(Çiğdem Toker / Cumhuriyet – 8 Kasım 2014)

Kolin İnşaat’ın izini artık internette aramayın.
Memleketin dört bir yanını köprü, otoyol, santral projeleriyle donatan bu güzide şirket, sitesini erişime kapatmış.
Neden acaba?

***

Kilovatsaat başına 4 lira 69 kuruş rödovans bedeliyle ihaleyi kazandığı Soma Yırca’daki termik santralın “acele kamulaştırma” işlemleri henüz sonuçlanmamıştı.
İdari yargı süreci devam ediyordu.
Zeytinler halen köylünün mülkiyetindeydi.
Ama dünya şirketi Kolin’in acelesi, “acele kamulaştırma” sonucunu dahi bekleyemeyecek kadar büyüktü. Memleketin enerjiye ihtiyacı vardı(!) Doğalgaz bağımlılığını azaltmak için bu vatanperver yatırıma ihtiyaç büyüktü.
Kaldı ki bir zeytin ağacının, ülkedeki en köklü şirketin bile tarihini, en az ikiye katlayacak ömre ve verimliliğe sahip olması, yeterince sinir bozucuydu.
Hem nasıl olsa, önceki deneme mahiyetindeki “münferit” kesimlerde ziyadesiyle tecrübe edilmişti.
Manisa Tarım İl Müdürlüğü’nün kesilecek her zeytin ağacı başına takdir ettiği para cezası altı kilo zeytin parası değil miydi? Sadece 90 TL…
Santralı yapacak Kolin Grubu şirketi Hidro-Gen’in bir yıl önce, olağanüstü genel kurula giderek 1 milyon TL’den çıkardığı sermayesi ise 40 milyon TL.
Dolayısıyla hesap da basitti…
Alacakaranlıkta 6 bin zeytin ağacını silah zoruyla katleden Kolin İnşaat’ın ödeyeceği fatura, en fazla 540 bin TL olacaktı.
Müteahhit jargonuyla “fındık fıstık parası” yani.
Hukuk da neydi? Basardı zeytinlikleri, gönderirdi iki otobüs dolusu yoksul güvenlik görevlisini, dövdürür, kaşlarını patlatır, ağlatırdı köylüleri.
Nasıl olsa Enerji Bakanı Taner Yıldız, temel atma töreninde “Mahallenin delisi biz miyiz?” diyerek itiraz edenlere bir güzel dersini vermiş, sırtını sıvazlamıştı patronların.
Kolin İnşaat ayrıca, -yargı ve Emniyet darmadağın edildikten sonra- takipsizlik kararı verilen 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonu fezleke kayıtlarına göre Sabah-atv havuzuna 100 milyon dolar ödeyen firmalardan biriydi.
Halkbank hesaplarının görüşüldüğü üç gün önceki KİT Komisyonu’nda adı açıkça geçmese bile, medya grubunun değişen sahiplik yapısı çerçevesinde Halkbank’a kalan kredi borcunu devraldığı anlaşılıyordu. Masrafların çıkarılması için santralın bir an önce tamamlanıp faaliyete geçmesi gerekiyordu.
Yanı sıra Kolin, 3. Havalimanı’nı üstlenen konsorsiyum ortaklarındandı. Ağaç kesme konusunda “know-how” geliştirecek kadar deneyimliydi.
İstanbul bölgesindeki 657 bin ağacın yanında, gariban Soma’daki 6 bin ağacın lafı mı olurdu?
Nasılsa, ses yükseltenleri, vicdan çağrısı yapanları “istikrarı bozmakla”, “darbecilikle”tehdit edecek koca bir güç vardı arkalarında.
Bu güce yaslanıp kâinatın en “istikrarlı” ağacına zalimce kıyılabilirdi.
Zaten ağacına kıydıkları köylüleri ya madene, ya dikecekleri santrala boğaz tokluğuna ölüme gönderecekler, ürettikleri kömür de AKP’nin “hayırseverlik”kontenjanını dolduracaktı.
Gün gelip vade dolduğunda, mezarın başına dikilecek ağacı da ithal ederdin, olur biterdi.
Not: Yazı yayıma hazırlanırken Danıştay’dan gelen yürütmeyi durdurma kararı, buruk bir sevinç dahi yaratamaz artık. Zira “geç kalmış hükmün hikmeti yoktur.”