(Türkan Karakuş / sendika.org – 18 Eylül 2015)

Fatsa ve Ünye halkının direniş çadırı 16 Eylül günü “kimliği belirsiz kişiler” tarafından yakıldı. Bu çadır Fatsa’da Altıntepe Madencilik’in siyanür kullanarak yapacağı altın ayrıştırma faaliyetlerine direnenler tarafından kurulmuştu. Birkaç hafta önce de pankartlar kesilmişti. Bölgede maden çalışmalarının başlamadığını belirten Fatsalılar, şirketin “Bunlar devleti yıkmak istiyor. Sizi işsiz bırakmak istiyor” gibi söylentiler yaydığını, kendilerini hedef gösterdiğini ve direnişi zayıflatmak istediğini söylüyor.

Ağustos 2014’te şirketin genel müdürü, Milliyet’te yer alan açıklamasında, madene karşı direnişin sadece Fatsa’da değil tüm ülkede “dış mihrakların” işi olduğunu iddia etmişti.[1]

Yine şirketin İnsan Kaynakları Müdürlüğü, bölgede madenle birlikte 200 kişinin istihdam edileceğini müjdeliyor(!) 100 bin Fatsalıyı susturmak için 200 kişiye iş vadediyor. Fatsa’daki işsizliği madenin yokluğuna bağlıyor.

Maden yapılırsa o bölgede yaşayan canlıların neyle karşı karşıya kalacağı ise umurlarında değil.

Bu gerçeği bir kez daha doğa ve yaşam hakkı mücadelesini verenlerden dinleyelim…

Maden çalışmaları bölgede nasıl başladı? Direniş nasıl örüldü?

7 Ağustos’ta İstanbul’dan Fatsa’ya doğru yola çıkıyoruz. Çoluk çocuk cümbür cemaat otobüsle 8 Ağustos’ta madene karşı yapılacak eyleme gidiyoruz. Fatsalılar kimler İstanbul’da kaldı, kimler Fatsa’ye geldi, akrabalarını, eşi dostu konuşuyorlar. İlyas abi ile sohbete başlıyoruz. Fatsa’yı ve madenin yıllara yayılan hikayesini Fatsa’ya yolculuğumuzda İlyas abiden dinliyorum.

İlyas abi madene yakın bir köyden. 65 yaşında. 1973’ten bu yana İstanbul’da oturuyor. Fırsat buldukça köye geldiğini söylüyor. Yaklaşık 15 sene önce köye geldiği sıralarda sondaj yapıldığını öğreniyor. O dönemlerde projenin ne olduğu bilmediklerini, sondajın da ne için yapıldığını açıkça söylemediklerini, sorulduğunda ise ‘su arıyoruz’ dediklerini ifade ediyor.

Yaklaşık 15 senelik bir aranın ardından köye yeniden geldiklerini o sürede olayın unutulduğunu yine de bir merakın olduğunu anlatıyor:

“Derelerin Kardeşliği Platformu, Ordu Doğa Koruma Platformu ve yöre halkı toplantı yaptık ve hep beraber mücadeleye nereden başlayacağımızı konuştuk. Çevre köylere de haber verelim dedik, bunun için bir imza metni oluşturduk. Bir Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na, bir de Ordu İdare Mahkemesi’ne dava açmak üzere çıktık köylere. Siyanürün havaya ve suya hızlı bir şekilde karışma potansiyeli olduğunu dilimiz döndüğünce halka anlattık. Bir aylık sürede yürüyüş organize ettik, köylerde çok insan olmamasına rağmen ilk yürüyüşte 500 kişi vardık. Yöremizde maden istemediğimizi, madenden en ufak bir çıkarımız olmayacağını, bu projenin ülke yararına da olmadığını, sadece sermayenin yararına olabileceğini, halkımız ve insanlar için hiçbir yararı olmayacağını, hatta bizim tek geçim kaynağımız olan fındığımızın zarar göreceğini dilimiz döndüğünce anlattık. Sonra çalışmaları biraz daha genişlettik; ev toplantılarında, düğünlerde, cemevlerinde, camilerde toplantılar yaptık.”

İlyas abi, Fatsa’da birkaç köyde başlayan madene karşı yapılan toplantıların kısa bir süre sonra köylere yayıldığını, ikinci yürüyüşün biraz daha kalabalık olduğunu ve Fatsa merkezde büyük bir miting yapma kararı aldıklarını anlatıyor.

