(Haber: Gözde Kazaz, Fotoğraf: Gençer Yurttaş / Yeşil Gazete – 11.11.2014)

“Gene hatırıma düştü Berçenek/ Aktı gözüm yaşı oldu bir kanlı çanak/ Dumanlı dumanlı oy bizim eller/ Oturup ağlasam delisin derler.” Aşık Mahzuni Şerif, gurbette olmanın acısını, doğduğu köyü andığı bu dizelerden daha yalın nasıl anlatabilirdi bilmiyoruz. Fakat tahmin ediyoruz ki bu türkü, toprağını terk etmiş olan pek çok insan gibi Berçeneklilerin de derdini anlatır. Afşin Elbistan’da kurulu iki santrale de en yakın köylerden biri olan Afşin’e bağlı Berçenek köyünün nüfusu azala azala 50 haneye düşmüş. Yazın, yurt dışında yaşayanların köylerine gelmesiyle sayı biraz artsa da kışın sadece yaşlılar ve çocuklar yaşıyor. Durum bütün civar köylerinde aynı; özellikle 2000’lerde B santralinin inşası ve ardından özel Çöllolar madeninin açılmasıyla başlayan süreçte topraklar ya kamuya ya da şirkete satılmış; alınan paralarla da şehir merkezlerine göç edilmiş. Santralin etkilerini konuşmak için buluştuğumuz Berçenek Muhtarı Mevlüt Kul, torunlara miras kalacak topraklarla, ancak bir ev bir de arabaya almaya yetecek istimlak gelirlerinin arasındaki uçurumdan bahsediyor.

1

Mevlüt Kul, Aşık Mahsuni fotoğraflarının önünde Berçenek Köyü’nün ahvalini anlattı.

25 senedir santralde çalışan Kul, 6 yıldır Berçenek Köyü’nün muhtarı. Buralarda santralin zararlarından şikayet etmeyen neredeyse yok, fakat Mevlüt Kul gibi, yetkili makamlara şikayet etme derdinde olanların sayısı hayli az; “Herkes şikayetçi ama C santralinin temeli ne zaman atılacak diye de bekliyorlar. Yarın eylem yapayım desen olan sana olur.” Kul, CHP Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat’ın verdiği soru önergesi neticesinde TBMM Çevre komisyonunun inceleme yapmak üzere santrale geldiğini, fakat incelemenin 15 dakika sürdüğünü söylüyor.

Üzüm bağları kurudu

Peki santralin tarıma etkisi ne oldu? “Bizim köyümüzün nohudu meşhurdu” diyor; “Bağlarımız çok güzeldi. Bunlar bitti. Santral bazı bitkileri yok etti. Bunun bilimsel bir çalışması olmadı, ama gözlemlerimiz bunu gösteriyor. Kendi bağım, kül dağının hemen yanında mesela. Kurudu. 2-3 milyon ton kömür stok oluyor. Bunda radyasyon var. Ne derece açığa çıkıyor bilmiyoruz.” Tarımın yanı sıra hayvancılığın da önemli olduğu Afşin Elbistan, 1990’lı yıllarda et üretiminin yüzde 4’ünü karşılıyordu. Bugünse sıralamada bile yok.

Santrallere yakın olan beldelerden biri olan Alemdar’da da nüfus 2 bin 200 den 400’e düşmüş. 67 yaşındaki Esat Kara, santralle nelerin değiştiğini şöyle aktarıyor: “Benim ailem mevsimlik işçiydi. Tarlamızı santral aldı. İstimlak 1976’da başladığında çok düşük değerle alıyorlardı. O zaman beyan usulü vardı. Vergisi az olsun diye insanlar da düşük değer gösteriyordu. 150 dönüm yerim istimlak edildi, 35 bin lira verdiler. Elbistandan 400 metrekarelik arsa aldım, onun fiyatı 59 bin liraydı. Ona göre hesabını yap işte.”

