komisyonu’nun da İstanbul’un adaylık dosyasını nasıl kabul ettiği ayrı bir muamma. Hâliyle her gün yeni bir orman katliamının yaşandığı, SİT alanlarının imara açıldığı, kentin yandaşlara parsel parsel peşkeş çekildiği,hukuksuzluğun hukuk hâline getirildiği bir kentten bahsediyoruz.

17 ve 25 Aralık operasyonlarına konu olan yolsuzluk iddialarının önemli bölümünün İstanbul’daki arazi rantının bölüşülmesi kavgası olduğunu da unutmamak gerek. Tek bir talimatla usulsüzce imara açılan yerlerden elde edilen kirli ilişkiler ve haksız hukuksuz kazançlar ağını da…

Sekiz ülkeden 12 şehir listeye girerken, Türkiye’den Bursa ve İstanbul olmak üzere iki şehir var. Avrupa Komisyonu, 2010’dan beri “çevre dostu kent yaşamını” teşvik etmek üzere bu yarışmayı düzenliyor. Ödülü bugüne kadar Stockholm (İsveç), Hamburg (Almanya), Vitoria-Gasteiz (İspanya), Nantes (Fransa), Kopenhag (Danimarka), Bristol (İngiltere) veLjubljana (Slovenya) kentleri kazanmış.

Bazı rakamlar vereyim, İstanbul’dan Avrupa Yeşil Başkenti olur mu olmaz mı, ona siz karar verin. Türkiye’de kişi başına yeşil alan miktarı, 1999 depreminden sonra revize edilerek 10 metrekareye çıkartılmış. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, bir kentte kişi başına düşen yeşil alan en az dokuz metrekare olmalı. Hatta en uygunu, 10-15 metrekare. Gelişmiş ülkelerdeki kişi başına düşen yeşil alan ortalama 20 metrekare.

Temel kriter, kentte yaşayanların en fazla 15 dakika mesafede bir yeşil alana ulaşabilmesi. İstanbul’da kişi başına düşen yeşil alan iki-üç metrekare, üstelik kimi semtlerde bu oran bir metrekare bile değil. Bu oran ne kadar yüksekse, önemli bir gelişmişlik kriterine sahipsiniz demek.

World Cities Culture Forum’un raporunda da, İstanbul, kentsel yerleşimin olduğu, halkın kullanımına açık yeşil alan açısından tam bir çöl durumundaydı. Londra’nın yüzde 38,4’ü, Berlin’in yüzde 14,4’ü, Paris’in yüzde 9,1’i halka açık yeşil alanlar, parklar ve bahçelerden oluşurken, bu oran İstanbul’da sadece yüzde 1,5.

Orman Genel Müdürlüğü verilerine göre, 1971 itibariyle 264 bin 800 bin hektar olan İstanbul’un orman alanı, 2002’de 240 bin 300 hektara gerilemiş. 2002-2012 tarihleri arasında da durum farklı değil. 2012 itibariyle İstanbul il alanının yüzde 45’i orman alanı gözüküyor. İstanbul’daki orman alanlarının azalmasındaki en büyük etken ise Orman Kanunu’nun malum 2/B maddesi.

İstanbul ormanları dünya çapında önemli 200 ekolojik bölgeden, Avrupa’da ise acil korunması gereken 100 ormandan biri. Bu alanlar, biyolojik zenginlik, Avrupa’ya özgü orman tiplerinin temsil edilmesi ve parçalanmamış alansal büyüklük gibi özellikler dikkate alınarak seçilmiş.

3. Köprü için bağlantı yollarıyla birlikte Avrupa yakasında 1416 hektar, Anadolu Yakası’nda 1126 hektar olmak üzere 2542 hektar orman alanı tahsis edilmiş. 3. Havalimanı için ayrılan 7650 hektarlık proje alanının 6173 hektarı orman, 236 hektarı mera, 60 hektarı ise tarım arazisi. İki projenin bağlantı yolları için doğrudan kesilecek orman alanı 8715 hektar, bu da İstanbul ormanlarının yüzde 3,65’ine denk geliyor. Bu projelerin bölgede yaratacağı yeni kullanım alanları ve yapılaşmayla kesilen ormanın bu rakamda kalmayacağı gün gibi ortada.

3. Havalimanı projesinde bazı ağaç ve endemik bitkilerin taşınacağı söylenmişti. Ancak, bu pratikte mümkün değil, orman bir ekosistemdir sadece ağaçtan oluşmaz, fauna, flora, toprak ve iklim taşınamaz. Yeşili kıt bir kentin yöneticileri, mevcut yeşilin yağmalanmasına göz yumarken, İstanbul Ağaç ve Peyzaj A.Ş. obez bütçesiyle şehrin en görünür yerlerine çiçek cilası çekmeyi “yeşillendirme faaliyeti” diye satarken, bunu Avrupalıya yutturma cüretini de kendinde görebiliyor. Durumun özeti budur.