(Helin Yıldırım / JINHA – 13 Mayıs 2015)

Birhan Erkutlu ve Tuğba Günal 25 yıllık çevreci bir çift. Bir yandan kentteki kapitalist modern yaşamın içinde yaşarken bir yandan da çevrecilik yapmanın mücadelede eksik kaldığına karar veren çift 11 yıldır Alakır Vadisi’nde yaşıyor. Doğal yaşam içinde kendilerine yeni bir yaşam inşa eden Tuğba ve Birhan, şimdi ise Alakır Nehri üzerinde yapılmak istenen HES’lere karşı mücadele ediyor. Alakır’ın korunması yönünde devlete açtıkları davayı kazanmalarına rağmen baraj inşasına hala devam edildiğini söyleyen Birhan, “Yani şimdi bu hukuk devleti mi” diye soruyor.

Antalya’nın Kumluca ilçesine bağlı Söğütcuması Köyü sınırları içerisinde bulunan Bey Dağları’ndan çıkıp Akdeniz’e dökülen Alakır Nehri, vadinin can damarını oluşturuyor. Dağların büyüsüne kapılıp kaybolduğumuz vadide bir anda karşımıza çıkan Alakır Nehri, şehir stresini üzerimizden bir anda alıveriyor. Ancak vadide adeta bir huzur bölgesi oluşturan bu güzel nehir, üzerinde inşa edilen HES’ler yüzünden bir süre sonra ne yazık ki kuruyacak. Tırmandığımız zorlu yollardan sonra karşımıza 11 yıldır vadiye yerleşen 25 yıllık Birhan Erkutlu ve Tuğba Günal çiftinin “yeryüzü evleri” diye nitelendirdikleri yaşam alanı karşılıyor bizi, bir de “Alakır Rant Değil Koruma Alanı” pankart ve Gezi eylemleri sırasında katledilen çocukların fotoğrafları…

Çocuklar bu vadide doğuyor

Alakır’a yapılmak istenen HES projelerine karşı yeterli düzeyde kamuoyunun tepkisi oluşmazken vadiye yerleşen 25 alakır-kısırkayayıllık Birhan Erkutlu ve Tuğba Günal burada HES’lere karşı barikat oluşturmuş durumda. Birhan ve Tuğba son birkaç yıldır arkadaşları Elif Alakır’ın da onlara katılmasıyla “yeryüzü evleri” yaşam alanlarında daha örgütlü bir şekilde mücadele ediyorlar. Üstelik şimdi yeryüzü sakinlerinin barajlara karşı daha sağlam bir nedenleri var çünkü Elif’in kızı Cana Işık 3 yıl önce “yeryüzü evleri”nde doğdu. İstanbul Moda’dan lüks şehir yaşamından köye yerleşen Birhan ve Tuğba ile ekolojik hayatı tercih etmelerindeki neden ve HES’lere karşı başlattıkları mücadele üzerine bol oksijenli bir söyleşi gerçekleştirdik.

‘Bizi Alakır besliyor ve büyütüyor’

İstanbul’da doğup büyüyen Birhan Erkutlu ve Tuğba Günal çifti yaklaşık 11 yıl önce şehirden ayrılıp en temel yaşam hakkı olan peşinde oldukları sağlıklı içme suyu, besin ve barınma hakkı için Alakır Vadisi’ne yerleşti. Kentte tüm gıda maddelerinin farklı kimyasal maddelerle yapıldığından dolayı, kentlilerin ne yediklerini bilmeden bir yaşam sürdürdüklerini söyleyen Tuğba, “Barınma hakkı için inanılmaz kiralar ödeyen insanlar hiçbir zaman evlere sahip olmadan bağımlı bir yaşam sürdürüyor. Oysa doğa tüm bunları insanlara on binlerce yıldır olduğu gibi bedava sunuyor. Bir dönüm toprak bile sizin bütün yiyeceğinizi, içeceğinizi, yaşam alanınızı, temel olarak ihtiyacınız olan her şeyi vermeye yetiyor” dedi. Kentte yaşarken de çevre mücadelesi verdiklerini belirten Tuğba, vadiye yerleştiklerinden sonra da yine çevre mücadelesi verdiklerini söyleyerek, “Aslında hiçbir zaman sistemden kopuş gerçek bir şekilde yaşanmıyor. Şehirde yaşarken de orda sosyal kültürel ve yaşamsal haklarınız için mücadele veriyorduk. Buranın da mücadele tarzı var. Aslında bir şey değişmiyor ama bu sistemi beslemekten artık yorulduk. Çünkü ne kadar dikkat edersek edelim şehirdeki en ufak bir hareketimiz de bile sistemin gidişatına katkı sağlıyordu. Hem sisteme karşı olup hem bu sistemi besler durumda da kendimizi fazla dürüst hissetmediğimiz için, sistemi olabildiğince beslemeden, yıkıcılığına karşı bir barikat olabilmek için bizler bu yaşamı seçtik. Alakır bizi besliyor büyütüyor. Buradaki yaşam çok samimi yaptığını her şeyin karşılığını alıyorsunuz ” diye anlattı.

