(Fırtına İnisiyatifi / 13 Ağustos 2013)

Basına, Kamuya, Doğaseverlere…

Dağlarını, ormanlarını, yaylalarını, meralarını savunan bizlerin, Çamlıhemşin’deki işyerlerimiz, dün gece vakti hukuksuz şekilde polis baskınına uğramıştır. Öncesinde, bazı işyerlerimiz de idare tarafından mühürlenmiştir. “Arama kararı var” denilerek, onlarca polis topuyla tüfeğiyle işyerlerimize dalmıştır. Böylesi baskılara maruz kalmamız nedendir?

Küresel ısınma günlük yaşamımızın ayrılmaz parçası haline geldi. Kentlerde, beton yığınlarının arasında soluk alabilmemiz mümkün değil. Bebelerimiz astımlı doğuyor. Bu koşullarda, -biz hariç- tüm dünya; çocuklarına sağlıklı, yaşanabilir bir gelecek bırakma çabası içinde yaşam alanlarını, yaylalarını, doğalarını korumaya çalışıyor. Oysa, bizdeki idareciler, kentlerdeki, köylerdeki yıkımları yetmezmiş gibi; şimdi de yaylalarımızı, meralarımızı betona teslim etme gayretindeler. Bugün Ayder örneği tüm çıplaklığıyla gözümüzün önünde: Kanalizasyon dahil ne bir altyapı mevcut ne de doğayla uyumlu turizm yapıları.

11863477_913946745333636_1424190735601566458_n

Milli park ve doğal sit olan yaylalarımız, koruma imar planı yapılmaksızın alelacele “turizm merkezi” ilan edilmiştir. Meralarla, yaylalarla, ormanla ilgili yasal mevzuata göre yapılması gereken işlemler yerine getirilmeksizin, vadimiz, yaşam alanlarımız TOKİci kafalara, idarecilere teslim edilmiştir. Bu kafaların da, buralara neler yapacağını hepimiz çok yakinen bilmekteyiz.

Bu süreç yayla ve mera alanlarını, geri dönülmez şekilde tamamen yok edecektir.
Tüm yaylalara yollar mevcuttur. İdare, bu yolları iyileştirebilme imkanına sahipken; alakasız şekilde yayla yollarını 2.500-3.000 metrede birleştirmek istemektedir. Neden? Biz sorunun cevabını; İstanbul’dan, Sulukule’den, yaylakent örneklerinden ve diğer yüzlerce ucube emsallerden çok iyi bilmekteyiz. Hiç birimiz varsayımlarla Yeşil Yola karşı çıkmıyoruz. Tüm Türkiye’nin yaşadığı ve tanık olduğu kâbusu; Doğu Karadeniz ve Fırtına örneğinde bir kez daha tekrarlatmak istemiyoruz.

Yaylalarımızı, meralarımızı, ormanlarımızı, kayalarımızı, patikalarımızı, ayılarımızı savunduğumuz için, idare tarafından adeta suçlu gibi gösteriliyoruz. Bize bu şekilde baskı yaptıklarında verdiğimiz haklı mücadeleden vazgeçeceğimizi sanıyorlar. ASLA…

Bu mücadeleye katkıda bulunan, bulunmak isteyip de vakti olmayan veya herhangi şekilde bu süreci izleyen insanlar da, bu idari, polisiye yöntemlerle yıldırılmaya çalışılmaktadır. Yurttaşlarımızın, haklı ile haksızı, mazlum ile zorbayı ayırma gücüne; hakkaniyetleri ve vicdanlarıyla, bu mücadelede bizlerin yanında olacağına inancımız tamdır.

Gayrihukuki yöntemlerle, işyerlerimizi, evlerimizi aramak isteyen tüm yetkililer hakkında buradan suç duyurusunda bulunduğumuzu ve aynı zamanda, Savcılığa da şikayette bulunacağımızı basına ve kamuoyuna duyururuz.

Bizler, bizzat Anayasa’da yazan; vatandaşlara ve devlete görev olarak verilmiş “meraların, yaylaların, ormanların korunması” yükümlülüklerimizi yerine getiriyoruz. Bu nedenle idarenin, polisin hukukdışı işlemleri, baskılarının; bizleri, bu anayasal/doğal hak ve görevlerimizi yapmaktan alıkoymayacağını basına ve kamuoyuna duyururuz.

Fırtına İnisiyatifi