(Melda Onur* / Birgün – 23 Kasım 2014)

Gezi Parkı’na Topçu Kışlası arzuları tekrar depreşen AKP iktidarının, Yedikule Bostanları’nı yok etme arzusunun da aynı günlerde açığa çıkması tesadüf değil

 Gezi Parkı’na vahşice girilip insanlar dağıtılmış, Berkin vurulalı daha 1 ay bile olmamıştı. Sıcak bir temmuz günüydü. Twitter’da acil “Yedikule Bostanları’na gidin” çağrısı yapılıyordu. Öylesine bir yakarış vardı ki, geçen dönem Fatih Belediye Meclisi İmar Komisyonu Üyesi sevgili Gülay’ı (Yedekçi) da alıp koşa koşa gittim. Biz gidene kadar bir kısım bostanın üzerine belediye ekipleri moloz dökmüştü. Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir ise bizden önce olay yerinden ayrılmıştı. Fatih Belediyesi’nin amacı bostanların hemen arkasında bulunan lüks Yedikule Konakları’nın rantını arttırmak için, onlara bahçe görevi görecek bir park yapmaktı. Yüzlerce yıllık toprak heba edilecek, doğal doku ve topografya bozulacak, yerine suni bir rekreasyon çalışmasıyla ithal ağaçlar, çiçekler, havuzlar yapılacaktı. Bu tarihi kıyım kabul edilemezdi; her şey bir yana Yedikule Bostanları hâlâ İstanbul’un pazarlarının sebze ihtiyacın karşılıyor; birçok kişi bu şehir tarımı yoluyla hayatını kazanıyordu.

Olaya tepki gösteren bir grup tarihçi, arkeolog, akademisyen bir kahvede oturmuş, “ne yapsak” diye tartışıyordu. Aksanlı ancak mükemmel Türkçesiyle elinde İstanbul haritaları, hararetle bir şeyler anlatıyordu Makedonyalı Aleksander Sopov; Osmanlı Bostanları üzerine araştırma yapan bir doktora öğrencisiydi. İstanbul şehir ekolojisine inanmış bir grup insan o gün öyle bir hareket başlattı ki, Yedikule Bostanları yeniden eski şöhretini kazandı. Ne mi oldu? Arkeologlar, tarihçiler, ekolojistler, bostan sahipleri, bostanları işleyenler, kent hareketleri aktivistleri, gazeteciler bir araya geldi ve Yedikule Bostanları’nı yaşatmak için büyük bir mücadele başlattı. Bostan Okulu bile açıldı, hafta sonları çoluk çocuk, bostanları ekti. Ramazan ayında yeryüzü sofraları kuruldu, oruç açıldı; İstanbul’un dört bir yanından gelen platformlar, bostanları tartıştı.
Bütün bu hareketlilik sonunda Fatih Belediyesi geri adım attı. Zaten yolsuzluklara adı karışan Başkan Demir o dönemde ipin ucunu bıraktı. Gezi Parkı’na Topçu Kışlası arzuları tekrar depreşen AKP iktidarının, Yedikule Bostanları’nı yok etme arzusunun da aynı günlerde açığa çıkması tesadüf değil.

Hiçbir karara uymamak
Bu iktidarın ağır hastalığı olan kendi aldıkları karara bile uymamak ve hukuku hiçe saymak burada da kendisini gösteriyordu. 1985 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne kaydedilen İstanbul’un Tarihi Alanları’nı kapsayan 1/5000 ölçekli Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı ve Tarihi Yarımada Yönetim Planı İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 2011 Aralık ayı toplantısında oybirliği ile kabul edilmişti. Buna göre, İstanbul Kara Surları, 1. Derece Koruma Bölgesi içinde değerlendiriliyordu. Planda “İstanbul Kara Surları su hendeklerinde kısmi arkeolojik araştırma kazısı yapılabilir. Su hendeklerinde peyzaj düzenlemesi yapılarak surlar ile bir bütün olarak korunacaktır. Sura bitişik alanlardaki 1875 tarihli haritada yer alan günümüze kadar mevcudiyetini devam ettiren bostan alanları korunacaktır” kararı vardı. İki yıl önce hazırlanarak imzalanan böylesine bir koruma planı mevcutken, tarihi kentsel tarım alanı olan Yedikule Bostanları’nın büyük bir bölümü, Fatih Belediyesi ve İBB tarafından yapılacak 70 bin metrekarelik park projesi kapsamında yok edilecekti.

Arkeolog gözetimi olmadan
Bu durumdan sorumluluk hissedeceğini umduğum Çevre ve Şehircilik Bakanlığına tutumlarını sordum. Dönemin Bakanı Erdoğan Bayraktar’dan bir yanıt gelmedi. İstanbul Tarihi Yarımada Yönetim Planı 2011’in önsözü, dönemin Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay tarafından yazılmıştı. Ayrıca planın, Alanın Tarihsel Gelişim Süreci başlığı altında İstanbul’da önceki yönetimlere atıfta bulunuluyor ve 33. Sayfada şu ifadelere yer veriliyordu:

“İstanbul ve tarih için hiçbiri duyarlılık taşımayan, Suriçi tarihinden habersiz, hatta tarihi eserleri bilinçli olarak yok etmeyi amaçlayan bir koruma bilincine sahip olmayan yöneticiler, sahip çıkılmayan Suriçi’nin eski yollarını, yeşil bahçeli dokusunu, bostanları inşaata açmıştır.”

