(Pelin Cengiz / Taraf – 2 Eylül 2015)

Siyasetin yakıcı gündemi bizi içine öyle çekiyor ki, ülkeyi gelecekte bekleyen bazı tehlikelerden yeterince bahsedemiyoruz. Bunların arasındaki en kritik tehlike, suyun giderek daha hızla yok oluşu. Su insan eliyle üretilemez bir varlık ve dünyadaki su miktarı artmıyor. Küresel ısınma kaynaklı yağışların azalması, aşırı buharlaşma, hızlı tüketim ve kirlilik gibi nedenlerle su kaynakları hızla tükeniyor. Yeraltı sularının seviyeleri düşüyor, göller küçülüyor, sulak alanlar yok oluyor. 1 milyara yakın insan temiz suya erişemiyor, 2,8 milyar insan su kıtlığıyla karşı karşıya. Su varlıkları gün geçtikçe kirleniyor, sağlıklı suya erişim giderek daha fazla güçleşiyor.

Yılda kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı 8-10 bin metreküp olan ülkeler su zengini, 1000 metreküpün altında olanlar su fakiri olarak nitelendiriliyor. Kişi başına 1500 metreküp su düşen Türkiye’nin 2030’da nüfusunun 100 milyon olacağı ve su kaynaklarındaki bozulmanın da süreceği düşünüldüğünde, 2030’da su kıtlığı çeken bir ülke olacağız. Kişi başına düşen su miktarı 1120 metreküpe düşecek.

Bu konuya işaret eden WRI (World Resources Institute) verileri, 2040’ta dünyada su kıtlığının, su ihtiyacının mevcut kaynakların yüzde 80 üzerinde olacağı bölgelerde yaşanacağını gösteriyor. WRI’ın 167 ülkenin su kullanımı, aldığı yağış miktarı, iklim değişikliği ve nüfus artışı gibi değerleri baz alarak yaptığı çalışmaya göre, 33 ülke su kıtlığıyla karşı karşıya. Türkiye, 2040’ta ciddi anlamda su kıtlığı çekecek ülkeler listesinin 27. sırasında.

Yoğun su sıkıntısı yaşanacak ülkeler arasında Ortadoğu ülkeleri önde. Listede başı çeken Bahreyn’i,Kuveyt, Katar, San Marino, Singapur, Birleşik Arap Emirlikleri, Filistin, İsrail, Suudi Arabistan veUmman izliyor.

İki yıl önce NASA’nın yaptığı bir araştırma, özellikle Ortadoğu’da içme suyunun giderek azaldığı gerçeğini ortaya koymuştu. Dünya Bankası da, gelecekte Ortadoğu ile Kuzey Afrika’nın bazı bölgelerinde su eksikliğinin başlıca sorun hâline gelebileceği konusunda ciddi uyarılar yapmıştı.

Su kaynakları üzerindeki anlaşmazlık gelecek 10 yılda belirleyici olacak, olası savaşların en temel sebeplerinden biri olarak ön plana çıkacak. Özellikle 2022’den sonra Ortadoğu, Asya ve Kuzey Afrika gibi bölgelerde, su kaynaklarına erişim yolları üzerindeki denetimin savaş sırasında bir silah olarak kullanılabileceği tehlikesinden bahsediliyor.

Peki, su nasıl kayboluyor? Kaybedilen suyun beşte biri toprağın kuruması ve kar örtülerinin küçülmesi nedeniyle yok oluyor. Kuraklığın yanı sıra göl ve su rezervlerinin yüzeylerinde gerçekleşen buharlaşma da kaybın sebeplerinden biri. Geri kalan kayıp, yeraltı sularındaki 90 kilometreküp azalmadan kaynaklı. Yok olan su rezervleri, 100 milyona yakın insanın su ihtiyacına karşılık geliyor.

Türkiye’de 60 yılda 2 milyon hektar sulak alan yok oldu. Bu miktar, Marmara Denizi’nden daha büyük bir alana denk geliyor. Dünya üzerindeki toplam su akışının yüzde 60’ı dünya karasal alanının yüzde 30’unu oluşturan ormanlardan sağlanıyor. Türkiye’nin son 12 yılda orman kaybı 164 bin 222 hektar, yani Kayseri büyüklüğü kadar.

Türkiye’nin önemli aktörlerden biri olduğu Ortadoğu’da hem kaynakların kötü kullanımı hem de iklim değişikliği sebebiyle hızlı bir kuraklaşma yaşanırken, Türkiye, ekosistemin dengesini bozan, yaşam alanlarına saygı göstermeyen politikalarını uygulamaya devam ediyor. HES’lerle ve barajlarla nehirler, dereler kurutulmaya devam edilirken, açılan her yanlış sondaj kuyusuyla da yeraltı suları yok ediliyor. Kuzey Ormanları başta olmak üzere dört bir yanda hektarlarca orman “kamu yararı” bahanesiyle yakılıp yıkılıyor.

Kamu yararının doğal varlıkları hoyratça kullanmaktan değil, korumaktan geçtiğini öğrendiğimizde muhtemelen geç olacak. Türkiye, su ve orman varlıklarını bu hızda yok etmeyi sürdürürse, kuraklık ve su kıtlığına bağlı ciddi ekonomik, ekolojik ve sosyolojik risklere de hazır olmak zorunda.