Fatsa’da, başlangıçta bir iki köyde başlayan, sonra tüm Fatsalılara ulaşan madene karşı çıkışın kendisi açısından ne kadar önemli olduğunu şu sözlerle anlatıyor:

“Fatsa her konuda önemli bizim için, yaşantımız bakımından, doğal güzellikleri bakımından, anılarımız bakımından. İstanbul’da adım atacak hal kalmadı, ben eskiden İstanbul’dan memlekete geldiğim zaman bir hafta içinde hemen geri dönmek isterdim, hem o zaman İstanbul daha güzel, daha yaşanabilirdi. Ama şimdi buraya geldiğimde hiç gitmek istemiyorum.Doğal zenginlikleriyle, tirmitiyle (mantarın yöresel ismi), fındığıyla, diken ucuyla, her yönüyle biz hiçbir zaman halk olarak doğamızın böyle bir zehirle, böyle bir canavarlıkla karşılaşmasını istemiyoruz. Bizim yörenin morali yarıya inmiş durumda hiçbir zaman akıllarından çıkmıyor bu bela. Bu nasıl buradan kovulur def edilir, bunu düşünüyoruz.”

Fatsa’ya giriyoruz. İlyas abi otobüsün bir ucundan sesleniyor ve anlatmaya başlıyor: “Bu dere bizim çocukluğumuzda nasıl akardı. Buraya inmek bizim için çok büyük şanstı. Buralarda buluşurduk.”

Köye doğru yaklaşıyoruz ve jandarma tarafından yolumuz kesiliyor. Kimliklerimiz toplanıyor. Ne de olsa “çadırlar tehlikeli”, Fatsalılar Fatsa’dan ve çadırdan “korunmalı”…

Çadıra vardığımızda kadınlar karşılıyor bizi. Hatırlarsınız Fatsa’da yapılan bir eylemde en önde madene girmek için var gücüyle mücadele eden kadınlar. Erkeklere “Siz gidiyorsanız gidin, biz kadınlar devam ederiz, siz yapamıyorsunuz. Gelip gelip geri dönüyoruz, bu nasıl iş?” diyen kadınlar. Fatsa’da ektikleri hiçbir şeyden eskisi gibi verim alamadıklarını söylüyorlar. İçlerinden biri “gitsinler buradan” dediğinde gözlerindeki öfkeyi gördüğümde irkiliyorum.

fatsa-cadir-2

Köye vardığımızda konuştuğumuz Fatsalılar binlerce yaban hayvanının yok olduğunu söylüyorlar. Muhtarlardan imza alarak ağaçların kesildiği 1200 dönüm ormanın yok edildiği anlatılıyor. Maden faaliyete geçerse bölgede kullanılacak siyanürün 100 km2’lik bir alanı etkileyeceğini anlatıyorlar. Çadırın içine girdiğimde tüm ülkede verilen doğa ve kent mücedelelerinden bir parça olduğunu görüyorum. İstanbul’un kuzey ormanlarından direniş takvimine. Maden yapıldığı alana doğru yürüyoruz. Açıklamalar yapıldıktan sonra jandarma saldırısı başlıyor. Belki hatırlarsınız kadınların kendilerine tazyikli su sıkan  TOMA’ya, ellerindeki şişelerden su atarak karşılık verdiği anları.

Aslında çok geçmiş yıllara yayılan maden İlyas abinin anlattığı gibi bölgedekiler açısından def edilmesi gereken koca bir bela. Bölgede kurulan çadır da bir bellek bir dayanışma ve direniş merkeziydi.

Çadırın yakıldığını duyunca “geçmiş olsun” demek için Fatsalıları aradığımda “ne yapacaksınız” diye sormama fırsat vermeden anlatmaya başladılar:

“Fırsat bildiler, herkes bahçelerde fındık topluyor. Çadırda az kişi olmasını fırsat bildiler. Yakılan çadır yerine daha güzel bir çadır kuracağız, bunu herkes böyle bilsin.”

fatsa-cadir-1

[1] Altıntepe Madencilik Genel Müdürü Hakkı Boz’un Milliyet’te yer alan 22 Eylül 2014 tarihliaçıklamasından: “Türkiye’nin değişik bölgelerinde gerçekleşen protestolarda belirlenen dış mihrakların maddi ve manevi desteğinin altında yatan asıl gerçekliğin, Türkiye’nin altın ithalatını azaltarak küresel güçlerin elinden kazançlarını almaya çalışması. En azından Fatsa’da her yıl çıkartılacak olan yaklaşık 1 ton altın ile 750 kg gümüş bile piyasanın rantını göstermesi bakımından son derece önemli.