Okuma süresi: 3 dakika

(Ebru Moçoş / Evrensel – 16 Kasım 2014)

Onlarca zeytin ağacı yetiştirmiş, zeytin ağacına en az bize baktığı gibi özenle, gözü gibi bakan annem, bu yüzden, hem de zeytin hasadı zamanında Yırca’da katledilen zeytin ağaçlarının ardından yas tutuyor, katledenlere beddua okuyor şimdi Erdek’te zeytin ağaçları içindeki köyünde.

(Fotoğraf: Jan Beranek / Greenpeace)

Ovası ve tepeleri zeytinlerle dolu ve bu sebepten hiçbir vakit yeşili solmayan bir köyde büyüdüm. Zeytinin hasat zamanında okullar açılmış olur, biz okulda olurduk, ama öğleden sonra, okuldan çıktığımızda, üzerimizden okul önlüklerimizi bile çıkarmadan bahçelere zeytin toplayan anne-babalarımızın yanına giderdik. Yapılabilecek en eğlenceli ve en güzel şey oydu okuldan sonra.  Köy bomboş olurdu çünkü, oysa sonbaharın hafif loşluğu altındaki ovada bir şenlik vardı. Sohbeti koyulaştırarak, türküler söylenerek zeytin toplanırdı. Bol zeytin vermiş, salkım salkım zeytiniyle süzülen ağaçlarla, dallarla konuşulur, onlara methiyeler düzülürdü: “Canını seveyim senin, maşallah sana.” “Şu mübareğe bakın” denerek herkese gösterilirdi o bereketli dallar. Herkes sanki ilk defa zeytin görüyormuş gibi sevinir, şaşırır, hayran olurdu dalın bereketine. Ağaçların üzerinde komşu bahçedekilerle tatlı bir atışmaya girişilir, türlü türlü laf bulunup söylenir, gülüşülürdü. Biz önlüklerimizle ağaçlara tırmanır küçük ellerimle zeytin hasadına katılırdık. Yere düşen her bir zeytinin peşinden koşup toplanması gerektiğini, tek bir zeytinin ziyan edilmemesi gerektiğini, otların altında zeytin taneleri olabileceğini, o yüzden bastığımız yere dikkat etmemiz gerektiğini, zeytinin tanesinin bile ziyan edilmeyecek nimet olduğunu o zaman öğrendik. Zeytin ağacının narin olduğunu, dallarını çok hırpalarsan küsebileceğini, zeytine özenli davranmak gerektiğinide. Bahçelerde bunu öğrenirken, okulda delice zeytine aşı yapmayı, zeytin budamayı öğrendik.

Soframızdan zeytin, zeytinyağı hiç eksik olmazdı tabii. İlk hasattan sonra eve ilk zeytinyağı geldiğinde, bidonlar açılıp kokusu şöyle bir içe çekilir, ilk yağ kaseye konur, sarı ışığıyla pırıldayarak sofraya getirilir, adeta bir tören gibi herkes sırasıyla ekmeğini banar ilk hasadın tadına bakardı. O ilk zeytinyağının tadı her bir tanenin peşinden koştuğumuz içindir belki tarif edilmez lezzette olurdu. Kahvaltıda kızartılmış ekmeğin üzerine zeytinyağı sürer, onun üzerine de kekik serperdik. Dileyen bir de acı pul biber eklerdi buna ki o da ayrı bir lezzet olurdu. O bir dilim ekmek, üzerindeki zeytinyağı ile doyururdu bizi. Zaten ekmeğimiz de budanan zeytin ağaçlarından çıkan zeytin çırpılarıyla pişerdi. Zeytin odunu yağlı olur, çıtır çıtır yanar, ateşi, sıcağı çok olurdu.

Zeytinyağının iyileştirici gücü olan ilaç olduğunu, yaramıza zeytinyağı basarsak iyileşeceğini de o zamanlarda öğrendik, elimize krem diye sürebileceğimizi de. Biri bir yerini burkup incitmişse, babaannem taş havanının çıkartır zeytini döver, ağrıyan yeri zeytin ezmesi ile sarardı. Zeytinin acıyı alacağını bilirdik.

Köyün tepelerindeki çam ormanında yangın çıktığında ve yangın aşağılara ovaya doğru yayılmaya başladığında köylünün en azından zeytinleri kurtarmak için nasıl kelle koltukta ateşin içine koştuğunu hatırlarım. Geride kalanların ise çoluk-çocuk toplanarak dua okuduğunu, cenazelerde okunanlar gibi büyük duaların, hep birlikte gözyaşlarıyla ve yasla, bir de o zaman okunduğunu gördüm.

Onlarca zeytin ağacı yetiştirmiş, zeytin ağacına en az bize baktığı gibi özenle, gözü gibi bakan annem, bu yüzden, hem de zeytin hasadı zamanında Yırca’da katledilen zeytin ağaçlarının ardından yas tutuyor, katledenlere beddua okuyor şimdi Erdek’te zeytin ağaçları içindeki köyünde. “Dağ taş zeytin ağacı” diyene “Günah, bir zeytin ağacı kolay mı yetişiyor” diye öfkeleniyor. Bu toprakların kadim bitkisinin öğrettiği kadim bir bilgi ile ağacının nöbetini tutan Yırcalı köylülerin her türlü zora, şiddete karşı mücadelesinde toprakla zeytinle yoğurulmuş bir bilgi var. Bir ağacı savunmayı bilen, katledilen zeytin ağaçlarına içi yanan bu toprakların her yerinde toprağın kadim bilgisiyle yoğrulmuş herkeste var bu bilgi. Yırcalılar, kendileri, toprak ve zeytin arasındaki bu derin bağı bildiği ve gördüğü için katledilen zeytinlerinin yerine yeni zeytin fidanları dikiyor. Onlar, Nuh’un gemisine bir güvercinin getirdiği zeytin dalından da haberdarlar muhtemelen. İnsan soyunu tufandan kurtaran Nuh’un Gemisi ise, insana, yeni, yaşanabilir bir dünyanın varlığını ilk müjdeleyen de zeytin dalıydı. Yırcalılar, zeytinin katledildiği bir dünyanın yaşanabilir bir dünya olamayacağını bildiklerinden zeytin dikiyor yeniden. Zeytinler yeşerecek, yaşanabilir bir dünya için umut olarak, katledenlerin faşizmine inat.