Günay’a 5 Temmuz 2013 tarihinden itibaren Suriçi’nde, arkeolog gözetimi olmaksızın ve iş makinalarıyla gerçekleştirilen tahribat çalışmasının, Bakanlığı bilgisi dahilinde olup olmadığını sordum, yanıt alamadım. Zaten bakan değişti. Üçüncü sorum Milli Eğitim Bakanı’na idi. Zira İstanbul Tarihi Yarımada Yönetim Planında şu ifadeler dikkat çekiyordu: “Tarihi ve kültürel mirasın korunması ve gelecek nesillere aktarılabilmesi için, okul ortamlarında gerçekleştirilecek eğitim faaliyetleri ve duyarlılık oluşturma çalışmaları da özel önem taşımaktadır.” Bu bağlamda ekolojik tarım konusunda gelecek nesilleri bilgilendirmek için kurulan Yedikule Bostan Okulu’nu yukarıda tanımlanan eğitim vizyonu doğrultusunda desteklemeyi düşünüp düşünmediklerini sordum. Yine cevap gelmedi.

200 kişiye istihdam
Soru önergeme tek yanıt, Tarım Bakanı Mehdi Eker’den geldi. Yedikule Suriçi alanda yer alan 60 dönüm ekilebilir bostan arazisinin 30 dönümü yok edilmiş durumdaydı ve çalışmalar sırasında verimli topraklar molozlarla kaplanmıştı. Yedikule’de bostancılar, işgaliyelerini ödemelerine rağmen, bostanların imar alanına ve ranta açılması için tarım alanlarından kovulmak suretiyle mağdur ediliyorlardı. Aleksandar Sopov’un 17 Temmuz 2013 tarihinde hazırladığı Sosyal Etki Değerlendirme Raporu’nda Yedikule Bostanları’nın üretim kapasiteleri ile ilgili şu bilgilere yer veriliyrodu:

“… Her bir bostan 1- 2 aileyi geçindiriyor. Sur içi bostanlardan toplam 100’e yakın insan, sur hendeğindeki bostanlardan ise 200’e yakın insan istihdam sağlamaktadır. Sur içi bostan arazisinden senelik yaklaşık 10 ton, sur hendeğindeki araziden ise yaklaşık 30 ton sebze (semizotu, marul, dereotu, pazı, lahana, maydanoz, domates, biber, tere, kuzukulağı, karnabahar, patlıcan, mısır, karalahana, pazı) mahsulü üretilmektedir. Arazideki 100 meyve ağacından senelik yaklaşık 4 ton meyve (incir, dut, nar) üretilmektedir. Bostancılar bu ürünlerin çoğunu semt pazarlarında (Kocamustafapaşa, Fatih, Zeytinburnu, Esenler) satılmak üzere pazarcılara, fazla mahsulü ise Kumkapı’daki sebze haline satmaktadırlar. Bostanlar aynı zamanda Yedikule halkının düzenli günlük taze sebze meyve ihtiyacını karşılamaktadır.”

Lactuca Sativa
Bakanlığın 2017’ye kadar geçerli olan Stratejik Planında yer alan “Ülkeler iklim, ürün çeşitliliği, genetik zenginlik gibi sahip oldukları avantajlarını ekonomik ve milli değer haline getirme çabasındadır” ifadelerine atıfta bulunarak, Yedikule Bostanları’nda ün salmış olan Yedikule Marulu’nun da bu özelliklere sahip bir ürün olduğunu, 12 Temmuz 2007 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 5553 Sayılı Tohumculuk Kanununa Tabi Tohumluk Çeşitleri Hakkında Tebliğ (Tebliğ No: 2007/33) içeriğinde de görüleceği üzere, Yedikule Marulu, Familyası Compositae olarak ve Lactuca sativa L. Var. Longifolia Lam. Latince adıyla tescilli olduğunu belirttim.
13.08.2013 tarihli önergeme 12.11.2013 tarihinde gelen yanıtın sadece iki yeri benim sorduklarımla ilgiliydi:

Bakanlığın ilgi alanı değil
“Yedikule Bostanlarını da içerisine alacak şekilde, İstanbul İl Tarım Müdürlüğümüz tarafından İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına tüm İstanbul ilinin 1/25000 ölçekli Toprak haritası şeklinde 5403 sayılı Toprak Koruma ve Kullanımı Kanunu kapsamında görüş verilmiştir.”
“Bakanlığımızın tarihi tarım alanları ve kentsel ekoloji ile ilgili bir çalışması bulunmamaktadır.”
Tarım Bakanlığı kentsel ekoloji ve tarihi tarım alanlarıyla ilgilenmiyordu. Bunu anlamıştık. Peki ya İstanbul ili toprak durumu ile ilgili nasıl bir görüş verilmişti? Onu de hemen sorduk.

Gelen cevaptan anladığımız üzere, bu bölgeyi tarım alanı olmaktan çıkarmayı hedefleyen çalışmalar 2004’te başlamış, 2012’de tamamlanmış. 5403 Sayılı Kanuna göre bu alanlar yerleşme lejantında kaldığı için tarım dışı imiş. Yedikule Bostanları’nda tarım yapanlar zaten Bakanlığın Çiftçi Kayıt Sistemine kayıt yaptırmamışmış. Yedikule Marulu’nun da tohumu zaten başka illerimizde muhafaza ediliyormuş. Şehir ekolojisi ise Çevre Şehircilik Bakanlığı ile Belediye’nin işiymiş.
Aldık mı cevabı… Haydi şimdi bütün dostlar Bostana…

* CHP İstanbul Milletvekili