(Yeşil Gazete, Göknur Yazıcı – 10 Ocak 2015)

Maraş’ın ilçesi Elbistan kocaman dümdüz bir ovadadır. Yüz ölçümü 2.547 km2 ile oldukça büyüktür. Karasal iklim hüküm sürer. Eskiden çok kar yağar, çok soğuk olurdu. Elbistan, Nurhak dağlarının uzantısı Şardağı’nın eteklerine kurulmuştur. Ceyhan nehri, Pınarbaşı mahallesinden doğar, şehrin içinden geçerek yoluna devam eder Adana’ya kadar. Elbistan’dan doğan başka çaylar da (Hurman, Söğütlü ) Ceyhan’ı besler, yolun sonunda Akdeniz’e kavuşurlar. Elbistan ovası bol suludur. Verimli topraklar, bol su burayı yemyeşil bir cennet yapmıştı eskiden. Öyle yeşil ki adeta bir yeşil denizi gibi… Elma bahçeleri, kavaklar, türlü türlü meyve ağaçları yapıları kucağında saklamıştı. Evler pek gözükmezdi.

Bahar gelip karlar eriyince bin bir renkli çiçekler donatırdı dağı taşı. Babamla her baharda Şardağı’na tırmanmayı çok severdim. Birçok aile tırmanabildiği kadar dağa çıkar, oralarda çıkınını açar, ovayı seyrederek piknik yapardı. Bütün kış, dağa tırmanmanın hayalini kurardım. Dağdan ovayı seyretmek inanılmaz güzeldi. Babamla sabah erkenden yola koyulur, arada molalar vererek tırmanışımıza devam eder, zirveye yakın bir yerde yürüyüşümüzü tamamlardık. Ben oldukça zorlanırdım, on yaşlarında falandım. Ama yorulduğumu hiç belli etmezdim. Çünkü o manzara için her şeye katlanmaya razıydım. Çıkınımızı açar, annemin haşladığı yumurta, peynir, yufka ekmeklerle nefis bir yemek yerdik manzaraya karşı. Bakmaya doyamaz, içim içime sığmazdı. Tarlalar yemyeşil birer mendil gibiydi yan yana sıralanmış. Kavaklar, elma bahçeleri yemyeşil bir nehri andırır, Ceyhan nehriyle sarmaş dolaş uzayıp giderdi. Küçükken kuşlara çok özenir, uçmanın hayalini kurardım. İşte dağda kendimi uçuyor gibi hissederdim. Tertemiz dağ havasıyla sarhoş olurduk babamla. O zamanlar termik santral yapılmamıştı daha. Çok verimliydi Elbistan ovası; bol sulu, verimli tarlalarında çok bitki yetişirdi. Şekerpancarı, ayçiçeği, arpa, buğday, nohut… Hayvancılıkta oldukça iyiydi. Bu kadar yeşillik olunca ot da çok oluyordu haliyle. Dağdan bizim tarlayı görmeye çalışırdık; termik santrale 6 km mesafede, Ağlıca köyündeydi. İki tarafından da dere geçiyordu, çok verimliydi. Babam sırayla nohut, buğday, şekerpancarı, ayçiçeği ekerdi. Elbistan büyük bir il gibiydi, oldukça zengin bir şehirdi.

Kaşanlı köyünde de bir bağımız vardı. Kaşanlı köyü Mahsuni Şerif’in köyünden 2 km sonra termik santrale 10 km uzaklıktaydı. Çocukluğumda bağ bozumunda Elbistan’dan köye gitmek çok güzel olurdu. Sabah koyun, kuzu çanlarıyla uyanmak çok mutlu ederdi beni. Sonra sepetleri kolumuza takar, neşeyle bağa giderdik. Bağımızı babam dikmişti, onun için çok değerliydi. Üzüm toplarken öğlen yemeğinde annem lahanalı bulgur pilavı (kapuska gibi) pişirirdi. O lezzeti hiç unutamadım. Bağda neşeyle koşturur; kirkit, kış üzümü gibi yöresel çeşitleri bir bir dolaşır, salkımları neşeyle keserdik. Bağlarda öyle çok üzüm olurdu ki kasalar dolusu üzümler toplamakla bitmezdi. Annem Elbistan’a döndüğümüzde komşularımıza üzümleri dağıtır, kalanıyla cevizli sucuk, pesdil ve pekmez yapardık.

Sonra bir gün, ben on üç yaşlarındayken, 1977’de termik santral yapılacağı söylentisi yayıldı. Çok büyük bir linyit rezervi olduğu söyleniyordu. Herkes şehrimiz gelişecek, iş olanakları artacak diye çok sevindi. Çok iyi maaşla yüzlerce işçi aldılar. Ve santral yapımına başlandı. Birçok işçi yapım aşamasında iş kazası sonucu yaşamını kaybetti. Sosyal Bilgiler öğretmenimiz bize dönem ödevi olarak santrali verdi. Arkadaşlarla santralde görevli mühendislerle görüşüp büyük bir keyifle güzel bir ödev yaparak iyi bir not aldık. Herkes santral yapımından çok memnundu. Her şey güllük gülistanlıktı.

Dev bir canavarın şehrimize çöreklendiğinden habersiz yaşayıp gidiyorduk. Başlarda sadece bir ünite çalışıyordu, belli belirsiz bir duman çıkıyordu termik santraldan. Henüz o güzelim ova kirlenmemişti. Bu kocaman dev canavarla, canavar olduğunu bilmeden, gurur duyarak yaşayıp gidiyorduk.

