(Leah Temper / The Guardian – Çeviri: Beril Özbaş / Yeşil Gazete – 16 Nisan 2015)

Yeni bir harita projesi dünya etrafındaki çevre protestolarını, büyüyen bir hareketi güçlü bir şekilde görselleştiriyor.

Banja Luka ve Bosna Baharı

2012 yılında Bosna Hersek’ in Banja Luka şehrinde sevilen bir yerel parkın tahrip edilip yerine iş merkezi yapılması planları üzerine protestolar başladı. “Bu park bizim” sloganı altında yeşil alanlarını korumak için birleşen insanların hareketi zamanla yolsuzluğa, ekonomik eşitsizliğe, sosyal hizmetlerin azalmasına karşı olan ve şeffaflık talebinde bulunan bir protestoya dönüştü. Her gün tehlike altındaki parkta toplanan tüm sosyal sınıflar ve dinlerden yüzlerce insan Bosna Baharı’nın parçası oldu. Bu Bosna Baharı, 1992-1995 savaşından beri tüm bileşenlerinin birbirine en fazla eklemlendiği sivil hareket olma ve insan onuru ve hesap verme sorumluluğu için verilen mücadeleyi temsil etme özelliğini taşıyor.

Banja Luka’ dan Türkiye’de Gezi Parkı‘na, Romanya’da Rosia Montana’ya, Hindistan’daki toprak savaşlarına toplumsal ihtilaflar giderek artan bir şekilde doğal kaynakların korunması ve ortak kullanım arazilerinin savunulması çerçevesinde gerçekleşiyor.

Madagaskar, Daewoo’ya karşı

Bu mücadelelerden biri, Daewoo şirketinin Madagaskar arazilerinin yarısını toprak gaspı yöntemi ile ele geçirip, elde ettiği ucuz gıda ve biyoenerjiyi ihraç ettiğini ortaya çıkardı ve Madagaskar‘dadarbeye ve hükümetin devrilmesini tetikledi. Ancak ekolojik tahribatlar yapılırken çoğu zaman şiddetli bir baskıyla yerinden edilen, tehcir edilen insanlar ve altın madenleri, petrol çıkartılma faaliyetleri, plantasyonlar ve endüstriyel  tarımla ortaya çıkan kirlilik basında ender olarak yer buluyor. Ekonomik olarak dezavantajlı grupların maruz kaldığı ekolojik şiddet yeni bir haber değil ve sektörün devamlılığı için gerekli bir bedel olarak görülüyor.

İş bırakma istatistikleri birçok ülkede 19. yüzyılın sonlarından itibaren ve günümüzde küresel olarak Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından toplanıyor olmasına rağmen, hiç bir kurum çevre ile igili protestoların oluşumunu, harekete geçiş biçim ve içeriklerini ve ortaya çıkış sıklığını takip etmiyor. Bu mücadelenin daha iyi takip edilmesi ve anlaşılmasına dair doğan ihtiyaç bu çekişmeli konuyla ilgilenen Çevre Adaleti Atlası projesinin; ormansızlaştırılan alanlardan petrol arama bölgelerinde ortaya çıkan kirliliğe kadar çevreye olumsuz etkileri olan projeleri, projelere karşı ortaya çıkan direniş öykülerini kategorize eden ve konumlarını gösteren çevrim-içi interaktif haritanın ortaya çıkmasında etkili oldu.

Çevre Adaleti Atlası

Çevre Adaleti Atlası’nın amacı çevre ihtilaflarına dair bilgiyi daha erişilebilir hale getirmek ve ekonomik faaliyetlerin çevreye verdiği yapısal zararlara dikkat çekmek. Bu proje bilim adamları, eğitmenler ve gazeteciler önemli için bir kaynak; bilgiye ulaşmak için çevrim-içi bir alan; aktivistler, topluluklar, endişeli vatandaşlar için bir örgütlenme ve bilgi edinme ağı sunma özelliği de taşıyor.