“Sen para yiyeceksin, biz de kül yiyeceğiz”

Buradaki dertler santralle de sınırlı değil. Büyükşehir yasasıyla köylerin tasfiye edilmesi ve ilçelere bağlanması da hizmetlerin aksamasına neden olmuş. Alemdar’da bu durum iyice görünür oluyor. Zamanında bir belediyeye sahip olan belde 6360 sayılı yasayla Afşin’e bağlanınca, belediye binası, sosyal hizmet binası tesisleri gibi kurumlar kapatılmış. Bu da Alemdar’ı bir hayalet kasaba haline getirmiş. Eskiden sağlık ocağı varken şimdi Alemdarlıların sağlık muayenesi haftada bir gelen bir doktora emanet. Köylerde konuştuğumuz hemen hemen herkes sadece seçim zamanı hatırlanmaktan şikayetçi; “Seçim zamanı gelince herşeyi yaptıracağız diyorlar. Bir daha da gelen olmuyor. Hepimiz de AKP’liyiz. Neden mi? E bunlardan öncekileri de gördük. AKP yine kötünün iyisi.” Yani neredeyse herkes siyasi iradeden çoktan umudunu kesmiş. Alemdar’da konuştuğumuz bir kadın ‘kadim dengeleri’ şöyle aktarıyor: “Afşin Belediye Başkanı, başkan olmadan evvel, seçim zamanı geldi buraya. ‘Sizi yükseltirim’ falan dedi; ‘sen o tahta çıkıncaya kadar bunları söylersin, sonra unutursun. Sen para yiyeceksin biz de kül yiyeceğiz canım’ dedim. ‘Teyze öyle deme’ diyip güldü bana. Başkan olduktan sonra geçen yanına gittik; ‘beni hatırladın mı?’ diye sordum, hatırlamıyormuş. Ben demedim mi işte unutur diye. Buralar çok kötüydü de bilen olmadı be kızım.”

Köylerde senelik bazlama zamanı gelmiş. Kadınlar bir yandan yufka açıyor bir yandan da şikayetlerini anlatıyor.

Kanser artık sıradan

Kurutulan salçaların, tarhanaların, bulgurların hep kül içinde olduğunu, dışarıya beyaz çamaşır sermenin mümkün olmadığını anlatıyor bütün kadınlar. Bir de, bu konuda resmi bir araştırma yapılmamış olsa da erken doğum ve kısırlık oranlarının çok arttığından bahsediyorlar. Birkaç gün sonra, Elbistan devlet hastanesinde çalışan bir görevliyle görüşmem sırasında, erken doğum oranlarının arttığını bir de ondan duyuyorum. Tıp literatüründe çok ender rastlanan ikiz lösemi vakalarının da Elbistan’da görüldüğünü, bölgede genel olarak sağlıksız bir neslin yetiştiğini ekliyor.

Afşin- Elbistan’da herkesin kanser olmuş bir yakını var. Eskiden nadir görülen ve çok garip karşılanan kanser vakaları artık sıradan bir olay. Astım, KOAH gibi kronik solunum hastalığı olmayana ise neredeyse rastlanmıyor. Köylüler, insanların 60-65 yaşından fazla yaşamadığını söylüyor. Fakat kimse de hastaneye gidip kontrol yaptırmıyor. ‘Zaten birşeyler çıkacak, niçin önceden bilip geri kalan ömrümüzde çile çekelim’ diye aktarıyolar bu ruh halini. Kanser hastaları için Afşin ve Elbistan’da hizmet veren onkoloji bölümü olmadığı için hastalar Keçiören ya da Kayseri’deki hastanelerin onkoloji bölümüne taşınıyor. Zaten söylendiği kadarıyla oralardaki bölümlernde hastaların büyük bir kısmı Afşin-Elbistanlı.

“Ölen öldü, bari arazi değerlensin”

Santraller toprak verimini düşürdüğü, sağlık sorunlarına neden olduğu gibi tarımda kullanılan sulama suyunun da azalmasına neden oluyor. Çıkarılacak kömürün üzerindeki suyu kurutmak için vurulan kuyular ve sondaj çalışmaları yeraltı sularının çok büyük oranda kurumasıyla sonuçlanmış. Bazı köylerin en büyük hayali ise Hurman Çayı üzerine yapılması planlanan Karakuz Barajı. Öyle bir hayal ki 20 küsur senedir bekleniyor. Altınelma, Arıtaş, Çobanbeyli Kasabaları, Kötüre, Berçenek, Ördek, Alimpınar ve Çomudüz Köylerinin tarım arazilerini kapsayan 112 bin 720 dönüm araziyi sulaması beklenen baraj için ÇED raporu olumlu çıktı. Fakat bu barajın yeni kurulacak olan Afşin- Elbistan C Termik Santrali’ne su vermek amacıyla yapılacak olması da kimse için sürpriz değil. Yani tarım arazileri, suyunu yine santralle paylaşacak. Bir diğer baraj projesi olan Adetepe Barajı’nın da Afşin-Elbistan D Termik Santralinin soğutma sistemi için kullanılması planlanıyor. Çomudüz köyünün muhtarı Keyfo Davutoğlu, santrallerin ne olursa olsun yapılacağı görüşünce; “Tek sevindiğimiz, baraj yapacak olmaları. En azından tarım arazileri sulanacak. Ölen öldü, hastalanan hasta oldu. En azından arazimiz değerlenecek.” Muhtar Davutoğlu’nun iki amcası da kanserden ölmüş. Çomudüz Köyü’nün 17 bin dönümlük arazisi Çöllolar madeni için satıldı. 400 haneli köyde bugün 5 hane kalıyor. Zamanında 500 öğrencinin gittiği okul ise artık kapalı.

