(Özer Akdemir / Evrensel – 17 Aralık 2014)

Altın madencileri Kaz Dağlarından vazgeçmiyor. Geçtiğimiz yıl ÇED raporları mahkeme tarafından reddedilen şirketler, bu mahkeme kararını aşabilmek için şimdi yeni ÇED süreçleri başlatıyor. Oysa mahkemenin bu altın madencisi şirketlerin Kaz Dağlarına üşüşmesine dur diyen kararının ana gerekçesi olan “toplam etki” orta yerde duruyor.

Karadağ köylülerinin direnişi ve mahkemenin yürütmeyi durdurma kararı sonrası apar topar araziyi terk eden Esen Eczacıbaşı Şirketi’nin gidişi Kaz Dağlarını sevindirirken, diğer altın madencisi şirketler boş durmadı. Bunlardan birisi geçtiğimiz aylarda sermayesi el değiştiren, Lapseki Şahinli’de altın işletmeciliği yapmak isteyen Batı Anadolu Madencilik şirketi. İlk başvuru ÇED Raporu Çanakkale İdare Mahkemesi tarafından reddedilen şirket şimdi yeni bir ÇED süreci başlatmak istiyor. ÇED sürecine Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan “olur” çıkarken, ÇED Halkın Katılımı toplantısının 24 Aralık Salı günü yapılacak.

MEYVECİLİK TEHDİT ALTINDA

Madencilik açık ocakta patlatmalarla yapılacak. Şirket, işletme ömrü 8 yıl olan madende yılda 1.200.000 ton cevher işleyerek 9.200.000 ton pasa oluşturacak. Bu büyüklükte bir pasa dağının bölgenin ekolojik yapısına, endemik bitki ve hayvan varlığına zararı olmaması olanaksız. Nitekim “gerekli önlemlerin alınması” koşuluyla altın madenciliğine yeşil ışık yakan bilirkişi raporunda bile madenciliğin ekolojik açıdan yöreye zarar vereceğinin altı çiziliyor. Yine Çanakkale’nin en önemli meyvecilik üretimi yapılan yeri olan bölgede bu üretimin madencilikten olumsuz etkileneceği de en önemli endişelerden birisi. Neredeyse tamamı ormanlık olan alanda madencilik sırasında kaç ağaç kesileceği de belirsiz.

Maden işletmelerinin 2.3 kilometre kuzeydoğusunda içme ve kullanma suyu amaçlı kullanılan Bayramdere Barajı bulunuyor. Ayrıca Bayramdere Barajının su toplama havzası ruhsat sahasının küçük bir kısmı içinde yer alıyor. Yine proje alanına 7 kilometre uzakta Umurbey barajı bulunuyor.

TOPLAM ETKİ HALA HESAPLANMADI

Şirketin iptal edilen ÇED raporunda olduğu gibi bu yeni ÇED başvuru dosyasında da faaliyet alanı olarak gösterdiği 359 hektarlık alan konusu da tartışmalı. İlk ÇED raporunda 34.20 hektar olarak gösterilen proje sahası ile ilgili alınan ruhsatın büyüklüğünün ise çok daha fazla (3.532.01 hektar) olduğu mahkemenin yürütmeyi durdurma kararında belirtilmişti. Mahkeme, “ruhsat alanınız çok daha geniş. İlerde bu alanlarda madencilik yapmayacağınız ne malum” demişti kararında. Öte yandan mahkemenin yürütmeyi durdurma kararının esas dayandırıldığı nokta ise, Kaz Dağları bölgesinde birçok altın işletmesi için tek tek verilen ÇED olumlu kararlarına karşın, bütün bu işletmelerin ortak etkisinin değerlendirilmemesi idi. Yani her maden bölgedeki tek işletmeymiş gibi sunulmuş, etkileri de sadece kendi etkisi olarak hesaplanmıştı. Oysa bölgede benzer onlarca maden işletme için çalışmalar yapılırken bu madenlerin kümülatif (toplam) etkisinin belirlenmesi yöredeki canlı yaşamı, tarım, hayvancılık ve doğal-kültürel varlıklar açısından yaşamsal önem taşımaktaydı. Mahkemenin bu gerekçeye dayanarak yürütmeyi durdurma kararı ve sonrasında iptal kararı verdiği ÇED Raporlarının, yeni bir süreçle tekrar gündeme getirilmesi ister istemez “mahkeme kararının ana gerekçesi ortadan kalktı mı ki?” sorularına neden oluyor.