Okuma süresi: 4 dakika

(Ümit Kıvanç – Riya Tabirleri – 7 Temmuz 2015)

Medeniyet teorisyeni Başbakan Ahmet Davutoğlu, kendini yamaç aşağı yuvarlamaya devam ediyor. Yuvarlandıkça hızlanıyor, hızlandıkça yoluna çıkan her türlü tuhaf cisim bedenine yapışıyor, etrafını sarıyor. Fenası, gözlerini kapatıyor, onu göremez, düşünemez kılıyor.

İnsan böyle bir iktidarın has elemanlarından, akıl hocalarından olup da İstanbul’u mahveden “şeytanî yaklaşım”dan sözeder mi? Sözedildiğini duyunca öbür odalara, hattâ başka diyarlara, hattâ uzak coğrafyalara kaçması icap etmez mi?

İnanın, işin siyasî tarafından çok bu veçhesini merak ediyorum artık. Bunca yaygın çocuk kandırma pratikleri, zaman, mekân kavramlarını hiç eden yakıştırmalardan teorik zeminler inşa etmeler, açığa çıkması iki dakika sürmeyecek yalanlardan ve tarihin görüp göreceği en mesnetsiz hamaset çamurundan kuleler yapıp bunların üzerinden haykırmalar… Şüphesiz Davutoğlu’na has özelliklerden sözetmiyorum. Bir tür İslâmcı aklı; en olmayacak masallardan tarih üretmesi haydi yine bir nebze izah edilebilir; akıldan başka her şeyden beslenerek ve akıl dışında her yere hitap ederek varolmaya, kendini saydırmaya çabalıyor. Ve fakat bu akıl dışı bölge neresidir? İnsan denen varlığın hangi karanlık dehlizlerinde bunca mantık dışılık, bunca gerçek dışılık birikip birikip ortalama insanın idrak etmekte böylesine zorlanacağı neticelere yolaçıyor?

ist

Hayır, şu son örneğe pişkinlik deyip geçemiyorum. Günlük siyasî düelloyu pek önemsiz kılacak derinliklerde teşhis ve tedavi sorunları var önümüzde.

İstanbul kadar modernite tarafından hırpalanmış şehirler azdır,” dedi Davutoğlu. Adnan Menderes, Süleyman Demirel, Turgut Özal, diyememiş, modernite demiş. Çünkü onlar alnı secdeye değen Türk politikacıları. Şeytan İstanbul’u mahvederken bunların suretine bürünmüştü. Hele cenazesine mütedeyyin halkımızın akın akın katıldığı Özal ile Ergenekoncu belediye başkanı Bedrettin Dalan’ın koalisyonu, şeytanın Türkiye’deki “çalışma ofisi” konusunda yeterince aydınlatıcıdır. Şeytan başka hiçbir ülkeye, kimliğini açık etme konusunda böylesine kıyak geçmemiştir. Bunları saysa, sona kendilerini eklemesi gerekecek.Davutoğlu, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın “Şehir-İnsan Medeniyet Köprüsü Örnek Kişilikler Projesi”nin tanıtım toplantısında konuştu. Allahım, ne örnek kişilikler tanıtılacaktır kimbilir!.. Önerilerim, Türkiye’de bina, sokak, şehir namına doğru dürüst ne varsa yapmış Rum ve Ermeni ahalinin kırılmasında, sürülmesinde başrol oynayan Bahaeddin Şakir, Dr. Reşit gibilere öncelik verilmesi. Bunların elebaşlarından Celal Bayar da, Menderes İstanbul’un canına okurken baştaydı.

Medeniyet teorisyeni başbakanımıza dönelim. Şöyle demiş:

“Şehirler mekânla buluştuklarında, tarihle bir mimarî estetik oluşturduklarında onu kuran irade ile, o tabiatla, şehirle buluşturan uyum biraraya geldiğinde tarihî bir eksen şehrin doğuşuna da şahit olursunuz.”

Böyle söylenince en sıradan laf bile içimizi ürpertiyor; duygusal insanlarız. Peki ne deniyor burada? “Mekân” ile buluşmayan “şehir” mi varmış? “Tarihle mimarî estetik oluşturma”dan kasıt tam olarak nedir? Uzatamayacağım. Stratejik Derinlik‘i okuyarak vatanî görevimi yaptım, daha fazlasına katlanamayacağım. Keşke bütün bunların, ilk bakışta sanıldığı gibi, bir anlamı olabilseydi…

Fakat “metafizik boyut”tan bahsetmeden gidemiyoruz:

“Fiziki boyut ne kadar derin olursa olsun, İstanbul gibi güzel fiziki mekana sahip Sydney şehrini düşününüz ya da New York’u, mekan olarak İstanbul gibi etkileyicidir ama eksik olan en önemli şey kadim kültürden gelen metafizik boyuttur. İstanbul’un farklılıklarından biri de budur.”

