(Mehveş Evin / Diken – 10 Ekim 2015)

Halay çeken gençler, tam “Bu meydan, kanlı meydan…” derken bombanın patladığı o görüntü, Ankara’daki korkunç saldırıdan birkaç saniyeyi yansıtıyordu.

Maalesef bu ülkenin çocukları, bu sözlerin ne anlama geldiğini bile bilmiyor. En az 86 ölü, yüzlerce yaralı haberi gelirken bombanın tam da ‘kanlı meydan’ derken patlamasına bile kılıf bulacak kadar cahil ve vicdansız olanlar var.

Oysa bu sözler, Ruhi Su’nun kanlı 1 Mayıs 1977’in anısına yazdığı,Ellerinde pankartlar’dan.

Patlama olmasaydı gençler halaya şöyle devam edecekti:

Ok fırladı çıktı yaydan

Kalkın ayağa, kalkın

Biz şehirden, siz köyden…

Parçalanmış bedenleri sokaktan kazımaktan bıktık

Kitlesel bir barış toplantısına yönelik en büyük saldırı olarak şimdiden tarihe geçen 10 Ekim Ankara katliamında canlarını yitirenlere, yaralılarının başında bekleyenlere, barıştan yana herkese sabır ve metanet diliyorum.

Öte yandan biliyorum ki başsağlığı ve ‘Geçmiş olsun’lar, anlamını yitirdi. Kurudu, anlamsızlaştı, yetersiz kaldı.  Şiddet karşıtlarının, sivillerin, iktidara ‘gık’ diyenin böylesine sistematik, ayan beyan, göstere göstere katledildiği bir ülkede söylenecek tüm sözler, boğazımıza dizildi.

Failleri aramaktan, işaret etmekten, ‘Hesap versin’ demenin sonuç vermeyeceğini bile bile aynı sözleri tekrarlamaktan yorulduk. Parçalanmış bedenleri sokaklardan kazımaktan bıktık. Onları pankartlara sararken ruhumuzdan bir şeyleri o kaldırımda bıraktık. Daha cenazeler soğumadan, patlamaya dair hiçbir somut delil yokken, faili, yerde yatan ölülerin ideolojisine bağlayan zihniyetin karşısında artık ne şaşırıyoruz, ne bir şey hissedebiliyoruz. Sadece, lanet ediyoruz.

Çirkinliğe, fesada, katliama alışmayacağız

Cenazelerin bile politik malzeme, gözdağı verme aracı haline getirildiği bir ‘yönetim biçimi’ne mecbur edildik. Yaşamı değil ölümü kutsayanların, hukukun değil mafyanın, ahlaklının değil hırsızın hüküm sürdüğü bir ülkede, çirkinlik, fesat, çamur, yalan ve katliamdan musdarip olduk.

Halimiz böylesine vahim, bezdirici ve can acıtıcı. Ama barışın, hukukun, hakkın, ötekinin mücadelesi henüz bitmedi.

Ankara katliamını her kim planladıysa, her kim göz yumduysa, her kim kışkırttıysa… Zannetmesin ki korkuyla, vahşetle, kanunsuzlukla bir yere varabilir.

1 Kasım için tek umutları şiddet

Korkum, ümidi kaybetmek değil. Korkum, insanların çileden çıkıp öfkeye ve şiddete teslim olması. Diyarbakır, Suruç, şimdi de Ankara katliamını tezgahlayanların istediği tam da bu. Bu topraklar Suriye olsun diye vargüçleriyle çabalıyorlar.

1 Kasım seçimleri için tek umudu, daha fazla şiddet, daha fazla korku iklimi yaratmak olan kim? Ancak bu şekilde sandıktan‘zafer’ çıkarabilmeyi uman kim? Saraylarda, savaş karargahlarında, korumaların ve mafya liderlerinin arkasında saklanarak yaşayanlar kim?

Öyle uzun boylu düşünmeye gerek yok, her şey ortada.

Her kim şiddetten besleniyorsa, bu ortamı yarattıysa, cevabını alacak. Kanlı meydandan kanlı sandığa uzanan tezgahlar, beklenen sonucu vermeyecek.