(Özer Akdemir / Evrensel – 27 Eylül 2015)

Tel örgülerin ötesinde çakır dikenlerin bir adım atmanıza izin vermediği bu küçük tepecik, belki de dünya arkeoloji tarihinin seyrini değiştirecek önemde bir gizi saklıyor. Tabii kazılırsa, tabii sulara teslim edilmezse…

HASANKEYF HÖYÜĞÜ

Hasankeyf’te çekim yaparken ekoloji örgütü temsilcilerini kısık sesle bize aktardıkları bir bilgi bizi o kadar heyecanlandırıyor! Bir sır gibi fısıldanan bu bilgiyi bütün dünya bilmeli oysa.  Verilen bilgi şu; “Hasankeyf yakınlarında kazılan bir höyükte ortaya çıkarılan buluntuların dünyanın en eski yerleşim ve inanç merkezi olarak bilinen Şanlı Urfa Göbeklitepe’den bile daha eski bir tarihe denk geldiği tespit edilmiş.” Japon ve Türkiyeli arkeologlar tarafından yapılan kazılarda ortaya çıkarılan buluntularla ilgili Batman Üniversitesi Rektörlüğünü yapan kazı heyeti Başkanı Prof. Dr. Abdüsselam Uluçam bu gerçeği aylar öncesinden bir basın toplantısında bir iki cümlede olsa açıklamıştı; “Hasankeyf Höyüğünde Göbeklitepe’den daha eski bir dini yapıyı ortaya çıkardık.” Japonya Tsukuba Üniversitesinden Prof. Dr. Yutuka Miyake de höyükte 9 metre genişliğinde bir yapı bulunduğunu, yapı tabanın üzerinde 1.5-2 metre uzunluğunda bir dikilitaş ortaya çıkarıldığını açıklamıştı. Mıyake, tabanın altına gömülmüş insan iskeletinde boya izlerine rastladıklarını da aktarmıştı. Bu bugüne kadar bilinen dini ritüellerin hiçbirisiyle örtüşmeyen yeni bir durumdu.

‘ÇOK GİZLİ’ ARKEOLOJİK SIR!

Hasankeyf Höyüğünde başka neler bulundu? Bu bilgiler ışığında bilimsel bir makale ne zaman yazılacak? Höyüğün, “Dünya arkeoloji tarihinde bir devrim” olarak nitelenen Göbeklitepe’den daha eski bir yerleşim ve dini merkez olduğu ortaya konursa burasının korunması için neler yapılacak? Dünya kamuoyu, arkeoloji bilimi insanlık tarihinin bir dönemini, göçebelikten yerleşik düzene geçen kısmı yeniden yazdıracak böylesi önemli bilgilerin sulara gömülmesine izin verecek mi? Sanırım, AKP hükümetini zor durumda bırakacak bir soru bu son soru. Belki de bu nedenle Hasankeyf höyüğü ile ilgili bilgilerin dışarı sızmaması için her türlü önlem alınıyor. Belki de bu yüzden Batman Üniversitesi kütüphanesinde ayrı ve çok az kişinin girmesine izin verilen bir bölümde saklanıyor bu bilgiler. ‘Devlet sırrı’ gibi…

BİR KORUMA KOMEDİSİ DAHA

Sakin ve kirli akıyor Dicle. Rengi irin yeşiline çalıyor bazen ve kötü kokuyor. Tarım ilaçlarının, tarla sulaması sonrası kirlenen suların nehre akıtılmasına bağlıyorlar bu kirliliğin nedenini. Dicle’nin bu içler acısı görüntüsü Hasankeyf’in güzelliğinden bir şey götürmüyor oysa. Dümdüz yükselen duvarlar, dünyanın en korunaklı kalesinin doğal surları olmuş. Duvarın üstünde eski yapılar, onlarca mağara var. Dicle’nin orta yerindeki yıkıntı halinde kalmış eski köprü ayaklarında hummalı bir faaliyet göze çarpıyor. Tarihin en saçma koruma komedisine ikinci kez tanık oluyoruz. İlkini Allianoi’nin üzerini Horasan çamuru ile kapatıp Yortanlı Barajı’nın sularına gömdüklerinde görmüştük. İkincisine Hasankeyf’te denk geldik. Köprü ayakları çelik kafeslere alınmış ve etrafı taşlarla çevriliyor. Böylece baraj sularından korunacakmış güya! Biz bu köprü ayaklarını çekerken adının gizli kalmasını isteyen yöredeki üniversitelerden birinde görev yapan bir arkeolog yapılanın hiçbir bilimsel temeli olmadığını, hatta ne yapıldığını bile kimsenin tam olarak bilmediğini söylüyor. Alelacele, ‘Ben yaptım oldu’ diye yapılan, duvarları korumak bir yana zarar veren bir işlem olduğunu anlatıyor. Demir iskeletlerin arasına sıkıştırılmış köprü kalıntılarından yükselen inşaat sesleri ve toz toprağı işaret ederek ekliyor, “Bir arkeolog gözetiminde mi yapılıyor, inanın kimse hiç bir şey bilmiyor.”

NE OLACAK BİLMİYORUZ?