Bakın yine “kadim kültür” diyor. İstanbul’dan sözediyor ve “kadim kültür” diyor. Muhtemelen kendisinin terminolojisine hakim olmadığınız ve ne kasdettiğini anlamadığınız için böyle sakin durabiliyorsunuz. Davutoğlu “kadim” diyorsa, bu, “biz” anlamına gelir; yani “medeniyet”, yani “İslâm”. İstanbul’dan sözediyor ve bu şehrin “metafizik boyut”unu burayı 1453’te ele geçirmiş birilerinin, üstelik tamamen kendi uydurması “kadim” kültürüne bağlıyor. Yukarıdaki fotoğrafımda da, şükür ki şehrin metafizik boyutundan anlayan birilerinin şehre eklediği “şey”leri görüyorsunuz.

Davutoğlu’nun söylediklerinin bir parçasını daha buraya alacağım; en azından belge olarak:

“Modernite ile İstanbul kadar yüzleşmiş, İstanbul kadar modernite tarafından hırpalanmış, kadimi yok ettiği zaman modernitenin doğabileceğine dair, tamamiyle şeytani diyebileceğim bir yaklaşımla şehrin kadim ruhunun tahrip edildiği, bir hazinenin küçük çıkarlar için tarumar edildiği şehirler azdır. İstanbul’un silueti de dahil olmak üzere, her bir taşını koruyarak Allah’ın ‘İşte şehir burada kurulur’ diyerek yarattığı bu güzel mekanı, güzel bir mimari ile koruyarak aktarmak ve o güzel mekanı son peygamberin muştuladığı metafizik bir hedef olarak, hasletini, hususiyetini muhafaza ederek modern ya da küresel olunamaz mı? Bütün aydınlarımızın, hepimizin kendimize sormamız gereken soru bu. Modern ya da küresel olmak için, Boğaziçi ile Yeditepe ile şafağı ile grubu ile o güzel İstanbul’u muhafaza ederek neler yapabiliriz? Tarih ve metafiziği buluşturan bu güzel şehirde, bu buluşmayı yok sayan bir modernite ya da küresel anlayışa karşı nasıl mücadele edebiliriz? Hem mekan hem tarih hem de insan bir yerde ahenk içinde buluştuğu zaman şehirler yükseliyor.”

Sanırım sadece pes diyebiliriz. İstanbul pek çok dönemde hunharca talanlara uğradı, böğründen bıçaklandı, başına baltayla vuruldu, bacakları kesildi, fakat AKP dönemindeki kadar düşmanca, evet, şeytanca bir saldırıya uğramadı. Gezi isyanı olmasa, merkezindeki tek yeşil alanda şu anda topçu kışlası suretinde AVM vardı.

Ey başbakan, soruyorum, yeşil alan yok edilerek yapılacak, topçu kışlası suretinde AVM’den daha şeytanca bir şey duydun mu? Süleymaniye’nin önüne dikenli köprü dikmekten daha şeytanca ne vardır? Tarihî yarımada silüetinin içine eden 16×9 sakaleti şeytanca değilse nedir şeytanca olan? TOKİ’yi 2000’lerden sonra Türklerin şeytana taktığı isimlerden biri sanacak insanlar ileride…

Başbakanın âdetâ kendi büyüttüğü dev bir kartopunun ortasında yamaç aşağı yuvarlandığını söylerken abartmıyorum. İstanbul-modernite-şeytan nutkunun yanısıra, bir de şöyle şeyler söylemiş sözkonusu toplantıda:

“Eğer şehir bilinci olmamış olsaydı Kuvayi Milliye doğmazdı. Gaziantep direnişi olmazdı. Kahramanmaraş direnişi birinin verdiği bir fermanla başlamadı.”

Anladığım kadarıyla, şehirleri yapanları öldürüp sürüyorsun, bu şehirlerin en güzel yerlerini -sözü geçmişken: Gaziantep’te Bey Mahallesi’ni- eşrafa peşkeş çekiyorsun, böylece sahipleri dönmesin diye direnişe katılıyorlar, bundan da destan üretiyorsun, sonra şehirlerin içine ediyorsun, değil şehir, mahalle bile kuracak birikimin olmadığını cihan-âleme gösteriyorsun, dünyanın gözbebeği İstanbul’u mahvedip “ben yapmadım, modernite yaptı” diyorsun, kadim kültür oluyor. Aferin.