Çevre Adaleti Atlası; Grain, Dünya Yağmur Ormanları Hareketi, Oilwatch International ve OCMALgibi 20-30 yıldır bu konu hakkında mücadele eden Çevre Adaleti Örgütleri’nden etkilenilerek geliştirildi. Çevre Adaleti Atlası, Avrupa tarafından desteklenen ve çevre ihtilaflarını analiz eden 23 kurumu bir araya getirerek geliştirilen “Ejolt” isimli bir inceleme projesinin girişimi ile oluşturuldu. İhtilaflarla ilgili bilgiler iş birliği yapan aktivistler ve araştırmacılar tarafından oluşturuluyor ve  bu içerik Barselona Otonom Üniversitesi‘ndeki bir grup tarafından inceleniyor ve yönetiliyor.

Atlas şu ana kadar 1.400 ihtilafı belgelemiş durumda. Ayrıca ihtilafta yer alan aktörleri ve harekete geçiş biçim ve içeriğini açıklayan yüzden fazla filtreleme seçeneği mevcut. Harita pek çok yönden ortaçağ dünya haritalarına benziyor. Bunun nedeni ise bazı alanların haritalandırılmış, boş alanların haritalandırılmasına ise devam ediliyor olması. Yapılacak çok şey var ancak uzun vadede bu çalışma bugünkü çevre direnişinin niteliğini ve formunu kavramayı vadediyor.

Bu proje, ilk olarak, mücadelelerin ön safhalarında yer alanların genellikle çevreciler değil geçim kaynaklarını savunan topluluklar olduğunu, bu toplulukların hayatlarını etkileyecek projeleri tanıma ve projeler ile ilgili kararlara dahil olma haklarını savunduklarını ortaya koyuyor. Devletler ve şirketlerin yaptığı betimlemelerin aksine bu, ekonomik gelişme ve doğanın korunması arasındaki dengeyle ilgili değil. Gelişmenin anlamının kendisiyle, gelişme için neyin kurban edildiği ve buna kimin karar verdiğiyle ilgili. Kirlilik ne demokratik ne de renk körü.

Bu proje, ikinci olarak, ekonomik, materyal ve finansal akışların küreselleşmesinin direnişin küreselleşmesini nasıl beraberinde getirdiğini gözler önüne seriyor. Farklı konumlardaki hareketler gittikçe artan bir şekilde birbirine bağlanıyor. Çöp yakmaya karşı olan gruplar, çöp toplayan gruplarla bir araya geliyor ve geri dönüşümün ‘küresel ısınmayı yavaşlatacağını’ söylüyor. Foil Vedanta, Hindistan’da kutsal bir dağda boksit madeni aranmasıyla savaşan bir grup aktivist, şirketin tedarik zincirini Zambia’ya kadar takip ederek Vadenta şirketinin vergi kaçakçılığını ortaya koyuyor ve oradaki protestoların kıvılcımı oluyor. Uluslarötesi bir şekilde, ortaya çıkan yeni kesişme alanlarıyla gıda bağımsızlığından toprak gaspına, biyolojik yakıtlardan çevre adaletine çeşitli meseleler üzerinde çalışan hareketler birleşiyor ve beraber harekete geçmeye başlıyor.

Endişelerin küreselleşmesiyle sivil toplumun çok taraflı yönetişime katılımı artsa da sonuçlar genellikle gönüllü yönlendirici ilkelere dayalı, yaptırımdan uzak kalıyor. Şu anda müzakere edilmekte olan AB-ABD Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı gibi ticaret anlaşmalarının içerisine yerleştirilen yatırımcı-devlet uzlaşma mekanizmaları şirketlere devleti dava etme hakkı veriyor, ancak bu anlaşmalarda konumunu suistimal eden şirketleri sorumlu tutmanın bir yolu bulunmuyor. Amazon Ormanları’nı  tahrip ettiği gerekçesiyle Ekvador’daki en üst yargı makamları tarafından verilen 9,5 milyar Avro cezayı ödemekten kaçınmanın yolunu bulan Chevron vakasıbunlardan yalnızca biri.

