(Özen Taçyıldız / sendika.org – 1 Nisan 2015)

AKP iktidarı yıllardır Kürt coğrafyasında yürütülen güvenlik rejimini sermayenin çıkarlarına göre yeniden tesis ediyor: HES’ler için koruculuk sistemi geliyor. Bölge halkının hayrına alamet olmayan bu yeni sistemin diğer HES’lere de yayılacağı açık. Ancak bugüne dek ‘derelerin kardeşliği’ çizgisinde örülmeye çalışılan mücadele, ‘halkların kardeşliği’ talebi ile belki daha kolay buluşacak

 

Elazığ-Karakoçan ve Bingöl-Kiği kaymakamlıkları, geçtiğimiz günlerde internet sayfalarından yayımladıkları ilanlarla geçici köy korucusu aradıklarını duyurdular. AKP iktidarı çözüm sürecini dilinden düşürmezken bu korucuların neyi koruyacakları ilanlarda çok açık:  HES’leri. Üstelik baraj başına 150 korucu.

AKP iktidarı, kırda-kentte HES’lere, termik santrallere, maden-taş ocaklarına karşı çıkan halkın karşısına kolluk kuvvetini zaten çıkarıyordu. Şimdi, henüz iki HES’te başlayan ama açık ki tüm Anadolu’ya yayılacak yeni bir ‘güvenlik’ biçimiyle karşı karşıyayız. Köylünün toprağı, suyu şirkete peşkeş çekilirken şirketin güvenliğini de kamu kaynaklarından karşılamak üzere devlet üstleniyor. Yıllardır bölgede yürüttüğü güvenlik rejimini sermayenin çıkarlarına göre yeniden tesis ediyor.

Köyün suyuna baraj, merasına kalekol 

Elazığ Karakoçan’da Peri Suyu üzerine yapılan Pembelik HES’in yapımı usulsüzlüklerle dolu. Bölge halkının itirazına, hukuki-fiili mücadelesine rağmen baraj yasadışı, imar planları olmaksızın yapıldı. Yürütmeyi durdurma kararlarına rağmen yapılan barajın çevresine, yani köyün orta malı olan meralara da kalekollar dikildi. İşgal edilen meraların etrafındaki mezralardaki yer altı sularını da şirket çekip kullanıyor. Şirketin de AKP ihalelerinin gediklisi Limak olduğu hatırlanırsa AKP-besleme sermaye işbirliği daha kolay anlaşılabilir.

Sadece Peri Suyu değil, tüm bölgede planlanan onlarca HES ile şirketler, AKP’nin hamiliğinde egemenlik kurma yolunda ilerliyorlar. Bu projeler yapılırsa bölgedeki ekosistem geri dönüşümsüz şekilde bozulacak, halk suya erişemeyecek, tarım-hayvancılık yapamayacak nihayetinde de göç edecek.

Üstelik bu sular sadece baraj için de tutulmuyor. Bölgede bir yığın maden, Diyarbakır ve çevresinde başlamış kayagazı sondaj çalışmaları var. Bütün bunlar için şirketlerin çok miktarda suya ihtiyacı var. Kiğı’da devletin HES’ine korucu aradığı şirket, Özaltın Madencilik. Bu şirketin bölgede su tutmuşken maden işine girmemesi mümkün mü?

Kürdü Kürde barajda kırdıracak

Öte taraftan korucu olarak işe alınanlar yine bölgeden insanlar olacak. Kiği Kaymakamlığı koruculuk için yapılacak başvurularda ilçe ilçe isim saymış. Bölgeden alımlarla o barajların mülksüz bıraktığı ve kısa sürede iş sahibi olmak isteyen yoksullar, aileleri, akrabalarıyla karşı karşıya gelecek. Devlet, sermaye lehine mülksüzleştirdiği köylünün karşısına, yine mülksüzleştirerek işçileştirdiği köylüleri çıkaracak.

Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren bölge halkını yerinden yurdundan etme projesi olan barajlar, devletin güvenlik ihtiyacını karşılarken şirketlerin de cebini dolduracak. Hem şirketin hem devletin güvenliğini sağlamak üzere her yerde kalekol yapımına girişecekleri ve bunu korucular üzerinden sürdürecekleri açık görünüyor. Pembelik’te özel güvenlikler, halka uzun namlulu silahlarla müdahale ederken şimdi korucunun bundan imtina etmesi mümkün mü? Ya da yıllarca halk üzerinde baskı mekanizması kurmuş olan koruculuk sisteminin iş HES’lere gelince farklı olması mümkün mü?

Derelerin kardeşliği… Halkların kardeşliği…

Neo-liberalizmin kolkola yürüdüğü zor kuvveti, AKP iktidarı ile artan bir şiddetle saldırıyor artık. AKP, güvenlikçi politikayı elden bırakmadan, ‘çözüm süreci’, ‘silahsızlanma’ tiratları attığı Kürt coğrafyasında her türlü eylemi suç haline getiren iç güvenlik paketinden güç alarak halkı karşı karşıya getirecek. Pembelik HES için verilen iş ilanında korucular için ‘yakın çevrede gerçekleştirilecek operasyonel faaliyetlerde de görevlendirilecektir’ denmekte. Bu ‘faaliyet’lerin bölge halkının hayrına alamet olmadığı, bu yeni sistemin diğer HES’lere de yayılacağı açık. Ancak bugüne dek ‘derelerin kardeşliği’ çizgisinde örülmeye çalışılan mücadele, ‘halkların kardeşliği’ talebi ile belki daha kolay buluşacak.