(Aydın Demir / Birgün – 12 Temmuz 2015)

Jandarmanın kendisini yerlerde sürüklediği sırada hiç korkmadığını söylüyor Gönül Gülay ve o anı şu ifadelerle anlatıyor: Jandarmalara buyurun beni tutuklayın. Hepimizi tutuklayın, götürün nereye götürecekseniz. Yaylalarımız yıkılıyor. Mahpustan mı korkacağız?

Karadeniz’deki yaylaları birbirine bağlamak için ‘Yeşil Yol’ projesine karşı direnen köylülerden ve dün jandarmanın yerde sürüklediği 71 yaşındaki doğma büyüme Çamlıhemşin’li olan Gönül Gülay, jandarmanın saldırısı sırasında ne hissettiklerini ve niçin o dozerin önünde durduğunu anlattı. Gülay, “O yolu yaptırmayacağız” diyor. Kararlı. Gülay, yapılmak istenen yolun yalnızca Karadeniz’in ağaçlarına, suyuna, böceğine zarar vereceğini, Karadeniz’e herhangi bir faydasının da olmayacağını düşündüğü yol çalışmalarını durdurmak için orada olduğunu söylüyor.

Gönül Gülay, jandarmanın kendisine niye saldırdığını bilmediğini, sonuçta onlara hiçbir sözlü harekette bulunmadığını söylüyor. Ve haklı olarak soruyor: “Yerlerde süründürülmek için ne yaptım ki yaşadığımız yere sahip çıkmaktan başka?”

yeşil yol - gönül gülay2‘HİÇ KORKMADIM’
Gönül Gülay sonra olay anını anlatmaya başlıyor. Sesine haklı bir öfke hakim. “İki asker vardı. Beni kolumdan tuttu. Davranışı sertti. Dozerin önünden kaldırmaya çalıştı. Direndim. Direnince de sürükledi beni. Yere düştüm. Biz bir şey yapmadık ki jandarmaya. Ben sadece dedim ki ‘Buradan kalkmam. Beni buraya canlı mı gömersiniz ya da bir kurşun mu atarsınız bilemem. Korkak birisi değilim bir kurşun ben atarım kafama ama buradan kalkmam’ dedim. Ölürüm, bu dozer benim üzerimden ancak öyle geçer.

ASKER DE DÜŞÜNCE SERTLEŞTİLER’
Gülay, iş makinesini durdurduklarını ve jandarmayı da göndermelerini anlatırken sesine gururlu bir duruş ekleniyor. “İş makinesi durdu. Jandarma gitti. Bekçiler bıraktık yaylaya. Sabaha kadar beklediler. Çocuklarımız hala da nöbet tutuyorlar orada. Ne için?” diye soruyor Gülay ve cevaplıyor “Yaşam için.” Jandarmadan kendisini yerlerde sürüklediği sırada hiç korkmadığını söylüyor Gülay. Söylerken de gülüyor. “Jandarmalara buyurun beni tutuklayın. Kelepçeniz varsa hepimizi tutuklayın götürün nereye götürecekseniz. Ben ne mahpustan korkarım ne de başka bir şeyden. Yaylalarımız yıkılıyor. Mahpustan mı korkacağız?”

Dozerin önüne oturunca Rize’den gelen komutanın ‘kaba kuvvet kullanacağız’ dediğini söylüyor Gülay. “Bunun üzerine tamam buyurun kullanın dedim” diyor. Gülay şöyle anlatıyor: “İki jandarma geldi. Kolumdan tuttu. Tabi beni kolay sürükleyebileceklerini zannettiler. Tabii ‘erkektirler’, sürüklediler de ama direndim. Direnince, düştüm yere, düşerken beni sürükleyen jandarma da benimle beraber düştü. Birisi ukalaydı. Asker düşünce sertleştiler. Arkadaşlarımız ‘Ne yapıyorsunuz yaşlı insana?’ diye bağırınca ukala olanı uzaklaştırdılar oradan”