Kanıtların ortaya koyduğu gibi ‘kurumsal sosyal sorumluluk’ her derde deva değil ve kurumsal hesap verme sorumluluğu mecburi kılınana kadar ‘maliyetleri başarılı bir şekilde azaltma’ iş yapmanın tanımlayıcı özelliklerinden biri olarak kalacak.

Üçüncü olarak ihtilafların çeşitliliği, teknik anlamdaki yenilikler ve ‘doğaya paha biçme’ yoluyla kapitalizmin yeşillendirilmesinin çevre krizlerini çözemeyeceğini gösteriyor. Biyoyakıtlar, karbon dengeleme projeleri ve hatta iklim mühendisliği bile kuzeyli tüketiciler -bu kez güneylilerin atmosferik emisyonlarını emerek- güneydeki çevre alanlarını giderek daha fazla işgal ettiği sürece yeni anlaşmazlıklara yol açacak. Naomi Klein, büyüyen iklim kaosu ile ancak küresel ekonominin yeniden yapılandırılması ve nesillerarası adalet ve ardımıza bıraktığımız dünyaya dikkat çekerek başa çıkabileceğimizi güçlü bir şekilde belirtiyor. Çevre Adaleti Atlası’nda fiilen mevcut olan binlerce yerel ekolojik mülksüzleştirme karşıtı mücadele, hem toplumsal adaletsizlik hem de çevrenin tahribata uğratılmasının temelinde yatan gücün adaletsiz dağılımı ve demokratik katılım eksikliğine dair sistematik bir değişim için etkili bir çağrı yapıyor.

Bu hareketlerin güçlü yerleşik çıkarlar tarafından nasıl bir tehlike arz ediyor olarak görüldüğü, bu hareketleri bastırmak için kullanılan şiddet ve tepkinin yoğunluğundan anlaşılabilir. Haritadaki vakaların %30’undan fazlası tutuklamalar, öldürmeler, suistimaller ve aktivistlere karşı kullanılan diğer baskı çeşitlerini içeriyor. Birçok ülkede ‘çevre savunucularına karşı savaş’tan bahsetmek abartılı kaçmıyor.

Ayrıca şiddetli ihtilafların sayısı giderek artıyor. Bunun nedeni dünyanın an itibariyle geriye kalan doğal sermayesinin üzerinde asgari geçimini sağlayan yerli hakların yaşıyor olması. Kaybedecek hiçbir şeyi kalmamış olan topluluklar da yaşam biçimlerini korumak için gittikçe artan bir şekilde mücadeleci taktikler kullanmaya meylediyorlar.

Yıkılma ve felaket hikayelerinin ötesinde, haritada kayıt altına alınan mücadeleler ihtilaflardan etkilenen toplulukların çaresiz kurbanlar olmadığını vurguluyor.  Verilen mücadeleler sadece savunma amaçlı ve tepki vermeye yönelik olmaktan ziyade ortak kullanım arazileri, enerji ve gıda bağımsızlığı, Buen Vivir, adalet ve yerel yaşama biçimleri için yapılan proaktif mücadeleleri kapsıyor.  Çevre, kapitalist gelişme modeli karşısında gittikçe artan bir hızla hüsrana dönüşüyor. Çevre Adaleti Atlası adı altında ekolojik direnişlerin izini sürmek, bu hareketlerin hem acilen hem de daha kapsamlı hareketleri tetikleyerek, asimetrik güç ilişkileriyle yüzleşme ve gerçekten sürdürülebilir olan ekonomik sistemlere yönelme potansiyelinin altını çiziyor.

Çevre Adaleti Atlası’na ulaşmak için: Environmental Justice Atlas