(Özer Akdemir / Evrensel – 2 Eylül 2015)

2005 Dünya Çevre Gününü kutlamak için Bergama Çamköy’e gitmeye çalışan yaşam savunucularını taşlayan altın madeni çalışanlarının başında Koza Holding Başkanı Hamdi Akın İpek vardı.
Davetiyecilikten altın madenleri patronluğuna AKP döneminde hızlı geçiş yapan İpek, hem doğaya hem yaşam savunucularına yönelik eylemleri nedeniyle yargılanmalıyken bugün bambaşka nedenlerle AKP’nin hedefinde.
Hamdi Akın İpek’in başında bulunduğu şirketlere yapılan operasyon Koza Holdingi bir anda ülkenin gündemine oturttu. Fethullah Gülen Cemaatine yakınlığını hiçbir zaman gizlemeyen Akın İpek, “Hocaefendinin bir gülüşüne servetimi veririm” diyecek kadar Gülen’e bağlı biri. Gülen’de İpek’e “evlad-ı maneviyem” yakınlığında. AKP Gülen cemaati çatışması başladıktan bu yana hedefteki isimlerden birisi de işte bu özelliği nedeniyle Koza Grubu oldu.
Bu firmanın tek özelliği Gülen’e yakınlığı değil!

YAŞAM SAVUNUCULARINA SALDIRDILAR

2005 yılında Dünya Çevre Günü saldırısında saldırgan maden çalışanlarının başında bir komutan edasıyla duran, yaşam savunucularının taşlanması sürecinde başından sonuna kadar sorumluluğu olduğu bütün görüntülerde, fotoğraflarda açıkça görülen İpek, bu olayla ilgili aylarca sanık dahi yapılmadı. Olayla ilgili yaşam savunucularının ve ‘hem suçlu hem güçlü’ konumundaki altın madencilerinin birbiri hakkında yaptıkları şikayet sonucu açılan davada İpek’in adı savcı tarafından iddianameye sanık olarak dahi yazılmadı. Yaşam savunucularının bu adaletsizliğe isyanları ve itirazları üzerine İpek aylar sonra sanık yapılabildi ama bunun intikamını da almakta gecikmedi. İpek’in sanık olmasının ardından madencilerin talebi ile yaşam savunucularının avukatı Arif Ali Cangı’da bir anda kendini sanık sandalyesinde buldu. İpek ve altın madeni çalışanları olayların üzerinden 5 yıl geçtikten sonra açılabilen davada muhtemelen ‘zaman aşımı’ nedeniyle cezasız kalacaklar.

DOĞAYA KARŞI SUÇLARI

Koza Grubunun altın madenleri yıllardır bu ülkenin birçok yerinde doğanın altını üstüne getirmeye devam ediyor. Bergama’da yaşanan doğa katliamı, şimdi Havran’a, Eskişehir’e, Gümüşhane’ye, Himmetdede’ye ve ülkenin başka yerlerine uzunmış durumda. Yargı kararlarını hiçe sayarak, ya da bu kararların ‘ardından dolanarak’ faaliyetlerine devam eden bu altın madenleri nedeniyle Bergama’daki köylerin içme suları kirlendi. Birinci sınıf tarım arazilerinin ortasında pasa dağları, atık barajları yükseliyor şimdi.
Nevşehir Kayseri il sınırındaki Himmetdede Altın Madeni, tek damla suya hasret bozkırda, yer altından saatte 216 bin litre su seçerek, buğday tarlalarının ortasında siyarnürle altın üretimi yapıyor. Gümüşhane’de köylülerin mezarları bile bir gecede kaldırılarak atık barajı yapıldı. Eskişehir’de durum pek farklı değil. Koza, yıllardır bu çevre katliamına karşı çıkan yurttaşlara şiddet, tehdit, dava vs. gibi yöntemlerle baskı uygularken, kendine muhalif haber yapan başta Evrensel olmak üzere onlarca gazete ve gazeteciye de tazminat davaları açtı. AKP’yle ‘suç ortaklığı’ yaptığı dönemde, bütün kapılar ardına kadar açılan, bütün devlet olanaklarının seferber edildiği, uğruna yasaların değiştirildiği, yönetmeliklerin çıkarıldığı şirket, bu ayrıcalığını sonuna kadar kullandı.

AYNI BASKININ KURBANI

Davetiye işi yapan küçük bir şirketken şimdi Türkiyenin en büyük 100 şirketi arasına giren Koza’nın bu önlenemez yükselişinde AKP’nin payı büyük. Altın madenciliğinden sonra medya sektörüne de el atan Bugün Gazetesi ve TV, Kanaltürk gibi önemli gazete ve televizyonları satın alan şirket AKP hükümetinin yayın organı gibi faaliyet yürüttü yıllarca.
AKP’yle yollarının ayrılmasından sonra 180 derece dönen bir çizgiye bir anda geçme mahareti gösteren grubun bugün AKP hükümeti tarafından hedef alınmasında bir tuhaflık yok. AKP’nin basın üzerinde estirdiği baskı ortamına attığı başlıklarla, yaptığı programlarla destek veren Koza medyasının bugün kendisi aynı baskının kurbanı oldu.

BU OPERASYON ONAYLANAMAZ

Bugün gazetesinin İŞİD-AKP ilişkisi iddialarını fotoğrafları tam sayfa ve manşetten duyurduğu bir günde Koza Grubuna yapılan baskınlar, hükümetin basına, halkın haber alma hakkına yönelik saldırılarının da bir parçası.
Koza grubunun hem doğaya yönelik suçları, hem demokrasi ve özgür basın mücadelesindeki günahlarını bir tarafa not etmekle birlikte, yapılan baskınların basın ve medyaya yönelik baskıların bir parçası olduğunu da ortaya koymak gerekiyor. Koza Grubu yargılanacaksa doğa tahribatından, yaşam savunucusu mücadelesine saldırmaktan, emek sömürüsünden, demokrasi mücadelesi verenleri yayın organlarında karalamasından ve tabii ki varsa şirketlerinde yaptığı yolsuzluklardan yargılanmalı.
Koza’yı AKP karşıtı bir holding, bir medya grubu olduğu için hedefe almak ve bu son yapılan baskınları bu anlamıyla olumlamak AKP’nin ekmeğine yağ sürmek kadar Koza’nın suçlarının bir anlamda gözden kaçırılması sonucunu doğurur.
Gülen’e yakın olmak gibi bir suç olamaz, bu olsa olsa siyasi karardır. Siyasi operasyonlara karşı olurken, esas suçları gözden kaçırmamalıyız.
Biliyoruz ki patron el değiştirse bile o suçlar sürer.