(Bursa Kent Savunması – 5 Nisan 2015)

Bursa Halkına,

Ev ev, sokak sokak, ağaç ağaç Kentimizi Savunmaya,

Yıllar boyunca var ettiğimiz mahallelerimiz, sokaklarımız ve kentimiz; bir süredir hızlı bir biçimde ve bize sorulmadan değiştiriliyor, dönüştürülüyor. Demokrasi dediğimiz şeyi 5 yılda bir oy vermek olarak gören yöneticiler, katılım denen şeyi ise kendi aralarında yaptıkları toplantılar olarak görüyorlar. Ve buradan aldıkları güç ile her gün kullandığımız yaşam alanlarımızı bizlere bir kez bile sorma gereği duymadan sermayenin, rantçıların çıkarları doğrultusunda dönüştürüyorlar. Önce kapalı kapılar ardında, daha sonra ise meclis toplantılarında ve bakanlık binalarında aldıkları kararlarla, kentimizde, doğamızda bir şeyleri yerinden oynatıyorlar.

Her gün baktığımız Uludağ’ımıza bütün karşı çıkışlarımıza rağmen bir gün bakmışız ucube Doğanbey TOKİ konutları manzarası ekleniyor. Oturduğumuz, nefes aldığımız parklarımız, restoran veya yol AVM yapılacak diye ortadan kaldırılıyor. Uludağ Milli parkı 2. Oteller bölgesi ile talana açılmaya çalışılırken, İstanbul-İzmir Otoyolu gibi mega projeler ile Bursa’nın zeytini ve tüm verimli ovaları sanayileşme ve yapılaşma kıskacına alınıyor. Bununla da bitmiyor, para babaları, şirketler, rantiyeciler daha fazla kar etsin diye kentimizin ortasına termik santral yapmak istiyorlar. Bizler, topraklarımızın, gıdalarımızın sulandığı Nilüfer Çayı temiz aksın diye bağırırken, onlar tarım alanlarına yeni sanayi bölgeleri ve katı atık depolama tesisleri kurmak istiyorlar. Derelerimizi boruların içine hapseden HES projelerine, Uludağ’ın doğal sularını şişeleyerek satanlara karşı köylüler sularına sahip sıkıyor. Kıyılarımız sahil doldurma projeleri ile ranta açılıyor.

Yollarımız artık daha kalabalık, binalar artık daha yüksek. Yeşil Bursa diye bildiğimiz ilimiz artık her geçen gün daha gri, her geçen gün daha beton. Kentimize ve yaşam alanlarımıza yapılan bu saldırılara karşı; insanı, emeği, doğayı ve tarihi savunmak için parça parça da olsa yıllardır mücadele veriyoruz. Bir yandan eski stadyum alanının AVM olmaması için çabalıyoruz, diğer yandan okullarımızı savunuyoruz. Parklarımızın rant uğruna talan edilmemesi için mücadele için sokağa çıkıyoruz. Bir bölümümüz, Kestel’in doğasını, havasını kirletmesin diye Kestel çimento fabrikasının büyümesini engellemeye çalışırken, bir grup insanımız da yeni çimento fabrikası kurulmaması için çalışıyoruz. Başköy’lüler sularını kirleten mermer ocağına karşı yıllardır mücadele ediyor.

Mücadelelerimiz ortak, mücadele edenler ise kardeştir. Ve inanıyoruz ki; ancak, mücadele edenlerin kardeşliği ve dayanışması ile kentlerimize ve tüm yaşam alanlarımıza saldıran bir avuç asalak durdurulabilir.

Hepimizin amacı aynı. İnsana, doğaya, tarihe saygılı ve daha yaşanabilir kentlerde yaşamak. Bizler ve bizden sonrakiler için daha sağlıklı ve daha huzurlu bir yaşam talebimiz var. Bizler yaşamın savunucularıyız. Sermayenin çıkarlarına göre değil, insana, doğaya saygılı, halkımızın rahatça bir yaşam süreceği ülke ve kentler istiyoruz. Kamusal alanlarımızın piyasaya peşkeş çekilmeyeceği, gerçek sahiplerinin yani halkımızın kullanımına açık olduğu, doğayla iç içe bir kentin ve yaşamın mücadelesini yürütüyoruz.

Kent savunucuları olarak bizler, bu yaşamı kurmak için çağrımızı yapıyoruz. Hem var olan mücadeleleri büyütmek, hem de olmayan yerlerde bir mücadele ateşi yakmak için çağrımız. Rant için şekillenen değil, doğaya ve insana uyumlu bir kentte yaşamak isteyen herkesin katılabileceği, birlikte karar alıp, birlikte uygulayacağımız bir mücadeleyi örmek için çağrımızı yapıyoruz.

Doğadan, insandan, emekten yana bir yaşam kurmak içindir çağrımız.
Ev ev, sokak sokak, ağaç ağaç Kentimizi savunmak içindir çağırımız.
Sende katıl, birlikte savunalım