(Ayşe Çavdar / Sabit Fikir, 3 Aralık 2014)

Kuzey Ormanları Savunması (KOS), üçüncü köprüye itirazla başladı ve bu itiraz şimdi bütün Marmara’ya yayıldı. Küresel ısınma deyince akla KOS’un gelmesinin sebebi, hararetin buralara nasıl sirayet edeceğini merak etmemizdi. Ne ki Ezgi Öz Baysal (sanat yönetmeni) ve Efe Baysal’ın (okutman ve doktora öğrencisi) anlattıkları, meselenin havaların birkaç derece ısınmasından ibaret olmadığını ortaya koyuyor. Peki başka hangi açılardan ısınıyor İstanbul?

Kuzey Ormanları Savunması nasıl başladı?

Efe: Gezi 28 Mayıs’ta başladı. Üçüncü köprünün temeli ise 29 Mayıs’ta atılmıştı. Aynı gün Koç Üniversitesi’nin önünde yoldan geçenlerin görebileceği şekilde bir eylem yapıldı.

Ezgi: Temmuz ayında da bisikletliler olarak, Beşiktaş’ta buluşup üçüncü köprü inşaatına gitmeyi kararlaştırdık. Forumlar henüz çok aktifti. Bisikletli arkadaşların geldikleri hat üzerinde de forumlar vardı. Yeniköy Forumu karşıladı bisikletlileri. Sarıyer merkezde bir basın açıklaması yapıldı. Yolda forumlarla ve merkezdekilerin katılımıyla kitle daha da büyüdü. Oradan üçüncü köprü alanına doğru yola çıkılacaktı. Polis önümüzü kesti.

Efe: Ben Sarıyerli’yim, daha önce Sarıyer’de hiç TOMA görmemiştim. Bir avuç bisikletli için TOMA’lar yol kesmiş. Sonra takım takım gitme iznini kopardık. Bisikletli arkadaşlar “Buralar hep dutluktu” diye pankart açtılar… Ardından aynı ekip, “Madem böyle bir enerji çıktı, devam edelim, bundan sonra Abbasağa’da toplanalım,” dedi. Üçüncü köprüde kalmayıp İstanbul’un Kuzey Ormanları’na kadar genişledi. Ardından Marmara’yı kapsayacak bir direniş ağını nasıl kuracağımızı konuştuk. Şimdi Istıranca Dağlarından başlayıp aşağılara kadar inen, yerel örgütleri de kapsayan bir ağ kurmaya çalışıyoruz.

ee1

Kimlerle bağlantı kuruyorsunuz?

Ezgi: Herkes kendi bölgesindeki bir alanı korumaya çalışıyor. Bu insanların, benzer durumdaki insanların kazanımlarından haberdar olmaları, aralarında ilişki kurulması lazım. Bizim derdimiz işte bu ilişkiyi kurmak. Bir şeyler yapmak isteyen her insanla ağırlıklı olarak sosyal medya üzerinden iletişim kuruyoruz.

Efe: Melen’in suyu çekiliyor, Saray’da kuartz madeni mevzusu var, Istırancalar’da termik santral meselesi var, madenler ülkenin dört bir yanını katlediyor. Ama mesele İstanbul merkezli dönüyor ve yerel örgütler de bunun farkında.

Ekolojik mücadele, öteden beri aktivistlerle yerelleri bir araya getirme potansiyeline sahip mi? Örneğin Gezi’de ortaya çıkan enerji, yerelde kendini devam ettirebiliyor mu bir şekilde?

Efe: Bundan sadece iki yıl önce bir ağacın kesilmesi haber değeri taşımıyordu. Ama Gezi’de ortaya çıkan enerji kamuoyunda duyarlılık yarattı. Ben de örgütsüz biriydim, şimdi bir şeyler yapmam gerektiğini düşünüyorum. Artık daha fazla insan elini taşın altına koyuyor. Fakat bununla beraber iktidar da daha sert karşılık vermeye başladı. Yerele de yansıyor bu durum. Çok da pembe bir resim çizmeye gerek yok, sonuçta politik atmosfer malum. Ama en azından başlangıç için bir adım atıldı.

ee2

Peki bu karşılaşmalar ne kadar umut verici?

 

Ezgi: Bir umut varsa onu yaratan şey umutsuzluğun kendisi. Artık her şey çığrından çıkmış vaziyette. Son bir seneye de bakınca, İstanbul üzerinden konuşuyorum, belki de beş sene öncesinden kat be kat hızlı bir özelleştirme, acele kamulaştırma ve satış söz konusu. Bunların tamamı son kalan nefes alma alanlarını konu alıyor. Dolayısıyla etki alanı çok fazla ve birçok haneye dokunuyor. Çok fazla insan bununla direkt ilgili. İki sene önce projeleri biz anlatıyorduk. Şimdi yereldekiler de olup bitenin farkında, hangi projenin kendilerini nasıl etkileyeceğini biliyorlar. Biz Yırca’da zeytinliğini koruyan teyzeyi örnek alıyoruz. Çünkü mevzu mega projeden çıktı. Çok küçük alanlar bile ciddi anlamda savunulmak zorunda.

Kuzey Ormanları’nda bütün bu projeler yapılırsa ne olacak İstanbul’a?

Efe: Bir distopyanın içinde yaşıyoruz uzun zamandır. Gezi’nin bu kadar önemli olmasının nedeni de bu. Bize şunu gösterdi: Başka bir dünya mümkün ve üstelik hemen, şimdi, burada olabilir. Aksi halde sürdürülemeyecek bir yere gidiyor İstanbul. “Kuzey İstanbul” diye yeni bir kent düşünülüyor mesela. Ticaret, fuar, turizm alanlarını kapsayacak. İnsanca yaşanmayacak bir alan, belki makine gibi yaşanabilir ancak.

Ezgi: Ekolojik proje yaparken de insanların üretim alanları yok ediliyor. Bu kendi içinde bir tezat. Şu anda Göktürk tarafında hafriyat kamyonları hiç durmuyor… Çin’de çekilmiş fotoğrafları görmüşsünüzdür, her yer sis altındadır sanki. Bu fotoğraflar burada da çekilecek. Üzerinde yaşadığımız verimli toprakları verimsiz hale getiriyoruz… Orman önce bir mesire yeri, sonra tabiat parkı oluyor ve ardından özelleştiriliyor. Yeşil alanları otoban kenarlarında bulabiliyoruz ancak. Üstelik hep insan merkezli konuşuyoruz ama orada yaşayan başka canlılar da var. Onların yaşam alanları ortadan kalkıyor.

Efe: Oradan kesilen ağaç başka yere dikilince oradaki ekosistem korunmuş olmuyor.

Ezgi: Üçüncü havalimanının yapılacağı yer kuş göçlerinin en yoğun yaşandığı bölge. Bu sene 20 bin leylek ortada kaldı çünkü ağaçların yerinde artık betonlar vardı. İnsanların bundan haberleri bile olmadı, eğer olsaydı vicdan sahibi hiç kimse bunu kabul etmezdi. Kalkınma söyleminin karşısında ancak vicdanımız ve insanlığımızla durabiliriz. Başka kurtuluş yok.

Görsel: Can Çetinkaya