(L. Doğan Tılıç / Birgün – 9 Aralık 2014)

Fatsa’da bir çadır gördüm hafta sonu… Çadırda da bir Fatsa; eskisine benzeyen…

Bir köşede, devrimci gençlerin saygıyla seslendikleri İsmet Abi. 82 gün önce İstanbul’dan gelmiş… Karşısında 82’lik Emine Ana. Yanında gelini kızı yaşındaki Nüküye Teyze. 66 yaşında; çadırın “kahraman”ı. Onun yanında da en fazla yarı yaşındaki Esme Bacı.

Köylülerin bir kısmı hâlâ mesafeli çadıra; altının kendilerine aş ve iş getireceği umuduyla…

Halil Bicil, Şoförler Derneği Başkanı, MHP’li, her gelene çadırın neden kurulduğunu anlatıyor. “Burada parti yok” diyor, “Yaşamı savunuyoruz”. Tarihe meraklı. Eliyle etrafı gösterip köyün 100 yıl önceki adının Altıntepe olduğunu, Rumların yaşadığını anlatıyor. Zamanında çadırın hemen ilerisindeki bir tepede 12 Rum, kestane odunu ateşiyle maden eritip satmışlar.

Fatsa’ya 11 km uzakta, birkaç köyün ortasında, ormanın ve toprağın bağrının yarılmasının şimdi birden ortaya çıkan bir gelişme olmadığını anlatıyor: “Fatsa dünya zengini. Buraları 2100 yıl önce Büyük İskender korumuş. Şirketin gelişi tesadüf değil. 20 yıldır şirketler buraya geliyordu. Şimdi bir İngiliz şirketi altın çıkaracağım diye toprağımızı çevirdi. Türk vatandaşıyım ama ben oraya giremiyorum. Siyanürü gizlediler önce. Vatandaşa vaatlerde bulundular. Siyanür havuzlarını görünce uyandı millet”.

Çadırın dışında pankartlar, içinde duvarlara iliştirilmiş sloganlar… Girişte, solda, boyalı kalemle yazılmış bir “yasak” duyurusu: “Burada Sigara İçmek Yasaktır”. İmza; “Çocuk Direnişçiler”. Sigaranın zehrine karşı çıkan Fatsa’nın çocukları, yanlarında “Siyanürle öleceğime açlıktan ölürüm” diyen İsmet Amcada varken altın avcılarına izin verir mi?

Dört duvarından bas bas bağırıyor çadır; hâlâ sesini duymayanları, uyuyanları direnişe çağırıyor: “Dikkat Altından Çöl Çıkabilir”, “Ünye ve Fatsa Bir Olur, Katil Şirket Kovulur”, “Siyanür Katliamdır”, “Fındıklarımızı zehirletmeyiz”…

Yanından geçtiği evlerin duvarlarını çatlatarak madene çıkan 50-60 tonluk kamyonların önüne elinde odunla çıkan, jandarmaya kafa tutan Nüküye Teyze epey mütevazı, “Kahramanımız” diyenlere; “Ben toprağımın kahramanıyım” diyor. İstanbul’da 7 çocuğu var; çocuklar, torunlar geldiğinde buraları yemyeşil, cıvıl cıvıl bulsunlar istiyor. Jandarmadan korkmuyor. “Jandarma da 9 aylık, biz de” diyor. “Ne olacak, öldürecekler mi? Ha siyanür öldürmüş, ha onlar. Gece gündüz savaşacağız, kanımızın son damlasına kadar. Evelallah onlar bizden bıkacak, gidecekler.”

Hâlâ sırtında odun taşıyan 82’lik Emine Ana, çadıra “misafirlere” bir sepet elma getirmiş. Siyanürün, topladığı bu elmaları da bitireceğini biliyor. “Burada yaşadım, burada kocadım. Burayı, bu yeşilliği istiyorum; altını istemiyorum” diyor.

Gençlerin İsmet Abisi çadırın büyüttüğü umudun ilk elden tanığı: “Allah’a şükür, 5 kişi ile çadır kurduk, binlere ulaştık. Hastayım, ama yılbaşından sonra tek başıma da olsa burada açlık grevine başlayacağım. Bu vatanın cehenneme çevrilmesine asla izin vermeyeceğiz. Siyanürden ölmektense açlıktan ölürüm!”

“Ölürüm” dese de, hayatın peşinde o. Buradaki her şeyin hayatının peşinde: “Evimde yattığım zaman beni uyandıran kuşları arıyorum. Üzerimde vızır vızır uçan arıları, kelebekleri arıyorum. Ormanda türkü söyleyen çakalları arıyorum. Gece yatıp ışığı söndürünce kulağımın dibinde saz çalan sivrisinekleri arıyorum. Onlar daha şimdiden gitmiş. Sondaj yaparken ne kullanıyorlarsa, tavuklar ölüyor. Memleket batmış. Herkesten duyarlılık istiyorum.”

Çadırın hemen yukarısında 1650 hektarlık bir orman alanında siyanürle altın aramak için üç devasa siyanür havuzu açılmış. 1 gram altın için 13-14 ton toprak siyanürle yıkanacak. Altına doysun diye aç gözler, yüz binlerce ton toprağın siyanüre bulanması yetmeyecek. O siyanür suya, havaya karışacak. Ölüm olacak. Ağaç çiçek, kurt kuş, börtü böcek ve hatta sivrisinek ölüme bırakıp buraları, gidecek.

O yüzden dikkat diye bağırıyor çadır: DİKKAT! ALTINDAN ÇÖL ÇIKACAK!