(Politeknik – 25 Nisan 2015)

Onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim,
akar suyun,
meyve çağında ağacın,
serpilip gelişen hayatın düşmanı.
Çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına :
— çürüyen diş, dökülen et —,
bir daha geri dönmemek üzre yıkılıp gidecekler…Nazım Hikmet

Çernobil Nükleer Santrali’nde 26 Nisan 1986 yılında patlama meydana geldi. O güne kadar yaşanan en büyük nükleer kaza olarak tarihe geçti. Nedeni santralde yapılan bir deney ve insan hatası idi. Bölgede 150.000 km2’lik alan halen kirli. Yüzbinlerce insan göç etmek zorunda kaldı. Kaza sonrasında bağımsız kaynaklarca yüzbinlerce kişinin radyoaktif maddelerden etkilendiği, kanser başta olmak üzere çeşitli hastalıklardan öldüğü tespit edildi. Radyoaktif maddeler hava, su ve toprağa geçti, besin zincirlerine karıştı, milyonlarca insanı etkiledi, etkilemeye devam ediyor. Radyasyon genlerde değişikliğe de neden oluyor. Bu sebeple canlılar kuşaklar boyunca etkilenmeye devam edecek. Çernobil’den 1960 km uzaklıkta bulunan Türkiye kazadan en çok etkilenen ülkelerden biri oldu. Kazadan bu yana özellikle Doğu Karadeniz bölgesinde kanser vakalarının arttığı TTB(Türk Tabipler Birliği) raporları ile tespit edilmiş durumda.

Dünya’daki ikinci en büyük nükleer santral kazası ise 11 Mart 2011 tarihinde Japonya’nın Fukuşima kentinde deprem sırasında elektriklerin kesilmesi sonucu meydana geldi. Bölgeden 160 bin kişi tahliye edildi. Santralin 20 km çaplık çevre bölgesi yasaklı alan. Santrale 373 km uzaklıktaki Tokyo’nun içme suyunda radyasyon var artık. Balıklarda yasal seviyenin 2500 katı radyasyon tespit edildi. Halen santrale girilemiyor. Fukuşima’da nükleer kaza hala devam ediyor. Her gün denize yüzlerce ton radyoaktif su boşalıyor.

AKP biri Akkuyu/Mersin, diğeri İnceburun/Sinop olmak üzere iki nükleer santral için hükümetler arası anlaşmalar yaptı. Biri Çernobil’i işleten Rusya, diğeri Fukuşima nükleer santralini işleten Japonya ile.

Nükleer santralleri bu kadar tehlikeli kılan şey kullandığı yakıt. Nükleer santrallerde çoğunlukla uranyum kullanılıyor. Uranyum radyoaktif bir element. Doğada Uranyum-238 olarak bulunuyor. Santrallerde,  işlenmiş olan Uranyum-235 kullanılıyor. Nükleer reaktörün çekirdeğinde Uranyum-235’in nötron bombardımanına tutularak parçalanması(fisyon tepkimesi) sağlanıyor ve açığa çıkan ısı enerjisiyle su buharı elde edilerek türbinlerle elektrik üretiliyor. Nükleer santral, reaktör ve türbin sisteminden oluşur. Nükleer tepkimelerin gerçekleştiği kısım nükleer reaktördür ve bir santralde birden çok reaktör bulunabilir.

Reaktörde uranyum-235’in parçalanması sonucu Plütonyum-239, sezyum-137, iyot-131, stronsiyum-90, rutenyum ve seryum gibi radyoaktif elementler açığa çıkar. Bu elementlerin reaktörde tepkimeyi etkilememesi için çubuklar kullanılır. Reaktördeki yakıt çubuklarının periyodik olarak değiştirilmesi gerekir. Bu çubuklar santrallerdeki soğutma havuzlarında 7 yıl soğutulduktan sonra yüksek seviyeli atık olarak atık depolarına gönderilirler. Bu havuzlardan toprağa radyoaktif sızıntılar olabilmektedir. İngiltere, ABD ve Fransa’da çoğu kez olduğu gibi.

Duyduklarımızdan çok daha fazlası ise gizlenir. Nükleer santrali olan ülkelerin halklarının bunlardan haberi bile olmaz. Nükleer santrallerin herhangi bir kaza olmadan da radyasyonla yakın çevresini etkilediği araştırmalarla tespit edilmiştir. Nükleer santrallerde yakıt değişimi sırasında çevreye yayılan radyasyon normal çalışmadaki radyasyonun 500 katına çıkmaktadır. Yani yakıt değişimi sırasında da çevre radyoaktif maddelerle kirlenmektedir.

Nükleer santrallerin en büyük problemlerinden biri atık sorunudur. Nükleer santrallerin radyoaktif atıklarına çözüm üretilememiştir. Atıkların saklandığı depolarda kazalar ve sızıntılar olmaktadır. Ayrıca atıkların nakli sırasındaki güzergah radyasyona maruz kalmaktadır.

Nükleer santral kazalarıyla ve atıklarıyla yukarıda saydığımız radyoaktif maddeler doğaya, yaşam alanlarımıza, yaşamlarımıza yayılmaktadır. Bu radyoaktif maddelerin doğada etkisini kaybetmesi için bin yıllar geçmesi gerekmektedir. Radyoaktif maddelerin etkisinin yarı yarıya azalmasını ifade eden zamana yarılanma ömrü denir. Uranyum-235’in yarılanma ömrü 700 milyon yıl, plütonyum-239’un 24 bin yıl, sezyum-137’nin 30 yıl, stronsiyum-90’ın 29 yıl, İyot-131’in 8 gündür. Radyoaktif kirliliğin etkisinin azalması için yarılanmanın en az 20 kez tekrarlanması gerekmektedir. Örneğin plütonyum için 480 bin yıl geçmesi, Sezyum-137 içinse en az 600 yıl geçmesi gerekir.

