(Zafer Yılmaz* / BİA – 3 Ekim 2015)

Biz sizin, böyle bir katliamın ardından bile arsızca ortalığa dökülen bu kötülüğünüzü yenemedik, bu bize dert oldu, ama siz de bunca kötülüğe rağmen bizi sindiremediniz ve yok edemediniz ve edemeyeceksiniz, bu da size dert olsun!

İnsanlıktan azıcık nasibini alan herkesi sarsan korkunç bir katliamın ardından sevinç naraları atanlar, gülümseyenler, sabırsızlıkla ölü sayısının artmasını bekleyenler, ölüler üzerinden rant ve iktidar hesabı yapanlar, bilin ki bu cehennemden er ya da geç çıkacağız. Bunu böyle bilin; ama bizim için bu çıkışın sizinle olmayacağı da bir o kadar kesin. Bunun da farkında olun.

Her toplum hak ettiği cehennemi yaşarmış. Hayatını nefret, hınç, kendine acıma ve zulüm üzerine kuran siz ve sizin gibiler, bizim cehennemimiz oldunuz. Olduğunuzu sandınız!

Yetmedi bir de kibirle bunu kendinize gurur nişanı yaptınız. Ne yaptıksa, ne dedikse, neye yorduksa olmadı. Dünya yerinden oynadı, sokaklardaki hayvanlar acısı olanların derdine koştu, insanlar öldürülürken cümle hayat sizden tek bir insani duygu bekledi, siz bir milim bile oynamadınız. Kendi gündelik kötülüğünüzü, kendinizden nefretinizi, hakikatsiz, insansız ve kifayetsiz hayatlarınızı doğrulamak, meşrulaştırmak ve onaylamak için her felaketin, her acının, her yakınmanın üzerine atladınız ve her zaman yaptığınız gibi çürümüş hayatlarınızı haklılaştırmak için ölenlerin, ölenlere üzülenlerin, ölenlerin ardından yürüyenlerin masumiyetini, bağlılığını, hakikiliğini sorguladınız. Ve sonunda da başardınız: Artık sadece siyasal olarak değil, duygusal ve insani olarak da birbirinden tümüyle kopmuş bir biz ve siz var bu ülkede.

Kolay yoldan zenginleşmek, iktidar sahibi olmak, zulmetmek ve tüm farklılıkları düşmanlıkla yok etmek için elinden geleni ardına koymayan bir siz, bir de inadına nefrete kapılmaya karşı direnen, yaşamın, eşitliğin, özgürlüğün, adaletin, beraber olmanın yanında birleşen ve kendini bu yolda var etmeye çabalayan bir biz var. Bu ikiliği var eder, bizi durmadan düşman olarak karşınıza alır, hak, adalet ve eşitlik arayanları sürekli şeytanlaştırırken fark etmediniz: Bu cehennem bizim değil, asıl sizin cehenneminizdir. Çünkü Burhan Sönmez’in o güzel kitabinin sonunda Hallac-ı Mansur’dan alıntıladığı gibi: “Cehennem acı çektiğimiz yer değil / Acı çektiğimizi kimsenin duymadığı yerdir.”

Bile isteye, çektiğiniz acıların bir tekini bile duymayacak koca bir toplum ve dünya yarattınız. Sayıca kalabalık olmanın verdiği rahat ve huzurla, elde ettiğiniz zenginliğin verdiği konforla, iktidarı elinizde tutmaktan kaynaklı güvenle umursamıyorsunuz. Umursamayın. Bizim gözümüz sizin sahip olduğunuz hiçbir şeyde değil ve olmayacak da. Yaşadığınız hakikatsiz hayatlar, aranızdaki sahte birliktelikler, her davranışınızdan para ve iktidar dışında hiçbir anlam ifade etmediği belli olan “yüce” değerler, sözüm ona uğruna cihanı yakarım deyip ilk fırsatta başkalarına peşkeş çektiğiniz “anlı şanlı” davalar sizin olsun. Biliyoruz, tek derdiniz bizi bize bırakmamaktı, ama her zaman olduğu gibi biz bize kalır ve biz bize yeteriz! Cehenneminiz hepinize hayırlı olsun!

Çünkü şimdiye kadar anlamadınız ve anlamayacaksınız: Küfürle, kibirle, kanla, kahırla başkalarına cehennem ettiğiniz her yer, her an, her hayat, aslında sizin kendi cehenneminizin sadece ufak bir provası. Anlamadığınız için de aldanıyorsunuz, kendinizi aldatmaya da devam edeceksiniz!

Buzdolaplarında beklettirdiğiniz cansız çocuk bedenleri, barış isterken meydanlarda parçaladığınız insan vücutları, mahkeme salonlarında itip kaktığınız faili meçhul yakınları, adalet istediği için örselediğiniz insan ruhları, bizim cehennemimiz değil, onlar bizim canımız, kederimiz ve direncimiz. Her birimizin canını bir efkâra yazsanız bile, biz bu kederi beraber çekmenin, yan yana başımıza sardığınız her derdi birlikte duymanın, buradan bizi çıkaracak hayatı beraber kurmanın yolunu buluruz.

Onca iktidara, zenginliğe ve güce gömülürken içinde giderek yoksullaştığınız şu dünyada gafil gezen, kaybederken ikbalinin yaver gittiğini sanan, kudretsizleşirken güç isteği içinde kıvranan, başkalarının zulmünde kendi zavallılığının tesellisini bulan ve bunun için de sürekli aldanmaya muhtaç olan sizsiniz! Anlayamayacak olsanız da bunu er ya da geç göreceksiniz. İstediğiniz kadar duymayın, istediğiniz kadar görmeyin, istediğiniz kadar telaş ve hınçla hayatlarınızdan bu gerçeği ötelemeye gayret edin. Her sözünüzden her eyleminizden, her yorumunuzdan anlaşılıyor ki devlet gücüyle perçinlediğiniz ve gündelik hale getirdiğiniz bu sıradan kötülük, her daim sizinle olmaya devam edecek. Fakat bizim gibi insanları ortadan kaldırdığınızda, baş başa kalmaktan dolayı rahatlayacağınızı sanıyorsanız da yanılıyorsunuz. Biz olmasak da siz bu kötülüğü ve sonuçlarını birbirinize yeterince iyi ve güçlü hatırlatıyorsunuz. Biz nasıl aşkı, sevgiyi, merhameti, dostluğu birbirimizin bakışlarından çok iyi biliyor ve anlıyorsak, siz de bu kötülüğü, zalimliği ve arsızlığı birbirinize olan bakışlarınızdan çok iyi biliyorsunuz.

Sözün özü, biz sizin, böyle bir katliamın ardından bile arsızca ortalığa dökülen bu kötülüğünüzü yenemedik, bu bize dert oldu, ama siz de bunca kötülüğe rağmen bizi sindiremediniz ve yok edemediniz ve edemeyeceksiniz, bu da size dert olsun! Korku bakanın gözlerindedir demişler, bizim birbirine bakan gözlerimiz korkuya yer vermeyecek kadar muhabbet, aşk ve merhametle dolu. Ne sizden, ne sizin sıradan kötülüğünüzden ne de devletli zulmünüzden korkuyoruz. Korkmadık, korkmayacağız da!

*Zafer Yılmaz, Dr., Ankara Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi.