(Nur Banu Kocaaslan / Diken – 27 Kasım 2014)

Türkiye’nin ilk kez İzmir’in Bergama ilçesiyle hafızasına kazınan ‘siyanürlü altın madeni’, uzun süredir HES projeleri ve madencilik faaliyetlerinden ‘dertli’ Karadeniz’in yeni kabusu.

Tehlike çanlarının çaldığı yerlerden biri de Ordu’nun Fatsa ilçesi…

Yukarı Bahçeler köyü Engiz mevkiinde İngiliz Stratex International’ın yerli ortağı Bahar Madencilik’le kurduğu Altıntepe Madencilik, 196 hektarlık bir arazide altın madeni kazıyor; bu kapsamda bir yandan da siyanürle altın ayrıştırmak için sıvı havuzları oluşturuluyor.

ÇED süreci ‘Yeni Türkiye’ kokuyor

IMG_1680

Yukarı Bahçeler köyündeki 196 hektarlık maden sahasının ucu görünmüyor. Fotoğraflar: Nur Banu Kocaaslan

Madenin ÇED süreci, buram buram ‘yeni Türkiye’ kokuyor…

Yöre halkı bilgilendirme toplantısına çağrılmamış… Üstüne üstlük maden sahasının içinde ya da yolu üzerindeki toprakları ‘işgal edilmiş.’ Bazı köylüler şirketle anlaşma yoluna gitmek zorunda kalsa da bazıları hala toprakları için mücadele veriyor.

Şirket ÇED raporunda maden sahasının en yakın yerleşim yerine 20 kilometre uzaklıkta olduğunu belirtmiş, ancak sadece Yukarı Bahçeler köyünün sahaya uzaklığı 50 metreden fazla değil.

IMG_15731-300x223

Küçük, süreci yakından izliyor

Süreci yakından takip eden TMMOB Metalürji Mühendisleri Odası Halk Sağlığı ve Ekoloji Komisyonu Başkanı Cemalettin Küçük, bir başka dikkat çekici ‘ayrıntı’ veriyor. Küçük, “ÇED raporu hukuksuz çünkü buraya maden ruhsatı almadan ÇED raporu almışlar. Dava açtık bu yüzden” diyor. 

Küçük, aynı zamanda ÇED raporunun son dönemdeki birçok projede alınan ÇED raporlarının da benzeri olduğu görüşünde. Raporu hazırlayan şirket madenle yaratılacak istihdama geniş yer verirken çevre tahribatını geçiştirmiş.

Yaklaşık bir buçuk ay önce yöre halkından 80’in üzerinde kişi Çevre Bakanlığı’nca verilen ‘ÇED olumlu’ kararına dava açmış. Sonra da TMMOB…

TMMOB ayrıca mevcut maden sahasının dışında daha geniş bir alanda şirketin altın aramasına müsaade eden ‘ÇED gerekli değildir’ kararına karşı da bir yargıya başvurmuş durumda. Küçük, eğer Stratex arama çalışmasına devam ederse, görünen tahribatın 10 katı büyüklüğünde bir alana yayılacağını belirtiyor.

‘İktidarla sermaye halkına karşı iç savaşta’

IMG_15811

Engiz mevkiindeki maden sahasının hemen önünde sürecin nasıl geliştiğini anlatan Küçük, siyanürle maden işletmenin bölgede oluşturacağı tahribatla ilgili ise hayli kötü bir tablo çiziyor: “Siyanür kullandıkları alanda yoğun bir yağmur yağdığında yığın yaptıkları yerin kimyasal yapısı değişecek, hidrojen siyanür olarak havada buharlaşacak. Hidrojen sansürün ne kadar zehirli olduğunu söylemeye gerek yok. Çok düşük miktarda soluduğunuzda zehirlenirsiniz, ölürsünüz.”

Küçük, Uşak’ın Eşme ilçesi Kışladağ köyündeki altın madeninin 2006 yılında 1500 kişinin bu yolla zehirlenmesine yol açtığını hatırlatıyor: “Meterolojide tahminler vardır. Ben de tahmin ediyorum. Ünye’dekiler zehirlenecek, Erenyurt zehirlenecek, Güzelyalı, Ordu, Fatsa zehirlenecek. Doğayı, fındığı bitirecekler burada. İktidar sermayeyle işbirliğine girdi, halkına karşı iç savaş açtı.”

Köylüler çadırlı direnişte

IMG_1669

Fatsa’daki siyanür tehlikesi ve devam eden madenin yaşam alanlarında yarattığı tahribat ise köylüleri direnişe yöneltmiş. İlk kez 26 Ağustos’ta başlayan eylemlilik, hem şirket görevlileri, hem de jandarmanın sert karşılığı sonucunda 26 Ekim’de çadırlı direnişe evrilmiş.

İsmet ve Cevat Atar kardeşlerle maden yolundaki kendi arazileri üstünde kurdukları çadırda konuşuyoruz.

İsmet Atar’ın bir dönümlük fındık bahçesi şirkete ait tırların geçişi için haberi olmadan ‘dümdüz edilmiş.’ O da bunun üzerine arazisini korumak için direniş çadırını kurmuş.

IMG_1610-300x223

İsmet Atar: Fındığımı bitirdiler.

