(Hakan Kara / Cumhuriyet – 5 Nisan 2015)

Türkiye’de elektrikler neden kesildi? Nedeni bir siber saldırı olabilir mi?
Bugüne kadar dünyada elektrik şebekelerine yönelik pek çok siber saldırı düzenlendi. Ancak bir ülkenin tümden elektrik sistemini çökerten bir saldırı gerçekleştirilemedi. Eğer bizdeki çöküşün nedeni bir hacker saldırısıysa, ciddi bir güvenlik açığı ile karşı karşıyayız.
Elektrik sisteminin çöktüğü gün bir Cumhuriyet okuru arıyor. Nedenini soruyor. İnternetten edindiğim bilgileri paylaşıyorum. Öfkeleniyor:
Koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nin düşürüldüğü duruma bak. Kabile devleti miburası? Yazıklar olsun.
Aradan kaç gün geçti? Hâlâ sorulara yanıt yok. Sorumlu tutulan, görevinden alınan, sorumluluğu üstlenen, istifa eden de yok.

***

Aklıma o Japon mühendis geliyor. İzmit’teki asma köprünün halatı koptuğu için kendini sorumlu hisseden ve intihar eden Kishi Ryoichi... Keşke o halat illa kopacaksa, on gün sonra kopsaydı.
Kishi, bütün ülkede elektriğin kesildiğine tanık olsaydı. Kimsenin sorumluluğu üstlenmediğini, sorumluların büyük bir pişkinlikle koltuklarında oturduğunu görseydi. Ne düşünürdü Kishi? “Ülkenin elektriğinin topyekün kesildiği bir yerde, bir halatın lafı mı olur” der, intihardan vazgeçer miydi?

***

Elektrik sisteminin çöktüğü gün öğreniyoruz ki, hedefimiz 2022 yılıymış. O yıl nükleer enerji üretimini başlatacakmışız.
İlginç.
Almanların da hedefi 2022. 2022’de ülkedeki son nükleer santralın kapısına kilit vurmayı hedefliyorlar.
Hangisi gerçek anlamda bir “vizyon”?
Diyeceksiniz ki, Almanlarda hiç akıl yok. Enerji güvenliği, enerji kaynaklarındaki çeşitlilik gibi konulardan hiç mi haberdar değiller. Bizde nükleer santral kararına imza atanların nükleer enerji konusunda Alman uzmanlardan daha akıllı, daha bilgili, daha birikimli olduklarını da düşünüyor olabilirsiniz.
Olabilir tabii. Yine de aklıma takılıyor. Almanlar 40 yılı aşkın süredir nükleer teknolojiye sahip. Nükleer santral yapabiliyorlar. Rusya’ya ya da Japonya’ya muhtaç değiller. Sonra kurdukları nükleer santralları kendileri işletebiliyorlar. Yine de yeni nükleer santral yapmak bir yana, var olanları kapatıyorlar.
Neden?
Sahi, Almanlar neden rüzgâr, güneş, biyokütle gibi “yenilenebilir” kaynaklara yöneliyorlar? Oysa bizdeki güneşin yarısı yok onlarda?
Almanya nükleersiz bir gelecek inşa ediyor. Bütün dünyaya örnek oluyor. Peki, biz ne yaptığımızın farkında mıyız?

***

Twitter’dan okuyorum:
Nükleer santrala hayır derseniz, işte böyle elektriksiz kalırız” diyor bir yurttaşımız.
Oysa sorun elektrik üretiminin azlığından kaynaklanmıyor. Farkında değil. Yine de nükleer karşıtlarına öfkeli.
Bu elektrik arızasına benzer bir arıza nükleer santralda meydana gelseydi ne olurdu, hiç düşünmüyor. Ya anlatıldığı gibi bir domino etkisi yaşansaydı?
Soma’da 301 madenci öldüğünde ne demişlerdi: “Bu işin fıtratında var.”
Peki nükleer santralların fıtratında neler var?
Sonra, radyoaktif çöpler ne olacak? O çöplerin özel olarak depolanması ve korunması gerekiyor. Kaç yıl biliyor musunuz? 100 bin yıl. En gelişkin teknolojiyle yapabileceğimiz depo kaç yıl dayanır?
Çevreciler diyor ki, “Nükleer santrallar tehlikelidir. Yarattıkları nükleer atıklar insanlığın başına beladır. Nükleere ihtiyacımız yok. Alternatif kaynaklar bize yeter.”
Şimdi kime inanacağız?
Nükleer santralları savunan politikacılara mı yoksa çevrecilere mi? Siz söyleyin.