(etha.com.tr – 26 Aralık 2014)

Kadıköy’de 28 Aralık’ta düzenlenecek “Marmara’yı Savunuyoruz” mitingi doğa ve kent talanına karşı büyük bir buluşmaya dönüşecek. Tertip komitesi, Marmara’yı bir emlak cenneti olarak gören ve parça parça sermayeye pazarlayan AKP’ye karşı mitinge katılım çağrısı yaptı.

 

İstanbul Kent Savunması ve Kuzey Ormanları Savunması, Marmara bölgesinde süren kent ve doğa mücadelelerini 28 Aralık günü Kadıköy’de birleştirecek. Binlerce kişinin katılması beklenen Kent ve Doğa Buluşması öncesinde ETHA’ya konuşan tertip komitesi üyeleri, mitingin amacını ve taleplerini aktardı.

Miting Tertip Komitesi’nden Çiğdem Çidamlı ve Seçkin Ulaş Barbaros, 28 Aralık’taki buluşmayı, AKP ve yandaş sermaye çevrelerinin rant planları ile doğa ve kentleri nasıl talan ettiğini konuştuk.

‘2014 DOĞAYA KARŞI SALDIRININ VE SAVUNMANIN YILIYDI’

-22 Aralık 2013’de yine Kadıköy’de kent mitingi gerçekleştirmiştiniz. O miting nasıl geçmişti, neler kazandırmıştı kent mücadelesine?

-Çiğdem Çidamlı: Geçen sene Kadıköy’de yaptığımız miting, 17 Aralık Yolsuzluk Operasyonu’nun üzerine gelmişti. Bütün bir öfkenin aktığı bir yer haline gelmişti Kadıköy. Geçen seneden bu yana, İstanbul Kent Savunması’nı yaratan bir süreç gelişti bizim açımızdan. Hep beraber inşa ettik Kent Savunması’nı. Bu kadar parçalı ve bu kadar büyük bir kentteki mücadeleleri birleştirme bakımından, yolun çok başında olduğumuzun da farkındayız.

-Geçen yıldan bugüne Marmara’da neler değişti?

-Çiğdem Çidamlı: Biz, geçen sene miting yaptığımızda, henüz malesef bir havayolu projesi (3. havayolu) yoktu. ormanlar
Sonrasında Soma’yı deneyimledik, Yırca köylülerinin zeytinliklerin kesilmesine yönelik engelleme girişimleri yaşandı. Ege ve Marmara’da termik santraller, çeşitli kirletici yatırımlar, çok ciddi ağaçlık alanın, ormanın kesilmesi, zeytinlik orman yasalarının, ÇED yönetmeliklerin, yasalarının devreye sokulması gibi parça parça yeni şeyler gündeme geldi.

-Peki 2014’de kent mücadelesi nasıl gelişti?

-Çiğdem Çidamlı: Bu süreçte İstanbul Kent Savunması, Galataport ÇED toplantısını engelledi, Fatih’teki Oruçbaba Parkı ve Mevlanakapı Mahallesi’nde gerçekleştirilen direniş önemlidir. Ama en önemlisi, Validebağ Korusu’nun içindeki alana yönelik saldırıyı hep beraber yaşadık. Karadeniz’de HES’lere, termik santrallere karşı mücadele çok yaygınlaştı bu sene içinde. Bursa’daki köylülerin mücadeleleri vardı yine bu sene. Nükleer ve termik santral tehtidi altındaki İğneada’da ve Belgrad Ormanları’nda yine Kuzey Ormanları Savunması olarak mücadele ettik.

2014 senesi, hem saldırıların çok ciddi yoğunlaştığı, hem de ortak savunma yaklaşımının ve o yaklaşımda örgütlenen eylemlerin, mücadelelerin ve neredeyse her köşe başında tutulan “yeşil nöbetlerin” olduğu bir yıl olarak yaşandı.

YIRCA VE VALİDEBAĞ’DA ‘NÖBET KARDEŞLİĞİ’

-2014’de kent mücadelesinde en sembolleşen yerler arasında Validebağ ve Yırca, ön planda duruyor. AKP’nin ve sermayenin oradaki talanı nasıl gelişti?

-Seçkin Ulaş Barbaros: Yırca, Soma’ya dönük sermayenin politikasının bir ürünüdür. Soma, sermaye çevresinin,ergene Zonguldak’taki maden yatakları rezervlerinin azalmasından sonra gözünü diktiği alanlardan biri oldu. Bununla birlikte yeraltı ve yerüstü ciddi saldırılar gerçekleşti. Bunun sonuçları maden katliamı ile başladı. Diğer bir kısmı da zeytinlere dönük oldu. 6 bin ağacın yan yana kesili bir şekilde dizilmiş görüntüsü vardı.

-Buralardaki direnişin sembolleşmesi ve öne çıkması nasıl oldu?

-Seçkin Ulaş Barbaros: Yırca, artık hiç kimsenin sadece bulunduğu yerdeki bir mücadele ile bağını kuramayacağını, bulunduğu yerdeki bir mücadele için bir kazanım istiyorsa bunun için kendisinin çok uzağındaki bir yerde olan mücadeleye de destek olması gerektiğini gösterdi.

Validebağ ise, İstanbul’un emekçi mahallelerinden desteğe gelip de, Validebağ’da 650 metrekarelik evlerde oturanların, kamusal alan mücadelesi için yan yana gelmesine olanak sağladı. Yırca ve Validebağ, bir “nöbet kardeşliği” içinde Türkiye’nin politik gündemine oturdu adeta.

