(Eser Akgül – Sözcü, 10 Mart, 2015)

Su kaynaklarında ciddi bir tahribata neden olabilecek kaya gazı çıkartılması ile ilgili Baran Bozoğlu ile görüştük.

Son zamanlarda enerji üretimi konusunda kaya gazı tartışmaları büyük yer tutuyor. Ülke ekonomisine katkı yapacağı savunulan yeni enerji kaynağı ile ilgili “ölümcül” uyarılar hep arka planda kalıyor. Biz de “Kaya gazının ne olduğunu”, “zararlarını” ve “risklerini” konunun uzmanına sorduk. Çok ürkütücü sonuçlarla karşılaştık. İşte kaya gazının bilinmeyenleri…

Hem su kaynaklarında hem de toprak katmanlarında tahribata neden olabilecek bir yöntemle çıkarılan kaya gazı ile ilgili olarak Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Baran Bozoğlu çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Türkiye’nin kaya gazı enerjisinden daha çok temiz suya ihtiyacı olduğunu söyleyen Bozoğlu, bu konudaki denetimler iyi yapılmadığı takdirde su fakiri bir ülke olacağımızı vurguladı.

Baran Bozoğlu, “Kaya gazının ne olduğunu?” ve “Nasıl çıkartıldığını?” kısaca şöyle anlattı: “Normalde doğalgaz, yer tabakasına yakın bir yerden çıkarılıyor. Kaya gazı ise yerin çok daha fazla derininde bir kaynak ve doğalgaz gibi yukarı çıkmayan bir gaz. Dolayısıyla o katmana inmek için de kimyasallarla patlatma gibi yöntemler kullanılıyor. Dolayısıyla bu maddeyi çıkartmak yer kabuğunu ve yer altı sularını etkileyecek şekilde tahribata neden olunabiliyor. Kaya gazı da aslında doğalgaz ile aynı özelliklere sahip. Sadece biraz daha derinlerde olduğu için daha dikkatli olunması gerekiyor.”

kaya-gazi

“200 BİN KAÇAK SU KUYUSU PROBLEMİ ÇÖZÜLMELİ”

Öncelikli olarak çözülmesi gereken başka sorunların olduğunu belirten Bozoğlu sözlerini şöyle sürdürdü “Katmanlardan aşağılara doğru inerken sondaj yapmak gerekiyor. Sondaj yaparken de o sondajın daha yararlı olması için toprak katmanlarını ve kaya katmanlarını delerken içerisinde kimyasal madde olan sular kullanılıyor. Bunların çok kontrollü bir şekilde yapılması lazım. Ama bizim ülkemizde şu an 200 bine yakın kaçak kuyu var. Bu Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’nün kendi verisidir. Bundan çok daha fazla olabilir de… 200 bine yakın kaçak kuyunun olduğu bir ülkede eğer kaya gazı çıkartmaya kalkarsanız bu insanlarda bir endişe yaratacaktır. Önce kuyuları çözsün Türkiye. Ardından kaya gazı çalışmaları yapsınlar. Marmara Bölgesi yer altı suyu ve yüzey suyu kaynaklarının nüfusa oranla baktığımızda çok az olduğunu söyleyebiliriz.”

“SU FAKİRİ OLMAMIZA AZ KALDI”

Trakya Bölgesi için de aynı şeyi söylemek mümkün olduğunu belirten Bozoğlu Türkiye’nin şu anda su fakiri olmaya yakın bir ülke olduğunu belirterek “Şu an kişi başına düşen su miktarı yıllık 1.500 metreküp. Eğer bu 1000 metreküpün altına düşerse su fakiri bir ülke olursunuz.” uyarısında bulundu.

Gelecek yıllarda bu problemi daha çok hissedeceğimizi savunan Bozoğlu “2023 yılına kadar da nüfus artışını göz önüne alırsak eğer su fakiri olma ihtimali yüksek olan bir ülkenin kaya gazı gibi yer altı sularını kirletecek olan projeleri hayata geçirmeden önce buna dair mevzuatını, takibini ve incelenmesini, denetimini çok sağlıklı bir hale getirmeleri gerekiyor. Aksi halde 200 bin tane kaçak su kuyusu varsa burda kimyasal madde kullanılan patlatma yöntemiyle yapılan bir sondajın çok ciddi zararlar verebileceğini söylemek lazım” dedi.