Türkiye’de 2000 yılında nükleere karşı yaşamı savunanların mücadelesiyle rafa kaldırılan nükleer santral projeleri, 2004 yılında AKP tarafından yeniden gündeme getirildi. Enerji ihtiyacı algısı yaratarak nükleer santrallere ikna etmek için bir dönem sık sık elektrikler kesildi. AKP’nin enerji hizmetlerini özelleştirerek piyasalaştıran, doğayı ve yaşam alanlarını özel enerji santralleri için talan eden politikalarının en tehlikeli olanı nükleer santral projeleridir. Nükleer santral projelerinin enerji ihtiyacıyla ya da enerjide dışa bağımlılığımızı ortadan kaldırmakla ilgisi yoktur!

Nükleer santraller tüm dünyada riskleri-gerçekleri gizlenerek yalanlarla işletiliyor. Türkiye’de ise AKP henüz santraller kurulmadan yalanlarla algı yönetimi yapmaya çoktan başladı. Akkuyu Nükleer Santrali ile ‘güç’ kelimesinin bir arada kullanıldığı reklamlarla nükleer santrala sahip olmakla güçlü bir ülke olunacağı algısı yaratılıyor. ‘Nükleer enerji sanrali’ne ‘nükleer güç santrali’ denilerek tehlike ve riskler gözden kaçırılıyor. Nükleer santrale sahip olan ülkelerin aynı zamanda nükleer teknolojiye sahip olmadığı dünyadaki onlarca ülke örneği ile mevcut. Ne Akkuyu’daki ne de Sinop’taki nükleer santraller Türkiye’ye ait olmayacak. Kendi topraklarında nükleer santrallerden vazgeçen Rusya, Japonya, batı Avrupa ülkeleri nükleer pazardan vazgeçmiyor ve başka topraklarda nükleer santral inşa ediyor. Türkiye’de de bunun örnekleri yaşanıyor.

Akkuyu Nükleer Santrali
Rusya ile 2010 yılında imzalanan anlaşmayla yapılması planlanan Akkuyu nükleer santrali toplam 4800 MW kapasiteli, herbiri 1200 MW’lık 4 reaktörden oluşuyor. Akkuyu Nükleer Santrali henüz hiç bir yerde uygulanmamış bir teknolojiye sahip. İlk defa kurulacağı için sonuçları ve güvenliği bilinmiyor. Santralin maliyeti şimdilik 20 milyar dolar. Santralin üreteceği elektriğe 15 yıl boyunca alım garantisi verildi. 1 kWh elektriğe 12,35 dolar-cent yani 33,345 kuruş ödenecek. Bu rakam bugünkü toptan elektrik fiyatının yaklaşık iki katı.

Santralin yapılacağı zemin uygun değil. Nükleer santral projesinin alanına 1970’lerin başında karar verilmiş. Zeminin yeniden etüt edildiği belirtilse de bunun gerçekten yapılmadığı biliniyor. ÇED sürecinde sahte imzalı belgeler açığa çıktı. ÇED raporu eksik olmasına rağmen onaylandı. Nükleer santrale karşı açılan davalar sonuçlanmadı. Tüm bunlara rağmen Akkuyu’da santralin deniz yapılarının temeli atıldı. İhaleyi alan firma da şaşırtmadı: Cengiz Holding, bir AKP şirketi. Hukuksuzluklarla işleyen süreç devam ediyor.

İnceburun Nükleer Santrali
İnceburun/Sinop ‘ta her biri 1150 MW kapasiteli 4 reaktörlü, toplam 4600MW’lık nükleer santral kurulması planlanıyor. Japonya ile 3 Mayıs 2013’de anlaşma imzalandı. Sinop’a kurulması planlanan santral de daha önce inşa edilmemiş, denemesi yapılmamış bir santral. Henüz santralın yer etüdü ve lisansı yok. Santral 22 Milyar dolara inşa edilecek. 20 yıl elektrik alım garantisi var. 1 kWh elektrik fiyatı 11,8 dolar-cent. Yani 31,86 kuruş. Hali hazırda elektriğin toptan fiyatı 17,4 kuruş/kWh.

Japonya ve Rusya’ya ait olacak nükleer santral şirketlerinden mevcudun iki katına yakın fiyatla elektrik satın alınacak. Bu durum toptan elektrik fiyatlarını daha da yükseltecek. Çoğu AKP yandaşlarından oluşan elektrik piyasasında şirketler daha yüksek kar elde edecek. Halk elektrik faturalarında nükleer santral soygununu da görecek. Halkın parasıyla bu özel nükleer santrallerin parası ödenecek. Üstelik nükleer tehlikeyle sağlığımızın, yaşamlarımızın ve geleceğimizin yok olma olasılığı söz konusuyken.

Enerjide bağımlılığımıza bir kalem daha eklenecek: Nükleer bağımlılık. Türkiye’de nükleer yakıt üretilmiyor. Kayda değer bir uranyum madenciliği yok. Uranyum ithal edilecek. İthal edilen uranyumla, maliyeti yüksek elektrik üretimiyle, alım garantileriyle enerjide sermayeye, özel üretim santrallerine bağımlılık artacak.

Sağlıklı ve güvenli bir gelecek için enerji hakkı mücadelesi bugün nükleer santrallere karşı mücadele etmekten de geçiyor.

Nükleere inat yaşasın hayat!