Hasankeyf’in bilinmeyenleri o kadar çok ki aslında. Baraj yapımının ne kadarının tamamlandığı bilinmiyor. Ne zaman su tutulacağı bilinmiyor. Baraj suları altında kalacak olan eserlerden ne kadarının taşınacağını, taşınması olanaklı olmayan eserlerin, örneğin Büyük Kale duvarlarının nasıl korunacağı bilinmiyor. Fırat nehrine yapılan barajlardan sonra ona çok benzeyen Dicle’ye gelen endemik kuş türleri nereye konacak, bilinmiyor. Kentin 3-4 kilometre güneyinde yapımı hala süren yeni Hasankeyf’e kimlerin taşınacağı, taşınanların neyle geçinecekleri bilinmiyor. Aslında Hasankeyflilerde 1954’den günümüze kadar uzanan baraj hikayesinden ve bu bilinmezliklerden bıkmışlar. Kime mikrofon uzatsak aynı yanıtları alıyoruz; “Ne olacak bilmiyoruz.”

ALMANYA NEDEN KREDİDEN VAZGEÇTİ?

Ilısu barajının yapımı için nereden kredi bulundu, onu da kimse bilmiyor. En azından yerel halk ve ekoloji örgütleri temsilcileri bize bu bilgiyi veremediler, çünkü bilmiyorlardı. Hasankeyf’te karşılaştığımız yabancılardan yörede çok az kişinin bildiği ya da hiç bilmediği bilgileri dinlemek bizleri şaşırtmadı değil. 20 Eylül Dünya Hasankeyf günü etkinlikleri için çevre dostu araçlarıyla kalkıp Almanya’dan gelen fotoğrafçı, belgesel yapımcısı ve gazeteci iki Alman Stefan Struck ve Stefan Pangritz baraja verilecek dış kredilerin geri çekilmesi kampanyasının bir parçası olmaktan mutlu olduklarını söylüyorlar. Hasankeyf ile ilgili yaptıkları belgeselin televizyonlarda yayınlanmasının ardından Alman Hükümetinin baraj için kredi vermekten vazgeçtiklerini anlattılar. Şimdi de bu güzelliğin yok olmasını engellemek adına bir şeyler yapmak için geldiklerini söylüyorlar Hasankeyf’e. Buradaki çekimleri bitirip dönünce yeni bir belgesel ve birçok haber için kolları sıvayacaklarını belirtiyorlar.

HASANKEYF’DE BİR AMERİKALI

4 yıl önce Hasankeyf’e gelip yerleşen Amerikalı araştırmacı-yazar John Crofoot da birçok bilinmezi bilenlerden. Anadili İngilizce olan Crofoot bunun yanı sıra Arapça, Türkçe ve Kürtçe’yi de öğrenmiş. Bizimle Türkçe ve Kürtçe konuşan Crofoot Hasankeyf’in korunacağı konusunda iyimserliği elden bırakmayanlardan. Barajın su tutmasından bir gerekçeyle vazgeçileceği inancında olduğunu söyleyen Crofoot, hükümetle diyalog kanallarının atılmamasını savunuyor.

İKİNCİ MOĞOL KUŞATMASI GİBİ

Eğer Ilısu Barajı su tutarsa Hasankeyf’teki binlerce tarihi eserin yanı sıra bu höyükte suların altında kalıp yok olacak. Dünya kültür mirasının çok önemli bir parçası, Buda heykellerini, antik kentleri, tarihi el yazmaları kırıp parçalayan IŞİD’in yaptığının bir benzeri ama daha kapitalistçe yok edilecek. Şu an için tarihi 12 bin yıla kadar götürülebilen, neolitik çağa ait dini yapıların ortaya çıktığı, 20’ye yakın uygarlığın yerleşip yok olduğu bir kültür mirasını kaybedeceğiz. Moğol istilasından kenti savunan komutanın bu güzelliğin yakılıp yıkılmasına gönlü razı olmayarak savaşmadan teslim olması ile kurtulan Hasankeyf aradan yüzlerce yıl geçtikten sonra kapitalist istiladan da kurtulabilecek mi? Hasankeyf’te, Batman’da, Diyarbakır’ın ve ülkenin birçok ilindeki yaşam savunucularının yanı sıra yabancı ülkelerden de önemli ölçüde destek bulan ‘Hasankeyf sonsuza taşınsın’ kampanyasının en önemli amacı da bu.

BARAJ SAVAŞLARI

Bölgede yıllardır süren savaşın taraflarından PKK, barajların yörede yarattığı ekolojik yıkıma, sosyal dokuya verdiği zarara ve gerilla hareketliliğine getirdiği kısıtlamalara karşı mücadele edeceklerini duyururken, devletin buna karşılığı Ilısu Barajı koruması için 123 yeni korucu almak oldu. Hergün baraj inşaatı çevresinden yeni çatışma haberleri geliyor.

İNSANLIK TARİHİ MICIR MI OLUYOR?

Yeni Hasankeyf denilen binalar çıplak bir tepenin eteğinde her geçen gün çoğalıyor. Daha insanların yerleşecekleri binalar yapılmadan camisi, kültür merkezi, yolları neredeyse tamamlanmış. Yeni Hasankeyf’in birkaç kilometre güneydoğusundaki Hasankefy Höyüğü ise geçit vermeyen çakır dikenlerle kaplanmış, sırlarının ortaya çıkarılmasını bekliyor. Höyüğün 10 metre yakınında bir taş ocağı harıl harıl çalışıyor. Arada kuru bir dere geçiyor sadece. Belki höyüğün devamı burası, belki 15 bin yıllık tarihi kalıntılar yollara mıcır olarak seriliyor. Tıpkı Latmostaki 8 bin yıllık kaya resimlerinin tuvalet taşı yapımı için parçalanması gibi. Hasankeyf, Kapitalizmin ve onun en geri uygulayıcısı, her şeyi rant olarak gören siyasi iktidarın keyfine bırakılmayacak kadar önemli bir yer. Dünya mirasını tüm dünya korumalı…