(Mine Dilan Kıran / Sendika.org – 29 Ağustos 2015)

­

Devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu şuydu: /-Maveraünnehir nereye dökülür?

En arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı: / -Solgun bir halk çocuklarının ayaklanmasının kalbinedir[1]

Biraz gerginiz o yüzden çocukları öldürmek için hiçbir engel görmüyoruz. Biraz daha gerilirsek tüm çocukları katletmek için de hiçbir engel görmeyeceğiz…

Ülke açıkça savaş halinde ve biz birazcık geriliyoruz. Ve bu gerginliğin bize verdiği yetkiye dayanarak savaş suçlarını işleyebiliyoruz. Ülke savaşta değil biz sadece gerginiz bu yüzden savaş suçu işler, imzaladığımız sözleşmelere aykırı davranabiliriz.

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin görev alanında ve Lahey yönetmenliklerinde, Cenevre sözleşmelerinin 1. Protokolü’nde , Uluslararası örf ve adet hukukunda tanımlanmış savaş suçlarından birkaç örnek verelim.

“Sivillere yönelik yasaklanmış saldırılar yani doğrudan sivil nüfusa, sivil eşyalara, insani yardıma ve sivil yaralanmalara ya da rastlantısal olarak can kaybına yol açacağı bilinen saldırılar. Bir savaş yöntemi olarak sivilleri kasten aç bırakmak ya da ulusal silahlı kuvvetlere 15 yaşından küçük çocukları almak ya da onları silahlı çatışmalara aktif bir şekilde katarak kullanmak yasaklanmış savaş yöntemlerindendir.”[2]

Yani diyor ki sivilleri hedef alma, sivilleri öldürme, çocuklara dokunma… Ama demiştik ya biz biraz gerginiz ve bu gerginlikle çocukları öldürebiliriz.

Son 15 yılda doğu ve güneydoğu’da öldürülmüş 123 çocuk.

Devlet dersine iyi çalışmadıkları söylenerek katledilen 123 çocuk. Henüz yarısında olduğumuz 2015 yılında Şırkat, Mardin, Diyarbakır, İstanbul, Ağrı ve Siirt’te öldürülmüş 17 çocuk…[3] Türkiye’nin 1994 yılında kabul ettiği 1995 yılında resmi gazetede yayınladığı[4] Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 1. maddesine göre 18 yaşından küçük her insanın “çocuk” sayıldığı[5] ve bu imzalarla birlikte 1994-95 yıllarında doğu ve Güneydoğu’da devlet dersinde öldürülmüş toplam 110 çocuk.

Hayır bu çocukların psikolojisi bozuk olduğu için ya da iştahsız olmalarından değil veya okulun ilk günü ağladıkları için pedagojik destek almasından bahsetmiyorum. Bu çocukların devlet tarafından “terörist” ilan edilip öldürülmesinden ve dahası bu ölümleri meşru kılan zihniyetlerimizden bahsediyorum. Çocukları öldürmenin savaş suçu olduğundan, devletin imzaladığı sözleşmelere aykırı olduğundan ve devlet dersini bu çocuklara asla öğretemeyeceklerinden bahsediyorum.

Ece Ayhan’ın devlet dersinde öldürülen çocuklarına Uğur’a, Ceylan’a, Berkin’e eklenen, iktidarın saray savaşında öldürülen çocuklarından Baran, Emin ve Adem’den bahsediyorum. Elektrik, telefon ve interneti keserek, halka, devlet dersine nasıl çalışılacağını evleri tarayarak, çocukları öldürerek öğretmeye çalışanlardan bahsediyorum.

Yani Turgut Uyar dizeleri ile dememiz o ki “muş-tatvan yolunda güllere ve devlete inanırsan” ve susup sessiz kalmaya devam edersen, çocuklar ölür için kanar, ondan bahsediyorum.

[1] Ece Ayhan- Meçhul Öğrenci Anıtı Şiiri

[2] https://tr.wikipedia.org/wiki/Savaş_suçu

[3] http://fraksiyon.org/devlet-dersinde-oldurulmus-cocuklar-listesi-guncelleniyor/

[4] http://www.csgb.gov.tr/csgbPortal/cgm.portal?page=cc&id=5

[5] http://www.unicef.org/turkey/crc/_cr23c.html