(Onur Erem / BirGün, 13 Ağustos 2015)

Fatsa’nın Maksutlu köyünde siyanürlü madene karşı kurulan nöbet çadırına vardığımızda ilk gördüğümüz yırtık pankartlar oldu. “Eyleme üç gün kala gece uyurken bir motor sesi duyduk. Çadırdan çıktığımızda yırtık pankartları gördük” diye anlatıyor direniş çadırında kalan Eren Atasoy. Tahammül edilemeyen pankartlarda yazan ise şunlardı: “Tarlamdan mısır, bahçemden fındık yiyebilmek için siyanüre hayır!” ve “Siyanür varsa yaşam yok!”

Maksutlu köyüne varana kadar orman kaplı tepelerden ve verimli bahçelerden geçmiştik. Maksutlu’daki nöbet çadırını geride bırakıp en üstteki tepeye vardığımızda bu yeşil doğanın içinde sapsarı parıldayan bir çölle karşılaştık: Altıntepe. Altıntepe adlı maden şirketi çölleştirdiği bu tepede hem altınlı toprak çıkaracak, hem de siyanür kullanarak altını topraktan ayrıştıracak. Üstelik yalnızca buradan kazılan toprak değil, Karadeniz’in pek çok bölgesinden çıkarılan toprakların siyanürle işlenmek üzere buraya getirilmesi bekleniyor. Altıntepe’nin yüzde 55’i Bahar Madencilik’e, yüzde 45’i ise Senegal’den Gana’ya, Tanzanya’dan Etiyopya’ya kadar pek çok eski sömürge ülkesinde madencilik yapan İngiliz Stratex firmasına ait.

ALEVİ-SÜNNİ AYRIMI
“Bu tepe iki yıl önceye kadar tamamen ormandı” diyor Eren Atasoy, “Ama 2 yıl içinde büyük bir yıkım gerçekleşti. 1990’larda başlayan sondaj faaliyetleri sırasında bu tehlikenin farkına varıp engelleyemedik”. Bu mücadeleyi örgütlemeye başladıklarındaysa biraz geç kalmışlardı. Şirket Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) raporu almış, çalışmaya başlamıştı. Tek sorunları bu da değildi. “Buradaki köylerin bir kısmı Alevi, bir kısmı Sünni. Kaymakam, vali ve şirket temsilcileri buradaki mücadeleye karşı Alevi-Sünni ayrımını kullanıyorlar. Hem köyleri birbirine düşürmek için ellerinden geleni yapıyorlar hem de arkamızdan söylenti yayıyorlar” diye anlatıyor nöbet çadırının kurulduğu arsanın sahibi İsmet Atar, idarenin kendilerine karşı verdiği mücadeleyi: “Zaten sermayenin emrinde olmayan, itiraz eden yöneticiyi barındırmazlar burada. İstanbul’da kuzey ormanlarından otoyol geçmesine izin veren ve Fatsa’da siyanürlü maden aratan zihniyet aynı sermayeci zihniyet”.

Yine de vermeye başladıkları hukuk mücadelesiyle maden alanının, hemen yanındaki Roma döneminden kalma kaya mezarların olduğu sit alanına genişlemesini engellemeyi, köylerin içinden yüksek tonajlı kamyonların geçmesini engellemeyi başardılar. ÇED raporuna karşı açtıkları iptal davası ise sürüyor. Hukuk mücadelesini ve yerelde örgütlenmeyi yürüten kurum Fatsa Ünye Doğa Koruma Platformu (FÜDKP). Maden alanı Fatsa ile Ünye’nin sınır bölgesinde olduğu için iki ilçede de mücadele yürütülüyor.

‘KİMSE KALMASIN İSTİYORLAR’
İçinde yaşadıkları doğa, buradaki köylülerin para kazanmasının tek yolu. Bölgede fındık, bal, kestane, mantar, pancar, mısır, fasülye gibi ürünler yetiştiriliyor. Bunların arasında en önemlisi de fındık. Ordu’nun fındığı Karadeniz’deki en iyi fındıklardan. Bölgede fındıktan geçinen on binlerce kişi var ve Avukat Alp Tekin Ocak’a göre 50 bin hanenin bir yılda fındıkta kazandığı para, madenden kazanılacak toplam paraya denk. “Fındık tüccarları siyanür kullanılmaya başladığı andan itibaren fındığımızı almayacaklarını söylüyorlar” diyor bir diğer direnişçi, Cevat Atar. Tüccarların kendileri üzerinden para kazanıp siyanüre karşı direnişlerine hiçbir destek vermemesine büyük bir öfke duyuyor. Söze Eren Atasoy devam ediyor: “Zaten istedikleri de bu. Şimdi biz buradayız, direniyoruz ama istiyorlar ki siyanürün ardından biz de göçmeye zorlanalım, burayı savunacak kimse kalmasın.”

doga-katliamiyla-gelire-el-koymak-63073-1

KARADENİZ’DE BÜYÜYEN ÖFKE
Karadeniz İsyandadır Platformu’nun düzenlediği Yaşam Yolculuğu ile katıldığımız cumartesi günkü eylemde köylülerin büyük öfkesine tanık olduk. Jandarmanın saldırısının ardından kadınlar “Burayı yasal yollarla durduramadık. Siyanür kullanmaya başladıklarında burada yaşayamayacağız artık. Burayı yakmamız lazım. Buranın bir gecede yanması lazım” diye bağırarak yürüyordu barikata. Yolculuk boyunca uğradığımız her yerde benzer bir öfke vardı. Karadeniz’in üzerinde gezen bu öfkenin yıldan yıla büyüdüğünü görüyoruz. Birkaç yıl önce yalnızca bölgenin gençlerinin ağzından duyduğum sert ifadeleri bu yıl yediden yetmişe pek çok kişiden duydum. Görünen o ki, devlet ne kadar güç kullanırsa, Karadeniz halkı da yaşam alanlarını korumak için aynı güçle direnmeye devam edecek.

doga-katliamiyla-gelire-el-koymak-63074-1

HAPİS CEZASI ALMIŞLARDI
26 Ekim 2014’ten beri kar kış demeden nöbet çadırında kalan, FÜDKP’den Eren Atasoy da Ünyeli. Ocak ayında Fatsa’da yaptıkları yürüyüşün ardından, yürüyüş komitesinde yer alan 7 kişiye “belirtilen rotanın dışında yürüdükleri” gerekçesiyle hapis cezası çıkmıştı. 6 aya varan hapis cezasına çarptırılanlardan biri de bastonla yürüyen İsmet Atar. “Bak Artvin’de halk ne güzel örgütlü, Cerattepe’ye bir şey olursa tüm kent kepenk kapatıyor, bizim de burada öyle bir örgütlenme sağlamamız lazım” diyor. Aldıkları ceza kendilerini sindirmiş değil. Eren Atasoy anlatıyor: “Kısa süre önceye kadar İstanbul’da yaşıyordum, orada bir kablo fabrikasında işçilik yapıyordum. Gezi’den sonra anladım ki mücadele veriyor gibi yapmakla olmaz, mücadele alanına gelip bedenini ortaya koyman lazım. Bu yüzden işi bırakıp memleketime geri döndüm. Burada doğa o kadar verimli ki, sadece ormanın verdiklerini yesen yaşarsın, paraya ihtiyacın olmaz.”