Çadırı kurduktan sonra jandarmanın ‘ihtarlarına maruz kalan’ Atar’a jandarma komutanı tarafından “Sen bahçeni korumak değil, örgüt kurmak istiyorsun”denilmiş.

Atar yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Sen benim ocağımı, fındığımı bitirmişsin, devlet böyle zulüm yapamaz. Maden müdürü mahkeme karar verse bile birşey yapamazsınız dedi. Türkiye Cumhuriyeti’ne olan inancımı kaybettim. Bu devlet halkını bu şekilde zulüme sokuyorsa biz bu davayı kaybettik zaten. Eğer ‘Niye toprağımı eşeliyorsun’ dedim diye devletin askeri silahı başıma dayıyorsa ben bu devlete güvenmiyorum. Ancak halk birlik olursa bu davayı kazanırız.”

Her köyden ayrı bir isyan duyuluyor

Yakındaki köyleri de gezdik iki gün boyunca. Yukarı Bahçeler, Erenyurt, Sarıhalil, Şenyurt köyleri, Maksutlu mahallesi… Nereye gitsek ‘bir sor bin ah işit’…

Yukarı Bahçeler’den Şükrü Gedik, maden çalışmasıyla birlikte dere yatağına kil basılarak yönünün değiştirildiğini anlatıyor. Hatta bu işlemde bizzat köylüler de çalıştırılmış.

Sonrasında sularının tadı bozulmuş. Köylüler, ‘Şehirdeki gibi damacanayla su içeriz artık köyümüzde’ diyor.

 Şirket köylüleri ‘kandırmış’

IMG_1628-300x223

Sarıhalil köyünden Osman Baş…

ÇED raporunda maden sahasından etkilenecek köylerden biri olarak geçen Sarıhalil’de konuştuğumuz köylülerin hepsi siyanürlü maden işletmesine karşı. Yakınlarında madenin kurulduğunu bilseler de siyanürün devrede olduğunu yeni öğrenmişler, çünkü şirket başlarda çıkarılan cevherin başka bir alana taşınacağını bildirmiş.

Osman Baş tepkisini, “Bizim yaşam devrimiz bitiyor artık ama köyümüzün doğasının yok olmasını istemiyoruz. Biz buna karşıyık. Elimden gelse bir saat içinde yoketmek isterim oradaki madeni” diye dile getiriyor.

 

 

IMG_1600

Erenyurtlu kadınlar mücadelenin içinde…

Erenyurt köyü bizi cemevinde ağırlıyor. Sarıhalil’dekine benzer bir durum var. ÇED sürecinde fikri sorulması gereken halkın siyanürle altın ayrıştırılacağından yeni haberi olmuş. Köylülerden bir kadın, “Bizi kurtarın” diyerek yardım istiyor.

Bir ‘maden derdi’ de Şenyurt’ta çıkıyor

IMG_1644-300x223

Adem Şişman’ın ağaçları tehlikede.

Şenyurt’a ise direniş çadırını kuran İsmet Atar da bizimle geliyor. Komşu köyünden mücadeleye destek isteyen Atar köy kahvesinde, “Her hafta ifade veriyorum jandarmaya ama yılmıyorum. Biliyorum ki şimdi karşı çıkmazsam zaten yaşayamayacağız”diyor.

Burada köy kahvesini işleten Adem Şişman’dan ise başka bir ‘maden derdi’duyuyoruz. Fındık bahçelerinin hemen yanına haberi bile olmadan kurulan taş ocağı, Şişman’ın ağaçlarını tozla tehdit eder olmuş.

Şirket ‘Köylü kendiliğinden kaçacak’ demiş

Yolumuz Mahsutlu mahallesine düşüyor. Madene giden yüksek tonajda yük taşıyan tırlar yüzünden daracık köy yolunun kenarındaki evlerde çatlaklar oluşmuş. Nereye şikayet ederlerse etsinler bir çözüm yolu bulamayınca yolu kazıklarla kapatmayı denemişler.

IMG_1661_taylan_Nov-26-095721-2014_Conflict

Irab hanım, jandarmadan şikayetçi.

Bu sefer de jandarma karşılarına dikilmiş. “Devamlı, ‘Suç işliyorsunuz, şu anda suç işlemektesiniz, sizi uyarıyoruz’ diyorlar. Kesiyormuşuz ya yolu, kovuyormuşuz tırları” diye anlatıyor Irab Ertopçu.

Madende çalışan bir köylü şirketin, “Ne isterseniz vereceğiniz” dediğini anlatıyor. “İstiyor musunuz peki” diye sorunca şöyle yanıtlıyor: “Yok anam yok, istesek çok para alırdık biz. İstemiyoruz, ne yapacağız parayı biz. Ben köyümü bırakacağım, nereye gideceğim belli değil. Gitmeyiz, biz toprağımızı istiyoruz.”

Ertopçu, “Memleketimiz burası” dediği köyünü bırakmak zorunda kalmaktan tedirgin: “Biz gitmek istemiyoruz ama zarardan dolayı kaçacaksın mecbur. Şirket, ‘Biz onlara birşey demeyeceğiz ki, köylüler kendiliklerinden kaçacaklar’ diyorlarmış.”

Konuştuğumuz her köylü tedirgin görünüyor, ancak hepsinin dilinden bir gün gelip‘kendiliklerinden’ kaçmamak için, ‘mücadele’ sözcüğü dökülüyor.