Çomudüz Köyü muhtarı Keyfo Davutoğlu.

“Yeni santral bir umut”

Türkiye’nin en büyük dördüncü ovası olan Afşin Elbistan’da, santrallerden sonra hem ürün çeşitliliği azaldı, hem de var olan üretimde verim düştü. Üzüm bağlarıyla meşhur bu topraklarda 1990’lı yıllardan itibaren bağlar kurumuş. Bugün üzüm neredeyse hiç yetişmiyor. Çiftçiliği döndürenlerse susuz tarıma elverişli olan pancar, mercimek, mısır gibi ürünler. Su ve kirlilik sorununu derinden hisseden köylerden biri de B santraline 20 kilometre uzaklıktaki Büyük Tatlar Köyü. Köye vardığımızda meydandaki kahvedekilerle yaptığımız sohbet, köylünün çıkışsızlığını ve yaşanılan çelişkileri ilk dakikalardan ele veriyor. ‘Yöre halkı olarak C santralinin yapılmasını bekliyoruz’ diyor biri, öbürü ekliyor; “Annem iki buçuk senedir kanser. Kayınbabam kanserden vefat etti. Santralin bayağı etkisi var ama biz açız, o yüzden santralin yapılmasını bekliyoruz. Ama santraller de bu bölgeden insan almıyor. Herşey torpille dönüyor. İşte yine de bir umut..”

Susuz tarım, en çok pancar üretimine yaramış. Büyük Tatlar köyünden gelen pancar işçileri sabah beşten akşam dörde kadar pancar söküyor. Günlük yevmiye 50-60 lira arasında değişiyor.

Büyük Tatlar köyünden 600 hane İstanbul’a yerleşmiş. Ağırlıkla Sultançiftliği ve Zeytinburnu’nda oturuyorlar. Çoğu geçimini hurdacılıktan sağlıyor. Köyde kalanların en büyük sorunu ise işsizlik ve susuzluk. Henüz bir altyapının bile olmadığı köyde, bu sene vuran kuraklıkla birlikte yaz boyunca susuzluk yaşanmış. İşsizliğe çözümse köylüye göre artık sadece sanayi, yani yeni santraller. Fakat köylülerden biri araya girip diğerlerini iş bulma hayallerinden uyandırıyor ; “Buradan kimseyi işe almazlar. İki ünite yapıldı, havasını kirliğini biz alıyoruz diğerleri gelip çalışıyor. Çöllolar madeninin altında kalmış 9 cenazenin durumunu soran yok. 100 kağıt para veriyorlar, katili ortada yok. Para bu kadar mı önemli ya..”

7

Büyük Tatlar Köyü’nde herkes bekliyor.

“Burada hayat durdu”

Büyük Tatlar köyünde sadece iki genç yaşıyor artık. Onlardan biri olan 22 yaşındaki Ali’ye göre burada dört santral daha olsa hayat tamamen biter. Bölgedeki çoğu genç gibi teknik liseden mezun olmuş ama torpil dönmesinden, iş bulamamaktan şikayetçi. Kanserden ölen arkadaşları olmuş. “Burada ağaç bile yetişmiyor. Hayat durdu” diyor Ali.

Kiminin isteği köylerinin toptan kaldırılması, karşılığında devletin iş ve kalacak ev vermesi; kimisi yeni santrallerin getireceği iş umuduna dönmüş yüzünü; satacak arazisi ve gidecek yeri olmayanlar ise bekliyor. Afşin-Elbistan’da genel ruh hali bu: her gün gökyüzüne salınan duman ve külün için beklemek.