(Pelin Cengiz / Taraf – 23 Eylül 2015)

Kalkınma, büyüme, gelişmişlik sözlerinin sihriyle insanlık kandırıla kandırıla bugünlere geldik. Teknolojik gelişme herkesin gözünü öylesine kör etti ki, teknolojinin nimetleriyle doğada yok ettiklerimizi bugün pek çokları teknolojiyle tekrar geri kazanılabileceğine inanacak kadar saf. Elbette paranın gücüne sahip olanların doğaya hükmetme hakkını kendilerinde görmeleri de işin bir diğer boyutu.

Bu şirketler kâr hırsıyla dünyayı, insanları ve diğer tüm canlıları para uğruna zehirlemekten çekinmedikleri gibi gerçeği eğip bükme konusunda da epey maharetlidirler. Neredeyse bir avuç fosil yakıt endüstrisinin önde gelen şirketleri, ABD başta olmak üzere faaliyet gösterdikleri ülkelerde iklim değişikliği inkârcılığına milyonlarca dolar dökerken, daha fazla petrol, gaz, kömür çıkarabilmek için var güçleriyle çalışır, ülkelerin siyasetçilerini, akademisyenlerini ve medyasını da satın almaktan geri durmaz. Birileri fosil yakıtları yerin altında bırakmaktan ya da yüzde 100 yenilenebilir enerjilere geçmekten mi bahsediyor, hemen ortalığı ayağa kaldırıp, bunları söyleyenleri küçümser ya da itibarsızlaştırmaya çalışır.

Para tarihinin görüp görebileceği en kârlı şirket olan ABD’li Exxon ile ilgili geçen hafta patlayan haber, tam da bu özete denk düşüyor. Sekiz ay süren bir araştırmacı gazetecilik çalışması ile Plutzer ödülü sahibiInsideClimate News, Exxon’un kendi biliminsanlarının 1970’lerden beri iklim değişikliğinin insan eliyle yaratılmış olduğunu bildiğini, üstelik bunu büyük bir titizlikle gizlediğini belgeleriyle ve emekli çalışanların tanıklığıyla ortaya koydu. Küresel ısınmanın ölümcül etkilerini onlarca yıldır bilmesine rağmen Exxon, dezenformasyon kampanyalarından ve iklim inkârcılığı üzerine lobi faaliyetlerinden geri durmadı.

1977’de Exxon’un kıdemli biliminsanlarından James Black, genel bilimsel kabulle büyük olasılıkla sera gazlarının insan faaliyetlerinden kaynaklı olduğuyla ilgili şirket yönetimine kendi notlarından bilgiler sunmuş. Bir yıl sonra şirkette daha geniş bir kitleye bilgilendirme yapan Black, araştırma bulgularının atmosfere iki kat daha fazla karbondioksit salındığını, bunun da sıcaklık derecelerinde iki ya da üç derece artış meydana getirebileceğini gösterdiğini söylemiş.

Bugün biliminsanlarının ortaklaştığı görüş de tam burası. Black, özetinde, “Artık şunu biliyoruz ki, insanlık enerji stratejilerinde kritik kararlar vermek için 5-10 yıllık bir fırsat penceresine sahip” demiş. Exxon’un inkârcılık macerası da bundan sonra başlamış. 80’ler ve 90’lar boyunca Exxon, küresel ısınmayı reddeden kuruluşlarına ve araştırmacılara milyonlarca dolar fon akıtmış.

2006’da İngiltere bilimler akademisi Royal Society, iklimle ilgili yanlış ve yanıltıcı olmakla suçlayan sert bir mektup göndererek, Exxon’u bilimi suiistimal edenlere yardım etmekten vazgeçmeye çağırmış. 2008’de hissedarların baskısıyla şirket bazı grupları desteklemeyi bırakmış ancak, huylu huyundan vazgeçmez misali pek çok inkârcı grubu fonlamayı sürdürüyor.

Exxon’un bu konuda birinci kırılma noktası, 1988’de iklim bilimci James Hansen’in Senato’da yaptığı konuşmada, küresel ısınma trendinin başladığını söylemesi. Exxon, bu tarihten sonra insanları şüpheye düşürecek şekilde iklim bilimcileri itibarsızlaştırmaya başlıyor. İçinde başka şirketlerinde bulunduğuGlobal Climate Coalition’ı kurarak, fosil yakıt emisyonlarını sınırlamaya dönük faaliyetleri engellemeye çalışıyor. Ardından, American Petroleum Institute’ü kurarak, lobi faaliyetlerini de bu think tank üzerinden yürütüyor.

İkinci kırılma noktası ise 1997’de Kyoto Protokolü ile karbon emisyonlarının azaltılması gerekliliğinin kabulü oluyor. Yine inkâr, saptırma ve itibarsızlaştırma çalışmalarının perde arkasından Exxon çıkıyor.

Exxon’un 38 yıllık bu tavrı, ilkesiz kapitalizmin özeti gibi: “İklim değişikliği var, buna sebep olanlardanım ancak umurumda değil, kendi geleceğim için tüm dünyayı tehlikeye atarım.