(Kadir Sev / Sol – 22 Nisan 2015)

26 Nisan, Çernobil Nükleer felaketinin 29 uncu yıldönümü. 1986’da Hiroşima’ya atılan bombanın 350 katı kadar 450 çeşit radyonüklid havaya karıştı. Üç kıta radyasyondan payını aldı.

Dünya Çernobil’i çok çabuk unuttu. 2000’li yıllarda Nükleer Rönesans adlı bir kavram dillendirilmeye başlamıştı. Avrupa nükleer enerjiye geri dönüyor ve nükleerciler yeniden doğuyorlardı. Çok geçmedi, onlar için Rönesans olan şeyin nelere yol açabileceği 2011 Fukuşima katliamıyla anlaşıldı. Birçok batı ülkesinde iktidarlar kamuoyu baskısını dikkate almak zorunda kaldı. Yatırımlarını yavaşlattılar ya da durdurdular.

Nükleerciler yatırımlarını artık geri kalmış ülkelerde yapıyorlar. Çünkü onların işbirlikçi iktidarları var ve halklarını kandırmak hiç zor değil. Temiz, güvenilir, ucuz enerji, istihdam olanakları gibi sihirli sözcükler söylediğinizde hemen inanıyorlar.

Oysa bu sözlerin hiçbiri doğru değil. Şubat 2015’de Can yayınlarından yayımlanan Filiz Yavuz’un “Beni Akkuyularda Merdivensiz Bıraktın” adlı kitabında bu yalanlar çok güzel sergileniyor: 1945’den bu yana yapılan nükleer silah denemelerinde Hiroşima’ya atılan bomba gücünde 20 bin bomba kullanılmış. Dünyada 19 bin nükleer silah varmış. Her gün nükleer cephanelikler için 300 milyon dolar harcanıyormuş. İngiltere’de 2005 yılında 7 nükleer bomba yapılabilecek 30 kğ politonyum kaybolmuş; Almanya Esse’de kaybolan 126 bin varil nükleer atığı bir türlü bulamıyormuş, sulara karışmış.

Bunları ve daha nicelerini bize temiz enerji sözü verenler yapıyor. Güvenirliğin ne olduğunu onlardan mı öğreneceğiz?

Rönesansları sürsün diye Türkiye topraklarını nükleer santral tarlasına döndürecekler. Taner Yıldız 2013 yılına değin; “üç temel blok ve 12 reaktörün” devreye alınacağını belirtiyor.

Rastlantıya bakın ki 29 yıl sonra bir başka Nisan günü Akkuyu’da Türkiye’nin ilk santralinin temel atma töreni yapıldı. Yine rastlantıya bakın ki, santrali Çernobil’in sorumlusu Rosatom adlı şirket yapacak.

2011 yılında basına sızdırılan Vikileaks belgelerinde yeterli altyapısı olmadığı belirtilen bu şirket, Dünyada daha önce hiç denenmemiş bir reaktör tipini Türkiye’de kuracak. Üstelik Şirketin temiz bir sicili de yok: nükleer santrallere adi malzeme sattığı ve çeşitli yolsuzluklara karıştığı gibi gerekçelerle Rusya Federal savcısı 2011 yılında soruşturma açmış.

Rosatom, Akkuyu Nükleer A.Ş. adıyla bir şirket kurdu. Türkiye’deki işlerini bu şirket eliyle yapacak. Türk yasalarına göre kurulduğunu gerekçe gösterip Türk Şirketi diye halkı aldatıyorlar.

Aşağıdaki çizelgede şirket hissedarlarının adları ile pay oranları gösteriliyor. Milliyetine siz karar verin.

tablo

Akkuyu projesi dört bölümden oluşuyor. Şirketin kurulması; yer belirlenmesi; toprak tahsisi; teknik etütlerin yapılması; halk katılımının sağlanması; lisans ve izinlerin alınması gibi işleri içeren birinci bölümü, yasal ve teknik gereklere uyulmaksızın yürütüldü. 1976 yılında bir başka proje için verilen izin dayanak gösterilerek üstelik fay hattına yakın bir yerde toprak tahsis edildi; taşocağı ruhsatı alarak işe başladılar. Üçüncü başvuru sonrasında ÇED raporu aldılar ama imzalardan biri sahte çıktı. Açılan davalar ise henüz sonuçlanmadı. Halk katılımı sürecindeki itirazların yerine getirilip getirilmediğini kimse bilmiyor. En önemlisi de, atıkların ne yapılacağı konusundaki belirsizlik. Rus şirketi götürecek deniyor ama nükleer atıkların boğazlardan geçirilmesi yasak. Şirketi zorlayacak yeterli yaptırım öngörülmediği için yıllarca geçici otoparklarda bekletir sonunda bırakıp gidebilirler.

Nisan ayında projenin ikinci dönemine geçildi. Bu dönemde birçok yapım işi yer alıyor. Bunlardan ilki olan ‘Akkuyu Nükleer Deniz Yapıları’ ihalesini Cengiz İnşaat kazandı.

Cengiz İnşaat, karşısındakinin uyanık bir Rus şirketi olduğunu unutup AKP ihalelerinden edindiği alışkanlıkla 900 milyon dolar teklif vermiş. Yememişler elbette, 345 milyona sözleşmeyi imzaladı. Mehmet Cengiz daha sonra; “çok rekabet yaptırdılar” diye yakınmış.

Cengiz İnşaatın patronunu, milleti becermeye azimli biri olarak tanıdık ama hakkını yemeyelim; o sözlerle kendi niyetini değil, sermaye sınıfının yaşam güdüsünü dile getirmişti. İhaleye katılması için görüşmeler yapılan Kolin, İçtaş, Tekfen gibi şirketleri de tanıyoruz. TEDAŞ, Üçüncü Köprü, İstanbul’a üçüncü havalimanı gibi büyük ihaleleri hep onlar kazandı. Rönesans Şirketi ise Tayyip Erdoğan’ın Sarayını yapıyor. Geçtiğimiz günlerde biri nükleer, öteki tünel konusunda uzman iki yabancı şirket satın almış. İhale sonrasında Rosatom’un CEO’sunun, kazanamayan şirketleri de burada görmek istiyoruz demesine bakılırsa projenin değişik aşamalarında bu şirketlere de bir şeyler düşecek.

Çevre, doğa, insan sağlığı gibi kavramlar kapitalizmin umurunda değil. Akkuyu için en az 20 milyar dolar yatırım yapılacak ve bunun 8 milyarını Türk şirketleri paylaşacak. Sermaye bu paranın peşinde.