(Sendika – 14 Şubat 2015)

Koza Altın’ı köylerinden kovalayan Çanakkale-Dondurma köylüsüyle şirkete yaptırmadıkları ÇED toplantısını konuştuk. Kendi ifadeleriyle madeni ‘Dondurma’ya giden köylüler, direnişi anlattı.

Orta yerde yanan sobanın açılan kapağıyla duman altında kalmış bir köy kahvesinde ıslıklar, alkışlar, yuhalamalar birbirine karışıyor. Kadın-çocuk, genç-yaşlı, köyün cümlesi, kahveye doluşmuş, kafalarına saman yağdırdıkları bir gruba teneke çalarak “Köyümüzü terk et” diye sesleniyorlar. Kahveden köy meydanına kadar jandarma eşliğinde çıkan grup, köylünün oluşturduğu koridor boyunca ilerlerken kadınların ellerindeki dövizler dalgalanıyor: “Giiit maden istemiyoz giiit”, “Kazdağları’nda siyanüre hayır”…Civar köydekilerin de aktığı köy meydanında da durum aynı. Meydana bakan evlerden pankartlar sarkıtılmış. Dertleri, haliyle kavgaları da büyük.

Çanakkale-Çan Dondurma Köyü’nde açılması planlanan maden ocağının 29 Ocak’ta yapılmaya çalışılan ÇED toplantısı böyle geçti. Şirket görevlileri kahveden çıkarıldıktan sonra toplantının yapılamadığı tutanak altına alındı. Görevlilerin köyü terk etmelerinin ardından da şenlik başladı.

dond5

Koza Altın Çanakkale’de

İzmir Bergama’daki Ovacık altın madenini 2005’ten bu yana işleten Koza Altın, şimdi de Çanakkale’ye girmeye çalışıyor. Çan, Biga ve Lapseki’nin birçok köyünü içine alan 30 hektarlık alanda, 400 bin ton altın, gümüş ve kurşun cevheri çıkarmak isteniyor. Şehir merkezinin yaklaşık 40 km doğusunda yer alan maden çalışma sahası, Dondurma Köyü’ne 2 ve 3,5 km uzaklıkta iki ayrı işletme sahasından oluşuyor. Açık ocak işletmeciliği yapacak şirket, delme – patlatma yöntemiyle çalıştırılacak madenden çıkacak 840 bin ton kayayı proje sahasında depolayacak. Şirket süreyi 5 yıl olarak vermiş ama ÇED dosyasında üretim sürerken arama faaliyetlerinin de sürdürüleceği, yeni rezervlere rastlanması durumunda işletme ömrünün uzayabileceği yazılı. Şirketin hazırladığı ÇED dosyasının teknik kısmı böyle ama köylüler açısından anlamı ne? Toplantının ardından konuştuğumuz köylülerin kendileri anlatsın.

“Çanakkale’yi sallicaz”

“Anlatmak çok zor o günü, kadının kucağında bir aylık dadası var, en önde, direnişin boyutunu sen anla artık” diye anlatıyor 44 yaşındaki Fersun, toplantı gününü. O güne nasıl gelindiğini de anlatıyor: “Civardaki maden ocaklarında çalışanlara sorduk, ‘Zararı çok olur’ dediler. Muhtara ‘Köyü topla’ dedik, toplandık konuştuk. Kimse istemiyo, e o zaman direncez! ‘Çoluk çocuk kadın direncez’ dedik, civar köylere haber verdik, onları da gezdik. Onlar da büyük destek verdi. Toplantı olacağı gün önce davullar girdi kahveye ama madenciler çıkmadı. Kadınlar ‘Çekilin biz gircez dediler’ erkeklere. 100 jandarma vardı, 2 araba sivil polis gelmiş, 10-15 kişi vardı, güvenlik üst düzeyde. Kadınların bir kısmı saman getirmiş, sobanın borularını çıkartıp saman attılar duman olsun da çıksınlar diye, çuvalla saman doldurdular. Madencilerden bir tanesi ağzını açıp da bir kelime etmedi. İkinci eylemde Çanakkale’yi sallicaz. Bu eylemde 10 tane çalgıcı vardı ikinci eylemde kaç çalgıcı olur bilmem. Haberi olmayan köyler vardı, o zamana kaç kişi olur bilmem, kalabalığın boyunu tahmin edemiyoz. Madenciler gidince karısı-kızı, çoluğu-çocuğu, genci-ihtiyarı davul çaldı oynadı. Askere gidecek, askerden gelen gençler var köyde, sorduk hiçbiri ‘Madende çalışırız’ demedi, ‘Hayvancılık yaparım karnımı doyurrum, madene ihtiyaç yok’ dediler.”

‘Başka yerde yaşayamam’

İsmail ise, madencilerin ÇED toplantısından önce de köye giderek kendilerini anlattıklarını söylüyor, “Şurda fabrikamız var, işletmemiz var, şu kadar kişi çalışıyor…” Hayvancılık yapan İsmail için bunlar değil köyün suyu önemli. “Suyumuz etkilenmeyecek mi” sorusuna “Biz sizi mağdur bırakmayacağız” dediklerinde “Hayvanların suyunu da mı taşıyacaksınız” diye sormuş. Lapseki’de maden yüzünden suları etkilenen, taşıma suyuna mahkum kalan Şahinli köyünü örnek vererek “Bizim suyumuzun 100 metre yanı başına sondaj kurmuşlar, maden başlarsa suyumuz kalmayacak. Çanakkale’de, Çan’da yaşayamam bu saatten sonra asgari ücretle, 3 çocukla” diyor.

Böceğiyle, yabanisiyle, hayvanıyla heba olacak’

38 yaşındaki Azime, Karadağlı. Onun köyünde de Esan Eczacıbaşı’na karşı direniş kazandı. Dondurma’ya gelin gelmiş. “Altın karın doyurmuyor ekemezsin, yüzyıllarca zehir saçacak, toprağımızı terk etsin gitsin. Dibimizde dağı kesecekler, nereye gidecek bu kadar insan. Biz köylüyüz, köyde biz çalışcaz şehirli yiyecek, niye köyümüzü harcasınlar” diyor.

Maden ocağı faaliyete geçecek olursa arazinin hazırlanması için önce bölgedeki ağaçlar kesilecek, bitkisel toprak tabakası sıyrılacak. Madenin faaliyete geçmesiyle de ormanlar, tarım arazileri, içme suyu kaynakları ve Biga Ovası’nda kalan 19 köyü sulayan Bakacak Barajı tehdit altında kalacak. Azime, tüm bunları sıralıyor anlatırken: “Orman köylüsüyüm, soba yakıyorum şimdi ama bir yaş ağaç kesip de sobaya atmadım, kıyamadım. Bir ağaç 20 yılda yetişiyor, böceğiyle, yabanisiyle, hayvanıyla, barajdaki balığıyla heba olacak.” Talebi de gayet açık: “Köyde herkes karşı, 90 yaşındaki nine de karşı, bizi rahat bıraksınlar!”