‘BAŞKA YOLA İHTİYACIMIZ YOK’
Cuma günü yaylaya çıkmalarını engellemek için yola bırakılan iş makinelerini geçip yaylaya ulaşmak üzere taşlarla yol yapmalarını anlatıyor Gülay. Dozer operatörünün ‘yolu kesmedik’ diyerek yalan söylediğini söylüyor sonra. Şoföre biraz ağır davrandığını şöyle açıklıyor: “Şoför, Kuran’ın üzerine yeminler ederek makinelerin, bozulduğunu söylüyordu. ‘Yemin etmeyi bırak, çocuklarının ölüsünü göresin mi?’ diye yemin et deyince; Edemedi. Makinenin bozuk olduğu koca bir yalan. Bir de jandarmaya taş attığımızı söylediler. Utanmadan bunu söyleyenlerin bahsettiği taşlarla, kendi yolumuzu kendimiz yaptık. Dozeri geçip, Samistal’e çıktık. Bizim başkalarının yaptığı yola ihtiyacımız yok.”

yeşil yol - gönül gülay

‘UTANMADAN BANA DAYAK ATACAK’
Jandarma, köylülerin kimlik bilgilerini almış tek tek. Tutanak tutmuş. Gönül Gülay cesareti ve kararlılığıyla şöyle anlatıyor: “Artık mahkemeye verirler mi vermezler mi? Onu bilmem. Ne yaparsanız da yapın dedik. Biz yolu yaptırmayacağız. İnsan yani bana utanmadan dayak atacak. Ama utanmaz insanlar tabii. 70 yaşında bir insanı götürüp mahpusa atmışsın, ne olacak? Buraları perişan edince zaten bizi mahpusa atmış olacaksınız. Yaylamızda, o yolları, çirkin binaları görürsek ölmeden ölürüz, ölürüz… Bu yol, yol değil ki. Kavrun’da girdiler, durdurduk. Şimdi Samistal’den girecekler. Onu da durduracağız. İnşallah bu bela başımızdan defolup gidecek.”

‘DOĞAYA KEPÇE VURULUR MU?’
Gülay, Rize Valisi Ersin Yazıcı’nın ‘Onlar yöre sakinleri değil’ sözlerine de değinmeden edemiyor. Gülay, “Oralı değiliz olur mu hiç? Her şeyimiz orada. Doğma büyüme buralıyım. Yani oralı olmak için illa her ay orada mı olmak lazım?” Vali’nin ‘Burayı karıştırmak istiyorlar’ sözlerine de gülerek tepki gösteriyor Gülay, “Buralı değiliz de nereliyiz Allahaşkına?” “Yerimize sahip çıkıyoruz. Vali varsın ne diyorsa; diyedursun. Vali bizim valimiz değil ki, ötekilerin valisi. Ne diyecek ki zaten; ötekilerin ağzını konuşacak. Bu topraklar, o gün yaylaların yolunu taşla döşeyen atalarımızdan kaldı bize. O taşları vali mi döşedi, babası mı döşedi ki bilsin bizim ne istediğimizi? Ama buyursun gelsin Vali. Elini vicdanına koysun ki; acaba bu doğaya kepçe vurulur da canı alınır mı? Görsün. Gelsin, bir lokma tereyağımızı yesin.”

‘YAYLALARIMIZA DÜRBÜNLE BAKACAĞIZ, ÖYLE UZAKTAN…’
Yöre sakinlerine ‘Yeşil Yol’ projesini hayata geçirmeyi kolaylaştırmak için söylenen bir şey daha var; Turizm. Köy gelişecekmiş. Gülay bunun kandırmaca olduğunu söylüyor. Gülay’ın anlattığına göre yaylada kalınabilen süre iki aymış. İki ay sonra kardan kimsenin kalmasının mümkün olmadığını da söylüyor ve soruyor “İki ayda kim kalır burada?”. “Ev yapacaklar otel yapacaklar. Kimler gelecek? Biz buraya kimse gelmesin demiyoruz. Evlerimize gelsinler, gitsinler, soframıza buyursunlar, misafirimiz olsunlar. Buna dediğimiz hiçbir şey yok. Yaylalarımıza parayla çıkartacaklar, yaşadığımız dağlara, yaylara dürbünle bakacağız, öyle uzaktan…”