“DEVLET HAZIRLIKSIZ”

Devletin bu konuda insanları bilgilendirecek bir raporlama yapmadığını belirten Bozoğlu: “Bunu tabi para kazanma kaygısı olan özel şirketler yapacaklar. Bu yüzden daha sağlıklı bir mevzuat ve denetim süreci olması gerekiyor. Petrol İşleri Genel Müdürlüğü bu konuda herhangi bir denetim ve inceleme çalışması yaptığını görmedik. Son dönemde bir rapor da açıklamış değiller” diye konuştu.
“SADECE SUYA DEĞİL TOPRAĞA DA ZARARLI”

Baran Bozoğlu sözlerine şöyle devam etti: “Bu sondajı yaptığını zaman derinliklere kadar iniyorsunuz ve ardından bir boru vasıtasıyla bu gazı yukarıya doğru çekiyorsunuz. Bu işlem sırasında toprak katmanlarına da müdahale etmiş oluyorsunuz. Tabi işlemde kullanılan kimyasallar bu toprak katmanlarını da etkiliyor. Ne kadar ve ne derece etkileyeceği ile ilgili bir çevresel etki değerlendirilmesi sürecinden geçmesi ve onun üzerinden karar verilmesi gerekiyor. Biz de bu denetimin sağlıklı yapılmadığını düşünüyoruz.”

TEMİZ SU MU KAYA GAZI MI?

“Bizim suya ihtiyacımız var. Su potansiyelimiz düşük ve sularımız kirli. Bu yüzden de öncelikle bu konulardaki sıkıntıların çözülmesi onun ardından bu tip çalışmaların yapılması gerekiyor. Yani ne kadar kaya gazı çıkartılacak ve o kaya gazına Türkiyenin ne kadar ihtiyacı var? Ne kadarlık ihtiyacımızı karşılayacak ve bu ihtiyacı karşılarken neleri tahrip edecek, ne kadarlık su potansiyelimizi yok edeceğiz? Bu hesaplar yapılmadan çalışmalara başlamamak gerekiyor. Tabi özellikle AKP Hükümetinin iktidarlık döneminde bu tip konularda planlı ve bilimsel çalışmalar yapılmadığını görüyoruz. Bunun başka örnekleri de var; hergün mantar gibi türeyen Çanakkale bölgesinde tarım arazilerindeki yapılan termik santrallerde de görebiliyoruz veya HES projelerinde de görebiliyoruz. Dolayısıyla endişeler hükümetin de bu konuda çalışması gereken genel müdürlüklerin de bilimsel paylaşımları halk sağlığı üzerinden yapmamasından kaynaklanıyor. Burdan ne kadar para kazanılır ve ne kadar kar edilir üzerinden hesaplar yapılıyor. Bundan dolayı da endişelerimiz artıyor. Halnbu ki kalkınma sürecinde çevreyi ve doğayı koruyarak çeşitli yöntemleri uygulayarak bunları yapması önemlidir. Ancak dediğim gibi kaçak kuyularını bile takip edemeyen bir ülke bu sondaj kuyularının etkisini değerlendirmemiş haldeyken doğru bir karar değil.”

AVRUPA’DA DURUM NASIL?

“Avrupa Birliği ve Amerika’da da bu yöntemlerden artık uzaklaşıldığını görüyoruz. Son olarak şunu da söyleyebiliriz burada bir enerji verimliliği tartışması yapmadan yani biz enerjimizi daha verimli kullanalım veya kaçak enerji kullanımını çözmeden, kendi evlerimizde, iş yerlerimizde enerjiyi verimli kullanacak yöntemler geliştirmeden ne kadar çok enerji üretebiliriz tavrı bize yetmeyecek. Bu yüzden de samimiyetsiz ve sadece rant amaçlı yapılıyor diyoruz. Burada bir para döngüsü kaygısı var. Çevre ve doğanın sürdürülebilir kaygısı yok. Biz yapılan her projeye “hayır” diyerek Türkiye’nin kalkınmasına karşı durmuyoruz kesinlikle. Bunun iyi anlaşılması gerekiyor. Sadece yapılan söylemler doğru değil. Bunların altını çizmek istiyoruz.”