‘Vadinin can damarını kapalı borulara alıyorlar’

70 kilometre uzunluğunda ve 20 kilometre genişliğinde olan vadinin can damarının Alakır Nehri olduğunu söyleyen Birhan ise “Bir beden olarak düşünün vadiyi ve o bedeninde en büyük can damarı da nehirdir. Bu damarı kestikleri zaman kan kaybı başlar. 2 bin 500 metre gibi bir sedir de, en küçük karıncası da, keçisi de, sayısız bitki çeşidine kadar vadideki tüm canlılar bu sudan faydalanıyor. Tarihte birçok insanlığa yapılmış nasıl ki soykırımlar varsa HES’lerde bir ekokırımdır. Burada yaşadığımız için ne kadar büyük bir felaketin kapıda olduğunu daha iyi görebiliyoruz. Vadinin can damarını kapalı borulara alıyorlar. ‘Elektrik üreteceğiz’ gibi türlü bahanelerle bir kırım gerçekleşiyor, hiçbir şey bunca canlının yaşamını göz ardı edemez. Buradaki su iki üç değirmen döndürür. Hesapladık, yapmak istedikleri HES’leri topladıkları zaman ürettikleri enerji miktarı bir alışveriş merkezinin günlük tüketimine eşdeğer olduğunun sonucuna vardık. Yani bunun bahanesi elektrik olamaz” şeklinde konuşan Birhan HPDK bilgi edinme başvurusuna bir HES’in ürettiği elektrik miktarını öğrenmek için başvuru yaptıklarında ‘ Bu bir stratejik gizli bilgidir’ diye kendilerine bilgi verilmediğini de ekledi.

‘Davayı kaybetmemiz felaket olur’

Vadinin bin 200 metre tepesinden denize kadar kadar bir damla suyun dahi kurtulamayacağı şekilde merdivenşeklinde proje ile 8 barajın inşa edildiğini söyleyen Birhan, “Bir merdiven gibi suyu bir aşamadan alıp diğer aşamaya devredecek şekilde aktaracaklar. Bunların içinde 4 baraj şu an tamamlandı, beşincisi hala inşaat halinde bir diğerinin ise şimdilik yapımından vazgeçildi. Geriye kalan ikisini de suyun kaynaklarının olduğu vadinin en üst kotundaki biyolojik zenginliğin ve bitki çeşidinin en zengin olduğu yerde yapmayı planlıyorlar. O iki barajın olmaması için baskı yapıyoruz, davayı kaybetmemiz, geri dönüşün olmadığı bir felaketin gerçekleşeceği anlamına gelir” dedi.

alakır vadisi

‘Biz davacıyken devlet davalı oldu’

Vadinin en üst kotundaki ADO şirketinin yapmak istediği Alakır 1 ve Alakır 2 HES projelerini engellemek için birinci dereceden doğal sit alanı olarak vadiyi korumaya alınması ile ilgili bir hukuki süreç başlattıklarını ve davayı kazandıklarını anlattı. Birhan, ” Dava dünya tarihinde bir ilkti çünkü doğanın korunmasıyla ilgili açtığımız hukuki mücadeleyi yürüten vatandaşın karşısında, müdahil olarak şirketler ve aslında doğayı koruması gereken Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yer aldı. Biz davacıyken devlet ise çevreyi katleden davalı oldu. Yıldırmak amaçlı bizden dava için kısıtlı süre verilerek para istendi. Biz de sokak müziği yaparak kuruşu kuruşuna kadar parayı topladık. Bu da yetmezmiş gibi ardından ADO, REİS ve METAMAN gibi HES şirketleri verilen karara itiraz etti. Davayı kazanmamıza rağmen ve elimizde koruma kararı olmasına rağmen tahribat devam ediyor” diye konuştu.

‘Duyarlılık var ama siyasi yansıma yok’

En büyük ihtiyaçlarının kamuoyunun desteği olduğunu söyleyen Birhan,” 5 sene süren emeğin, gönüllüğün olduğu hukuksal kazanımların uygulamaya geçirilmesi gerekiyor. Yani düşünebiliyor musunuz nasıl bir ülkede yaşıyoruz? Kazanım var ama kazandığınıza bile sevinemiyorsunuz. Yani şimdi bu hukuk devleti mi?” diye sordu. Antalya Valiliği’nin kararı uygulaması için devreye siyasilerin girmesi gerektiğinin altını çizen Birhan, ” Bizim dilimizden anlayan doğanın dilinden anlayan politik insanların Ankara’da bu işin baskısını oluşturmaları ve takipçisi olmaları gerekiyor. Çünkü biz Ankara’ya kadar gittik. Bizim kılığımız, duruşumuz, oturuşumuz oradaki racona uymadığı için ‘he’ deyip geçiyorlar. Orada genel soru önergeleriyle bir parti bize destek olmalıdır. Duyarlılık var ama siyasi yansıma olmayınca siz isterseniz 1 milyon kişi toplayın burada en büyük eylemi yapın bir faydası yok” dedi.

alakır3