Sonraki yıllarda ikinci ve üçüncü üniteler eklendi. Kirlilik yavaş yavaş belirmeye başladı. Önce bağlar etkilendi. O canım bağlar bir bir kurudu. Sonra elma bahçeleri ve diğer bahçeler yoğun kirlilikten etkilendi, yok oldu. Benim yemyeşil, güzelim mendillerim canavarın külleriyle kaplandı. Tarlalarda kimyasal kirliliğe bağlı hastalıklar, verim düşüklüğü had safhaya ulaştı. Hayvancılık çok etkilendi; etler, sütler kimyasal kirlilikten nasibini aldı. İnsanlar, bilmeden bu ürünleri tüketiyor halen. Eskiden hiç kaloriferli ev yoktu. Şimdilerde kalorifersiz ev yok gibi. Tabii ki, linyit kömürü yakılıyor. Hem bu yakıtlar, özellikle termik santral atıkları Elbistan’ı yoğun duman altında hayalet bir şehre dönüştürüyor. Üst solunum yolları kanserleri hat safhada. İki dayım, üç amcam ve niceleri hep kanserden öldüler. Artık bebekler bile kanserli doğuyor. Anormal doğumlar çok artmış durumda. Özellikle termik santralin bulunduğu beldede, Çoluhan’da çocuklarda kanser illeti çok yaygın. Tabii ki bu konularla ilgili hiçbir istatistik kamuoyuyla paylaşılmıyor.

Ama şehir çok büyüdü, pek çok bina yapıldı diye övünüyoruz. Biz millet olarak büyümeye ve güzel binalara çok önem veriyoruz. Binaları aval aval seyretmek bizim için çok büyük bir keyif. Elbistan’da gericilik hortladığı için halk bu gidişi kader sayıyor, hiçbir tepki yok. Kimse bu gidişe dur demiyor. Hastaneler kanserli hastalarla dolup taşıyor. Ha bire yeni hastaneler yapılıyor.

Sonunda termik santral uğruna o yemyeşil kocaman bin bir gözeli güzelim şehir yok oldu. Yerine adeta hayalet bir şehir oluştu. Elbistan’a gittiğimde yemek yerken havayı solurken korkuyorum. Sessizce derinden zehirleniyorum izlenimi oluyor bende. Evet, Elbistan, Afşin ve civarında yaşayan herkes sessizce, derinden yavaş yavaş zehirlendi. Hala daha da artarak zehirleniyorlar. Oradaki doğa bir daha iyileşemeyecek şekilde yok oldu. Eski halini anımsadıkça gözlerim doluyor. Kömürle çalışan termik santrallerin birer ölüm makinesi olduğu kocaman bir gerçektir. İnanmayanlar gidip Elbistan’ı, Afşin’i görsünler.

İzmir Aliağa’ya termik santrallar yapılmak isteniyor. Zaten bir tanesi çalışıyor, diğer işletmelerle birlikte İzmir’i çok kirletiyor. Bu santrallerle güzel İzmir’e kıymak istiyorlar. Doğa dostlarının yoğun çalışmaları sayesinde birisinin yapılması engellendi şimdilik. Eğer bu santral kapatılmaz, yenileri yapılırsa İzmir doğası Elbistan gibi yok olacak! Kocaman kent kirlilikten boğulacak. İnsanlar zaten tarım ilacı kalıntılarıyla her gün zehirleniyorlar. Bir de üzerine termik santral kirliliği ile katlanacak bu kimyasal kirlilik. Dev canavar burayı da esir alacak, yok edecek. Bu felaketi düşünmek bile istemiyorum. Gözümün önünde hep Elbistan’ın bugünkü hali canlanıyor.

İzmir’den ve başka kentlerden ilgili bilim insanları mutlaka Elbistan’a gitmeli, araştırma, inceleme yapmalı, bunu kamuoyuyla paylaşmalıdır. Başka Elbistanlar olmaması için mutlaka buna dur demeliyiz.

Bu kadar çok yenilenebilir enerji kaynakları varken termik santrallere hiç ihtiyaç yok! Ayrıca AVM’ler de tasarruf yapılabilir.Çamaşır kurutma makineleri kullanılmayabilir.Türkiye bol güneşli ve rüzgarlı bir coğrafya çünkü. Sanayide elektrik tasarrufu yapacak teknolojiler geliştirilebilir. Evlerde ısıtma ve soğutma için klimaların kullanımını azaltacak izalosyon çalışmaları artırılabilir. Daha bunun gibi bir çok alanda enerji tasarrufu yapılabilir.

Başka mor sümbüllü bağlar, yeşil mendiller yok olmasın diye termik santrallere hayır diyerek haykırmalı, buna hep beraber dur demeliyiz. İzmir’e yeni termik santral yapılmasına asla izin vermemeliyiz! Halen çalışan santralin kapatılması için bir şeyler yapmalıyız. Doğaya olan saygımız ve sevgimiz gereği bunu yapmalıyız. Dünyamız geri dönülmemek üzere yeterince kirlendi zaten. Pek çok insan, sessizce, farkına varmadan kimyasal kirlilikten dolayı yaşamını kaybetti, kaybediyor her gün. Daha fazlasını önleyebiliriz. Ben bu kadar güçsüz olduğumuzu sanmıyorum.

Sevgili doğaya sevgiler, saygılar.