TOPYEKÜN MARMARA SAVUNMASI

-28 Aralık’ta yapılacak mitingin fikri ve talepleri nasıl oluştu?

-Seçkin Ulaş Barbaros: Marmara bölgesindeki bütün şehirlere gittik. Ve o şehirdeki bütün kurumlarla, nasıl bir agvamiting yapabileceğimizi ve hangi talepleri öne çıkarmamız gerektiğini konuştuk. Bu tartışmalarımızda bir şey ön plana çıktı. O da, bu bölgenin, yan yana gelen “duygudaşlığa” ihtiyacının olduğuydu.

Çünkü bu bölgede yaşanan bütün her şeye beraber savunduğu oranda kazanıma çıkıyor. Örneğin, İstanbul’dan uzaklaştığı oranda sanayi, Kocaeli’ye kanser olarak gidiyor. Burada zayıfladığımız oranda, bir başka köprü Çanakkale’ye yapılıyor. Yani topyekün bir Marmara’yı savunma amacımız vardı.

Bununla birlikte bazı şehirlerde kent savunmaları kurduk. Böylelikle, 28 Aralık’ta bir miting gerçekleştirme kararı aldık.

‘İSTANBUL’U EMLAK CENNETİ OLARAK GÖRÜYORLAR’

-Neden ‘Marmara’yı Savunuyoruz Mitingi’? Marmara’nın savunmaya ihtiyacı mı var?

-Çiğdem Çidamlı: Marmara’ya yönelik parça parça gündeme gelen saldırıların, nasıl bir toplam oluşturduğunu hep beraber görme ve toplumsallaştırmak istiyoruz. Marmara’da ortaya çıkan manzara, çok sarsıcı. Marmara’yı savunma fikrinin ne kadar yakıcı olduğunu gösteriyor.

Adına “altın kelepçe” dedikleri bir projeyle, Ekümünopolis filmindeki gibi İstanbul’u, sonu olmayan tek bir şehir gibi planlıyorlar. Bunun için de, çeşitli sermaye gruplarından uzmanlaşma alanları tespit eden ve Marmara bölgesi halkını da yeniden dizayn eden toptan planla karşı karşıyayız.

İstanbul’un tamamını bir mal olarak, bir emlak cenneti olarak, oyun parkı olarak sermayeye pazarlandığını görüyoruz. Türkiye’nin ve Marmara’nın, bütün eşiklerinin zaten zorlanmış olduğu bir anda bunu kaldırabilmesi mümkün değil. Türkiye sermayesi, enerji, maden, inşaat sektörlerinin kar edecek diye bu bölgenin bunu kaldırabilme imkanı yoktur. Dilovası’nda yüzde 33 kanserden ölüm oranı, Türkiye ortalaması, yüzde 13. Bu gidişat, Marmara’yı hepimiz bakımından, tüm canlılar bakımından yaşanmaz hale getirecek.

Mitingimizde, parçalı olarak Marmara’nın dört bir yanında yapılan projelere, doğa ve kentlerin talan edilmesinin tam karşısında bir Marmara’yı talep ediyoruz.

‘YENİ BİR DUBAİ YARATILMAK İSTENİYOR’

-Sadece insanlar mı tehlike altında?

-Seçkin Ulaş Barbaros: İstanbul, kuleleriyle anılmak istenen, tarihsel bağları ve doğal bütün kaynakları yok edilmek istenen bir şehir haline getirilmek isteniyor. Yeni bir Dubai yaratılmak isteniyor. Ayrıca, Kuzey Ormanları, leyleklerin göç yollarından bir tanesi. 3. köprünün bugün tahrip ettiği o göç yolları, leyleklerin yön duygularını kaybettiği bir hale getiriyor. Leylekler ne gidebiliyor, ne geri gelebiliyor. Yani 20 bin leylek ölümü bekliyor.

Domuzlar, gündelik hayatımızın bir parçası olmaya başladı. Her yerde kendisini karşı yakaya atmaya çalışan domuzlar görüyoruz. İstanbul’un canlıları ölümle başbaşa. İnsanla birlikte tüm canlılık tehlike altında. İnsanların yan yana gelip, mücadeleye yeni bir boyut kazandırmasına ihtiyaç var.

28 ARALIK’TA KADIKÖY’E

-Tüm bunlara karşı buluşmanın adresi 28 Aralık’ta Kadıköy mü olacak?

-Çiğdem Çidamlı: Marmara halkı, sanayileşmenin ve kirliliğin basıncı altında yaşasa da duyarlı bir bölge. Kazdağları, siyanürlü altına karşı direniyor. Çanakkale’nin köylüleri termik santrallere karşı direniyor. Ergene Nehri çevresindeki insanlar, Ergene nehrinin kirletilmesine karşı, nükleere karşı direniyor.

Şimdi bunları hep beraber, daha büyük, ortak bir yürüyüşün adımı haline getirmeye çalışıyoruz. DOSAB’a karşı çıkanlar, İğneada’da nükleere ve termik santrale karşı direnenler, Kocaeli’de su kıtlığına karşı direnenler, Sapanca Gölü’nün kurutulmasına karşı itiraz edenler, Yırca köylüleri, yani zeytinini, bostanını, korusunu savunanlar, kentlerine, tarım topraklarına, yaşamına, emeğine sahip çıkanlar hep beraber 28 Aralık’ta Kadıköy’de buluşacak.

Çeşitli illerden katılımla 28 Aralık’ta Kadıköy’de olacak. Bu ortak mücadele kardeşliğinde 28 Aralık’ta buluşacağız.