(Kaya Özkaracılar / İleri Haber – 11 Nisan 2015)

Halen devam etmekte olan 34’üncü Istanbul Film Festivali, iki yıl önce yerine bir alışveriş merkezi yapılması için yıkılan Emek sinemasının yokluğunu Istanbul’lu sinemaseverlere bir kez daha duyumsatıyor. Bu yıl ikisi İstiklal caddesi üzerinde olmak üzere şehirde toplam dört sinema salonunda sürmekte olan festivalin iki yıl öncesine kadar ana sineması ve açıkçası odak noktası 1000’e yakın koltuk kapasitesiyle Emek sineması olur, bu sinemanın bulunduğu Yeşilçam sokak üzerindeki kafeler festival boyunca sinemaseverlerin buluşma mekanlarına dönüşürdü. Bugün ise Emek’in yerinde paravanlarla çevrili kaçak bir inşaat sürüyor ve Yeşilçam Sokak’ın İstiklal’e açılan kesimi izbeleşmiş durumda. ‘Mutenalaşmanın’ önce izbeleşme olarak tezahür etmesi çok ironik, sokağın yeni taliplileri mekanı önce eski müdavimlerinden arındırıyorlar.

Ancak festivalin müdavimlerinin anılarında Emek sinemasının özel bir yer tutması bir yana bu tarihi sinemayı yalnızca Istanbul film festivaliyle özdeşleştirmek, onun önemini yakın dönemde festivale ev sahipliği yapmış olmasına indirgemek de hiç doğru değil. Emek sineması, 1924’ten beri faaliyette olan bir sinemaydı ve dolayısıyla festivalle birlikte anıldığı dönem onun neredeyse 90 yıllık tarihinin aslında küçük bir bölümü. Örneğin Bisiklet Hırsızları’ndan tutun da Bazıları Sıcak Sever’e kadar pek çok klasik, Türkiye’de Emek sinemasında vizyona girmişlerdi. Emek, 1980lerde Yeşilçam sokağın diğer tarafındaki ve şimdi yerinde Demirören alışveriş merkezi yükselmekte olan Saray sinemasıyla birlikte Istanbul’un en eski sinemalarından biriydi ve de Saray sinemasının yıkılmasıyla birlikte Istanbul’un faaliyetteki en eski sineması konumuna gelmişti. Hatta yalnızca faaliyetteki en eski sinema değil, bozulmadan, dönüşmeden faaliyetini sürdürmekte olan, yani süreç içinde birden fazla salona bölünmemiş nadir sinemalardan biriydi. Üstelik Emek yalnızca tek ve devasa salonlu değil ayrıca “kapısı sokağa açılan” bir sinema olarak da türünün son örneklerindendi. “Kapısı sokağa açılan sinema” nosyonu, film izleme deneyimi mekanına (sinemaya) sokaktan ulaşırken ve bu mekandan sokağa geri dönerken arada başka ticari işletmelerin arasından geçmek zorunda olmamak, sokak ile sinema arasında dolayımsız bir geçişkenlik taşımak, günümüzde yaygınlaşan tarzdaki ‘sinemaya gitme’ deneyiminden farklı, daha sahici bir ‘sinemaya gitme’ deneyime olanak vermesi açısından önemlidir.

Emek sinemasının bugün yıkılmış ve yerinde bir alışveriş merkezi inşaatı sürüyor olması, Emek sinemasına dair mücadelenin sona erdiği anlamına gelmiyor, gelmemeli. Öncelikle bugün kulağa belki ütopik bir beklenti olarak gelse de, bir gün devran dönerek bu kez alışveriş merkezinin yıkılıp yerine yalnızca sinemadan başka bir işletmenin yer almadığı, tek salonlu, kapısı sokağa açılan bir Emek’in yeniden inşası hedefi ve umudu muhafaza edilmeli. Devranın döneceği o güne dek ise, Emek’i yıkanların yaptıklarının yanlarına kar kalmaması için elden gelen tüm çaba harcanmalı (Emek sineması mücadelesini “artık kaybedilmiş” bir mücadele sayarak yalnızca benzer tehdit altındaki “başka hedeflere” yüzünü dönme düşüncesi, Emek mücadelesini kazanmış görünenleri sürekli rahatsız etmeyi sürdürmekten vazgeçilmesi durumunda o “başka hedeflerin” de er ya da geç kaybedilmesine istemeden de olsa katkı yapacaktır). Geçtiğimiz günlerde Sinema Yazarları Derneği’nin ve çok sayıda sinema sanatçısının ortaklaşa talep ettiği gibi, yargının “yürütmeyi durdurma” kararının uygulanarak kaçak inşaatın durdurulması gerek. Bu yakın hedefin dahi sağlanamayıp üst katına göstermelik, sahte bir “Emek” salonu dahil birkaç salon açılması öngörülen alışveriş merkezi inşaatın tamamlanması durumunda da bu salonlara kesinlikle itibar edilmeyeceği önceden beyan edilmeli ve bu beyanın ardında durulmalı. Emek sineması mücadalesinde “bu daha başlangıç” noktası çoktan geçildi ama “mücadeleye devam” ihtiyacı tüm yakıcılığını koruyor.